Günyüzü: Köyde Gömülen Gerçekler
İstanbul Film Festivali bitti, ödüller dağıtıldı; ben ise festivali bu cuma kapattım. Zira birkaç günlüğüne biraz da olsa dinlenmem, yazmam gereken yazıları yazabilmem gerekiyor; başlangıcından bugüne tam 15-16 film seyrettiğimi göz önüne alırsam bu sayının oldukça kabarık olduğunu düşünüyorum. O yüzden kendi adıma festivalin son filmini de cuma günü seyrettim.
Güvercin (2018) filmiyle hayatımıza giren Banu Sıvacı’nın ikinci filmi Günyüzü, yıllar sonra köye dönen bir kadının gelişinin başta ziyaret gibi görünmesine rağmen aslında gün yüzüne çıkarılmak istenen olaylara değiniyor. Başrollerinde Selva Erdener, Süleyman Kadim Kabaali ve Asena Hotamış’ın oynadığı bu film, prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı ve ardından İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarıştı. Gelin o zaman size bu hikâyeyi anlatayım.
Köyde Suyla Dolmuş Çukurlar, Çatlak Duvarlar Var
Müzisyen Suna, tahliye edilmek üzere olan evlerin bulunduğu bir köye geri dönüyor. Pek çok yerde pek çok insanla karşılaşıyor, köyü geziyor ve oranın insanlarıyla dertleşiyor. Fakat Suna’nın asıl amacı, kız kardeşinin katili olduğundan şüphelendiği demans hastası Bekir’den bir itiraf almaktır. Bu süreçte Bekir’in kızı Fidan ile kurduğu beklenmedik bağ, iç dünyasındaki karanlık gerçeklerin gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Üstüne üstlük gözü gibi baktığı kedisi de köyde kayboluyor. Ben bu filmi duymuş olmama rağmen sıfır beklentiyle seyrettim ve kendimce kararsız kaldım ne yazık ki; iki şekilde anlatacağım.
Birincisi; birinin İstanbul’dan uzun zaman önce bırakıp gittiği köyüne geri gelmesiyle, uzun zamandır gömülü kalmış bir suç üzerinden eski defterlerin yeniden açılması. Dolayısıyla bunu klasikleşmiş bir hikâye olarak göz önünde bulundurabiliriz; kaldı ki köyde kalırken yaşanan iç hesaplaşmalar, yüzleşmeler ve sırlar gibi olaylar da gördüklerimizin tuzu biberi oluyor.
İkincisi nedir derseniz; uzun süredir köy halkı tarafından “yabancı” sıfatıyla yaftalanmış bir kadının köye gelmesi ve köyde yaşanmış ancak gömülü kalmış gerçekleri ortaya çıkarmak için yaşlı bir adamdan itiraf almaya çalışması üzerine olması. Filmdeki suyla dolu çukurun varlığı ortaya çıkarılmamış ve örtbas edilmiş gerçekleri temsil ederken; mandalar içimizdeki öfkeye ve çirkinliğe rağmen koşulsuz sevginin varlığını, kedi ise kendimizi arayıp da bulamayışımızı temsil ediyor. Dolayısıyla köyün çevresinde gördüğümüz hayvanlar hikâye için önem teşkil ediyor.
Bu sebepten beğenmekle beğenmemek arasında kararsız kaldım; filmdeki hikâye, başta bir taşra hikâyesi olarak göze çarpıyor. Taşrada klasik bir hesaplaşma ve gömülü olan gerçeklerin ortaya çıkması üzerine bir hikâye bu. Ancak şöyle bir durum var ki, filmi bu klasik hikâyeden ayıran birçok unsur bulunuyor. Hayvanlar, suyla dolmuş çukur, evin içindeki çatlaklar ve demans hastası yaşlı bir adam… Bunlar da filmi seyredilebilir kılan diğer etmenlerden.

Günyüzü: Köyde Gömüler Gerçekler
Sağlam Bir Teknik Anlatıma Sahip
Görsellik açısından mekânların ve doğal afetlerin karakterler üzerindeki kullanımı ile uzak plan ağırlıklı çekimler, filmi seyredilebilir kılıyor. Çünkü filmin omurgası konumundaki köy, hem tarihî dokusu hem de yaşanmışlıkları açısından oldukça önem taşıyor. Bunun dışında, filmin uzak plan çekimleri şu yalan dünyadan bihaber olmamızı sağlarken yakın planlar ise maskeleri düşürecek yüzleşmeler sunuyor. Dolayısıyla her ne kadar aşina ve klişe görünse de görselliği sayesinde kendini seyrettirmeyi başarıyor.
Filmin sesleri ve müzikleri de atmosferi büyük ölçüde etkiliyor. Çoğu melodide çellonun kullanıldığı müzikler gayet iyi ve karakterin köy ortamındaki yabancılığını görsellik kadar iyi yansıtıyor. Bununla beraber filmdeki bazı ses tasarımları da oldukça etkileyici. Çatlak, kedi ve manda sesleri gibi tasarımlar gayet etkili duruyor.
Filmin oyuncularını da pek tanımıyoruz. Daha önce hiçbir filmde görmediğim ama sonradan bir opera sanatçısı olduğunu öğrendiğim Selva Erdener, ilk filminde fena oynamamış. Kendisini ilk defa görsek de yüz ifadesi, sesi ve mimikleriyle beğendiğim biri oldu; kameraya karşı gayet iyi oynamış. Hayatımda ilk defa izlediğim ama Cinayet Süsü (Ali Atay, 2019) ve Kovala (Burak Kuka, 2022) filmleri ile Uysallar (Onur Saylak, 2022) dizisinde de rol almış olan Süleyman Kadim Kabaali, bence bu filmin yıldızlarından biri. Başta sempati beslemeye başladığım bu rol, gitgide antipati duyduğum bir karaktere dönüştü. Ruh hâlindeki değişimi ve kendi içinde yaşadığı çatışmalarla bence filmin en sağlam karakteri oldu. Bir de yine ilk kez izlediğim ama sayısız tiyatro oyununda rol almış olan Asena Hotamış da bence Süleyman Kabaali ve Selva Erdener’den fena rol çalmıyor. Saf, iyi niyetli, babasına hep sadakat göstermiş, hiçbir zaman isyankâr ve özgür olamamış genç bir kadını gayet iyi canlandırmış.

Günyüzü
Son Yorum
Uzun lafın kısası bu film, bizi hesaplaşmaların ve gün yüzüne çıkması gereken gerçeklerin olduğu bir dünyaya davet ediyor. Sevginin, merhametin ve gitgide kabuk bağlayan yaraların olduğu bir dünya bu. Ben bu konuda diyeceklerimi dedim; bundan sonrası ise size kalmış.
Günyüzü: Köyde Gömülen Gerçekler