Anasayfa İncelemelerTiyatro İncelemeleriTac’ın Nöbetçileri: Kaosun Ortasında Sadakat

Tac’ın Nöbetçileri: Kaosun Ortasında Sadakat

Yazar: Esra Balaban

Tac’ın Nöbetçileri: Kaosun Ortasında Sadakat

Bu sezon merak ettiğim yapımlardan biri olan ve Siyah Beyaz ve Renkli (SBR) Prodüksiyon imzası taşıyan Tac’ın Nöbetçileri oyunu, tiyatro sahnelerinden aşina olduğumuz geçtiğimiz sene de yönettiği Fanatik oyununu konuştuğumuz Çağrı Şensoy’un yönetmenliğinde seyirciyle buluşmaya devam ediyor.

Tac’ın Nöbetçileri (Guards at the Taj) oyununun arkasındaki isim olan Rajiv Joseph, Fransız-Hint asıllı bir yazardır. Karma kökenli olmayı yazın dünyası için paha biçilemez bir hediye olarak gören Joseph; eserlerinde ırksal sınırların ötesine geçer ve kimliklerin çatışmasından ziyade bu köklerin zenginliğini özgürce metinlerine yansıtır. Joseph’in bu değerli eseri, ülkemizde daha önce birkaç kez sahnelenmiş olup uzun bir aranın ardından Çağrı Şensoy’un rejisiyle yeniden sahne takvimlerinde yerini alıyor.

“İmparatora ölüm, yaşasın güzellik.”

Sahi, nedir güzellik? Peki ya dostluk? Sadakat? Bu sorulardan düzinelercesini soracağınız oyunu gelin biraz da yakından inceleyelim.

Tac Mahal’in büyüleyici güzelliğinin ardındaki kanlı efsane, bu kez kara mizahla anlatılıyor. Hikâye; güç, sadakat ve dostluk gibi kavramlar üzerinden mutlak bir güce sahip olmanın sevgiyle imtihanını çarpıcı bir şekilde işliyor. 17. yüzyıl Hindistanı’nda, Agra kentindeki bu eşsiz yapının kapısında Babür (Semih Ertürk) ve Hümayun (Hüseyin Sevimli) adında iki muhafız nöbet tutmaktadır. Arkalarındaki olağanüstü mimari eseri korumakla görevlendirilen bu iki zıt karakterin, henüz hayatlarını değiştirecek o büyük olaya şahitlik etmeden önceki doğal ve merak uyandırıcı hikâyelerini izliyoruz.

Babür karakteriyle Semih Ertürk; heyecanlı, yeniliklere meraklı ve oldukça zeki bir muhafızdır. Yasaklarla dolu bir toplumda yaşamasına rağmen kurallara boyun eğmeyi pek kabullenmeyen Babür, kıpır kıpır enerjisi ve şen şakrak hâlleriyle kısa sürede izleyicinin sempatisini kazanıyor. Sahnede sürekli hayaller kuruyor ve kurduğu her hayalin içine bizi de çekiyor. 75 dakikalık oyun, temposu hiç düşmeyen uzun soluklu bir performansla dolu. Ertürk’ün sahne üzerindeki duygu geçişleri o kadar kesintisiz ki havada asılı kalan tek bir boş an bile hissetmiyorsunuz. Özellikle finale doğru yükselen dramatik yapıyı, ilk basamaktan son ana kadar büyük hislerle inşa edişini izliyorsunuz.

Ertürk’e eşlik eden partneri Hüseyin Sevimli, Hümayun karakteriyle; kuralcı, görevine sadık, inançlı ve ciddi bir muhafızdır. Babasının yüksek rütbeli bir asker olması, onun burada muhafız olmasına vesile olan bir aracı niteliği taşır ve belki de omuzlarına yüklenmiş büyük bir yükün göstergesidir. Hümayun, Allah’a olan inancını ve saygısını oyunun ilk dakikalarında dile getirirken finale doğru güçlü bir kırılma yaşar. Bu kırılma anı, Şah Cihan’ın verdiği emirle başlar. Tac Mahal’in yapımında çalışan her ustanın, bileklerinden itibaren iki elinin de kesilmesi emredilir. Kan ve vahşet, insanlığın vicdanıyla oynamaya başlarken asıl sorduğum soru şu oluyor: “İnanç temelli bir karakter olan Hümayun, nasıl olur da bir adamın emriyle can almayı (ben öyle ifade etmek istiyorum) kendine hak görür?” Bunu bir düşünün isterseniz.

Bazı sorgulamalarınız bittiyse oyuna geri dönelim…

Tac’ın Nöbetçileri: Kaosun Ortasında Sadakat

Tac’ın Nöbetçileri: Kaosun Ortasında Sadakat


Büyük bir üçgen hayal edin; tabanından ucuna kadar üç eşit parçaya ayrılsın. En alt kısımda yer alan soft bir beyazlık, oyunun başlangıç noktası olsun; derinlik olabildiğince az, doğal bir akış… Bir sonraki parça, orta kısım olsun. Buradaki beyazlık büyük bir sisle birleşir; beyazlık griye çalan koyu bir ton alır ve karmaşa içinde kaçmaya çalışır. Oyunun gelişme kısmı diye adlandıracağım bu orta yüzey, oyuncuların yüksek performanslarını gerçek hislerle ortaya koydukları, belki akıllarını kaybetmeye kadar varacak anlarla doludur. Tüm hislerin birbirine girdiği; sahici olanla Hümayun karakterinin güçlü iradesiyle dostu Babür için verdiği mücadele… Üçgenin son kısmı, yani tepe noktasına ulaştığımızda ise hayal mi gerçek mi sorusu belirir. Biz hangisinin yaşanmasını istiyorsak son öyle mi olsun? Orası izleyenlere kalsın.

Tac’ın Nöbetçileri, oyunculuk performansları ve rivayete konu olan karanlık bir mit ile izlemesi merak uyandıran bir oyundu. Dostluk bağlarını, sevgiyi ve elbette yasakları sorgulayacağınız uzun, kanlı bir oyun (oyunda kan yok) izlemek isterseniz Tac’ın Nöbetçileri için bir bilet alın!

Tiyatro ile kalın…
Bir sonraki yazım için heyecanla bekleyin…

Tac’ın Nöbetçileri: Kaosun Ortasında Sadakat

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...