The Bodyguard: Ünlü Bir Yıldız, Bir Korumaya Aşık Olursa
Aşk ne tuhaf bir şey, değil mi? Aşk, insanın öyle bir aklını başından alıyor ki “ben sevmem” diyene bile rahatça sevdirir. Üstelik bazı aşklar var ki bir efsane olur, her yerde duyarız bu ikiliyi. Bir koruma ile pop yıldızının aşkı da böyle bir efsaneydi. Neyden mi bahsediyorum?
34 yıl önce sinemalarda vizyona giren Mick Jackson filmi The Bodyguard’dan bahsediyorum. 2012’de hayata veda eden Whitney Houston ve iki yıl önce Horizon: An American Saga filminin yönetmenliğini üstlenen Kevin Costner’ın başrolde yer aldığı film, iki şarkıyla En İyi Şarkı dalında Oscar’a aday olmuş ve sinemalarda yüz binlerce kişi tarafından izlenmişti. Muhtemelen 1993’te Türkiye’de Warner Bros. Pictures tarafından vizyona girdiğinde de aynı şekilde fırtınalar koparmıştır diye tahmin ediyorum.
Şimdi ise bundan 34 yıl sonra, Whitney Houston’ın şarkılarının eşliğinde güzel bir müzikal yapıldı ve cuma günü itibarıyla ben de Zorlu PSM’de seyrettim The Bodyguard müzikalini.
Bu müzikalin yönetmenliğini de çok şaşırdığım bir isim üstlenmiş ki 2016 yılında Me Before You filmiyle hafızalara kazınan ve bu yıl Netflix için çektiği Ladies First filminin yönetmeni olan Thea Sharrock üstleniyor müzikalin yönetmenliğini. Başrollerinde Sidonie Smith ve Adam Garcia’nın rol aldığı bu müzikal, resmî görevini bırakan eski gizli servis ajanının korumalık yaptığı pop yıldızıyla olan aşkını anlatıyor. Dün itibarıyla sahnelenen ve organizasyonunu BKM’nin üstlendiği bu müzikal, 20 Eylül’e kadar Zorlu PSM’de sahneleniyor.
Gelelim şimdi hikâyeyi anlatmaya. Bu arada bu müzikali daha iyi değerlendirmek için 1992 yapımı filmini bir kez daha seyrettim ve dolayısıyla inceleme yazım biraz gecikmeli çıktı.
Bu Bir Görev mi? Yoksa Aşk mı?
Eski bir gizli ajan olan Frank Farmer, resmî görevini bırakıyor ve artık yüksek ücretlerle ünlülere korumalık yapıyor. Ünlü pop yıldızı Rachel Marron, ölüm tehdidi içeren mektuplar alıyor ve Frank, Rachel’ı korumak üzere koruma, yani bodyguard olarak kiralanıyor. Fakat bu ilişki öyle bir noktaya geliyor ki koruma-yıldız ilişkisinden bir aşk doğuyor.
Bir yıldızı canı pahasına da olsa korumak bir görevdir. Ama bu görevden bir aşk doğarsa bu bir görev mi olur, yoksa bir görev olmaktan çıkar mı? Kalp, akıldan daha üstün olabilir mi? Bunun cevaplarını bu müzikali seyrederken bulacaksınız. Olur da “Ben filmini seyrettim, burada ne olacağını biliyorum.” deseniz bile afallayacağınız yerler olacaktır.
Her ne kadar filminden bir tık daha farklı bir hikâyeye sahip olsa da müzikalin fikri, sonu ve ana fikri hemen hemen aynı. Farklı olan noktalar ne derseniz, oldukça modern bir uyarlama olarak karşımıza çıkıyor. Yani sadece şarkılar katılmamış, aynı zamanda günümüze de gayet iyi uyarlanmış bir müzikal var. Ama yine de bu bir aşk hikâyesidir, hem de masallarda bahsi geçecek kadar büyük bir aşk hikâyesidir. Müzikler bölümünde biraz daha açacağım: Whitney Houston’ın külliyatından çokça şarkı eklenmiş ki bence müzikalitesi açısından gayet dengeli bir kullanımı var. Daha fazlasından bahsedeceğim.

The Bodyguard: Ünlü Bir Yıldız, Bir Korumaya Aşık Olursa
İlk Filmden Çok Daha İyisi mi?
Müzikalin koreografisi oldukça başarılı. Müzikaldeki başrollerden tutun da orijinal filmin ruhuna, bu kadar mı yakışıyor? Kendi adıma danslarıyla kendimi 90’larındaymışım gibi, hatta The Bodyguard filminin içindeymiş gibi hissettim. Bir de bazı yerlerde slow motion olarak yapılan koreografiler de iyiydi. Özellikle müzikaldeki konser sahnesinden bahsediyorum.
Onun dışında müzikalin dekorları da oldukça iyi kullanılmış. Tuğlalardan konser tasarımına, ev tasarımından kulüp tasarımına kadar oldukça sağlam dekorlar yaratılmış ve hemen hemen hepsi de müzikalin amacına sağlam hizmet ediyor. Üstelik belli yerlerde perdeyi indirdikleri anlar da iyiydi. Hem de çok iyiydi. Bir de müzikaldeki duvara yansıyan barkovizyon tarzı kamera çekimleri de gözümüzden kaçmadı.

The Bodyguard: Ünlü Bir Yıldız, Bir Korumaya Aşık Olursa
Güzel Müzikler, Sağlam Oyunculuklar
Müzikallerin olmazsa olmazı olan müzikler ve şarkılar da son derece dengeli ama olabildiğince sağlam. En popüler şarkıları arasında “I Wanna Dance with Somebody”, Dolly Parton’ın kıyıda köşede kalan ama Houston sayesinde dünyanın hit şarkıları arasında yer alan “I Will Always Love You” ve bir David Foster bestesi olan “I Have Nothing” gibi şarkıları müzikalin içine yedirmeyi başarmışlar ve yine tüylerimi diken diken etmeyi başardılar. Yine diyorum çünkü bu şarkıları filmi seyretsem de seyretmesem de dinledikçe sevdiğim şarkılar bunlar.
Oyunculuklar konusunda da hiçbir şikâyetim yok. Bir kere müzikalin başrol oyuncusundan anmadan geçmeyelim. Başrolünü oynayan Sidonie Smith, bir kere sadece Rachel rolünde oynamıyor, Rachel rolünde şarkı söylemiyor. Aynı zamanda, hiç abartısız yazıyorum ki hem oyunculuğu hem de yorumuyla Whitney Houston’ın ruhunu yaşatmayı başarmış. Frank rolünü canlandıran Adam Garcia, bence filmde oynadığı Kevin Costner’dan daha karizmatik ve daha centilmence oynamış. Nikki rolündeki Sasha Monique de çok iyiydi. Matt Milburn de Sy rolünde çok sağlam oynamış. Gözüme çarpanların neredeyse hepsi sağlam oynamış. The Stalker rolünü oynayan James-Lee Harris’i de unutmamak lazım. Onun da performansı ve soğukluğu iyiydi.

The Bodyguard: Ünlü Bir Yıldız, Bir Korumaya Aşık Olursa
Son Yorum
Kısacası The Bodyguard, 34 yıllık bir filmden müzikale iyi uyarlanabilmiş sağlam yapımlardan birisi. Gerek oyunculukları, gerek hikâyesi, gerek şarkılarıyla hem The Bodyguard âşıklarının hem de müzikal sevenlerin seyredebileceği bir yapım. Filmini seyretmeyenler ayrı mest olacaklar ama filmini seyredenler ayrı mest olmak bir yana, gözlerinden ufak ufak damlalar akacaktır. Tek bir uyarım var: Whitney Houston’ın herhangi bir şarkısını bilmiyorsanız birkaç şarkıyı dinleyip gitmenizi tavsiye ediyorum. Bu müzikalin müzikal filmi gelirse, biliyorum ki onu da seyredeceğim. Ayın 20’sine kadar vaktiniz var, koşun seyredin, vakit kaybetmeden.
Puan: 9,3/10