Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriThe Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

Yazar: Ömer Acıoğlu
The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan
The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

Stephen King’in 1982’de Richard Bachman mahlasıyla yazdığı aynı adlı distopik romanından uyarlanan The Running Man, 38 yıl sonra ikinci kez sinemalarda karşımıza çıkıyor. İlk olarak Paul Michael Glaser’ın yönetmenliğinde 1987’de çekilen bu filmin başrolünde Arnold Schwarzenegger yer almıştı. Şimdi, az önce bahsettiğim gibi, 38 yıl sonra yeniden çevrimle karşımızda.

Bu seferki filmin başrolünde Glen Powell yer alırken yönetmen koltuğunda, Shaun of the Dead (2004), Hot Fuzz (2007) ve The World’s End (2013) filmleriyle Cornetto üçlemesini oluşturan; ayrıca Scott Pilgrim vs. The World (2010), Baby Driver (2017) ve Last Night in Soho (2021) filmlerini de yöneten Edgar Wright oturuyor. Bu yılın ABD’sinde geçen ve milyonlarca insanın izlediği, ölümcül sonuçlara sahip bir programa katılan Ben’in mücadelesini anlatan bu sert aksiyon filmi bugün itibarıyla UIP tarafından vizyona giriyor. Gelin, sizlere bu filmin hikâyesini anlatayım.

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

Hikâye bu yılın ABD’sinde geçiyor. Diktatörlüğün hüküm sürdüğü ülkede televizyon, gücün bir tür silahı hâline gelmiştir. Tek bir kanalda, milyonların izlediği ve gerçek öldürmelerin yaşandığı bir yarışmaya, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Ben Richards isimli bir adam katılıyor. Ben’in kazanması için 30 gün boyunca bu kanlı ve tehlikeli yarışmada hayatta kalması gerekiyor. Çünkü bu süre boyunca insanlar onu gördüklerinde ihbar ediyor ve Ben çeşitli katillerden, avcılardan kaçmak zorunda kalıyor.

Filmin odağı geçim sıkıntıları ve maddi yetersizlikler gibi görünse de asıl meselesi, şiddetten gözü dönmüş binlerce kişiden kaçışı ve 30 gün boyunca emperyalist şirketlerin eline geçmiş medya endüstrisini acımasızca eleştirmesi. Televizyondaki benzer programları düşündüğümde bu filmde gördüğümüz şiddet sahneleri aslında hiç de yabancı gelmiyor. Öte yandan alt sınıfın giderek vahşileştirilmesi ve parasızlık yüzünden yarışmaya katılma istekleri, dünyanın nasıl baskıcı ve acımasız olabildiğini gösteriyor. Bu noktada medya endüstrisinin payı olduğu da su götürmez bir gerçek. Başlıkta da söylediğim gibi; bu filmde katil olan insan değil, televizyonun yani medyanın ta kendisi.

Bu filmin senaryosunu yorumlayacak olursam: Film aslında bir roman uyarlaması. Bir arkadaşımdan duyduğum kadarıyla, yapım Stephen King’in romanına oldukça sadık kalmış. Birkaç ekleme dışında Edgar Wright, romanın kasvetli havasını filme taşımayı başarmış. Bazı aksiyon sahneleri ise beni resmen diken üstünde oturttu. Genel olarak film, anlatacak derdi olan sağlam bir aksiyon–gerilim yapımı olmuş.

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

Filmin görselliği oldukça çarpıcı ve hafif stilize. Bazı sahnelerde baş döndürücü bir sinematografi kullanıldığını kabul etmek lazım. Bunun yanında filmin kasvetini ve devlet baskısını vurgulayan grimsi atmosferi, bazı noktalarda ana karakterin öfkesini yansıtan kameraya bakışları ve gerilimi artıran takip sahneleri seyirciyi hem geren hem de heyecanlandıran bir yapı sunuyor. Bu arada, filmin görüntü yönetmenliği koltuğunda Last Night in Soho’nun yanı sıra Oldboy (Park Chan-wook, 2003), Stoker (Park Chan-wook, 2013) ve Heretic (Scott Beck / Bryan Woods, 2024) filmlerinin de görüntü yönetmeni olan Chung-hoon Chung’un oturduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Filmin müzikleri ise zıpkın gibi yükselten bir etki yaratıyor. Steven Price’ın melodileri her ne kadar tempoyu ziyadesiyle artırsa da orkestral müzikten ziyade elektronik müziğe ağırlık verilseymiş hem atmosfere daha çok hizmet eder hem de gerilimi güçlendirirmiş. Mevcut düzenleme biraz Mission: Impossible tarzına kaydığı için bana tam anlamıyla uymadığını söylemeliyim.

Gelelim oyunculuklara: Glen Powell, geçen yıl izlediğimiz Trap (M. Night Shyamalan, 2024) filmiyle dikkatimi çektikten sonra bu filmde vitesini çok artırmasa da fiziksel ve ruhsal açıdan gerilimi etkili şekilde yükseltiyor. Josh Brolin’in acımasız, Colman Domingo’nun ise oyunbaz performansları filmde öne çıkanlar arasında. The Fall (2006) filmiyle tanıdığımız Lee Pace’in varlığı hoş bir sürpriz olsa da performansını çok beğenmediğimi söylemeliyim. Aynı şekilde Emilia Jones’un performansı da bana pek tatmin edici gelmedi.

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

Uzun lafın kısası, The Running Man, Edgar Wright’ın filmografisindeki en ilginç aksiyon filmlerinden biri. Televizyonun aldatıcılığına ve öldürücülüğüne dair çok söz söyleyen, medyanın yönlendirmeleriyle insanlığın nasıl manipüle edildiğini gösteren bir yapım. Bana kalırsa bu film, tüm aksiyon severlerin bir şans vermesi gereken bir film.

Puan: 3,5/5

The Running Man: İnsanlık Değil, Medyadır Katil Olan

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...