Anasayfa İncelemelerTiyatro İncelemeleriJob: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Yazar: Ömer Acıoğlu
Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Kötülüğün kökünü nasıl kazıyabiliriz? Kökünü kazımamız gereken bu kötülük nerelerde, kimlerle karşımıza çıkıyor? İçimizdeki kötülükle nasıl başa çıkabilir, onu nasıl yenebiliriz?

Geçtiğimiz haftalarda prömiyerini yapan Job, bize bu sorular eşliğinde içimizdeki kötülükle hesaplaşmayı anlatıyor. Hem de en derinlere gömülmüş, en karanlık hâliyle. Max Wolf Friedlich’in yazdığı ve Broadway’de de epey ses getiren oyundan uyarlanan bu yapım, Ezel dizisiyle (2009-2011) hayatımıza giren Kerem Deren ile El Turco dizisindeki senarist ortağı Çisil Hazal Tenim tarafından uyarlandı. Başrollerini Leyla Tanlar ve Sarp Akkaya’nın paylaştığı oyun, bir iş yerinde geçirdiği sinir krizi sebebiyle işten çıkarılan genç bir kadının, bir psikolog aracılığıyla işine geri dönmeye çalışmasını anlatıyor. 25 Nisan’da Zorlu Center PSM’de prömiyerini yaptıktan sonra, 15 Mayıs’ta ikinci kez Fişekhane’de izleyiciyle buluştu. Gelin şimdi oyuna daha yakından bakalım.

Bir iş yerinde sinir krizi geçiren genç bir kadın süresiz “izne” ayrılıyor. Sonrasında ise elindeki silahla psikoloğun yanına gidiyor ve terapi süreci başlıyor. Tek amacı, “izne” ayrıldığı işe geri dönebilmek için gerekli raporu almak. Ancak terapi ilerledikçe roller değişiyor; karakterler içlerindeki kötülüklerle yüzleşmeye başlıyor. İntihar, şiddet ve siber suçlar gibi olaylar üzerinden terapi giderek daha da derinleşiyor. Olaylar ilerledikçe gerçek ile kurgu arasındaki çizgi de ayırt edilemez hâle geliyor.

Bu oyunu tam anlamıyla değerlendirebilmek için birkaç başlık altında incelemek gerekiyor. İlk olarak yüzleşme meselesiyle başlayalım.

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

İçimizdeki Kötülükle Yüzleşme

Yüzleşme diyorum ama bu tam olarak neyin yüzleşmesi? Bana göre bu, insanın kendi karanlık yanı ve kapanmayan yaralarıyla hesaplaşması. Oyun, bu konuda karakterleri anlamamızı sağlıyor; hatta bir noktadan sonra onları anlamakta zorlanmamıza neden oluyor. Çünkü başlangıçta sıradan bir terapi gibi görünen süreç, zamanla kontrolden çıkıyor ve dengeler değişiyor. İster istemez gerçek ile hayal arasındaki ince çizgi bulanıklaşmaya başlıyor. Ancak çizgi bulanıklaştıkça, derinlerde saklanan kötülük de daha görünür hâle geliyor. Bununla birlikte karakterlerin üstlendikleri roller de değişime uğruyor.

Zaten oyunun röportajlarını okuduğumda da, anlatının işletilemeyen bir terapi seansı etrafında şekillenmesi bu düşüncelerimi destekledi. Yani oyunda gördüğümüz her şeyin merkezinde bir dengesizlik hâkim.

Güç Çizgisi Bulanıklaşıyor

Yüzleşme derinleştikçe içimizdeki gerçek güç de ortaya çıkıyor; daha doğrusu güç zehirlenmesi görünür hâle geliyor. Bir diğer mesele ise sahip olduğumuz gücün kendisi. Oyunda sıkça söz edilen ama doğrudan görmediğimiz kötülüklere karşı koydukça, karakterlerin bu gücü daha fazla sahiplendiğini hissediyoruz. Bu güç, oyunda bazen intikama, bazen de merhamete dönüşüyor. Kimi zaman karanlığa sürüklüyor, kimi zaman ise aydınlığa çıkarıyor. Üstelik tüm bunlar yaşanırken seyirciyi de hikâyenin bir parçası hâline getiriyor.

Bize Özgü ve Başarılı Bir Uyarlama

Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda Job, işe geri dönme isteğiyle başlayan bir hikâyenin; rollerin tersine dönmesi ve konuşmaların derinleşmesiyle birlikte giderek karanlık sırların ortaya çıktığı bir Pandora’nın kutusuna dönüşmesini anlatıyor. Metin ve hikâye anlatımı bu açıdan oldukça güçlü. Üstelik birazdan bahsedeceğim dekor dışında kullanılan ekran çekimleri de karakterlerin iç seslerini ve düşüncelerini daha iyi anlamamızı sağlayarak anlatıyı güçlendiriyor.

Oyunun bir diğer önemli yönü ise başarılı bir adaptasyon olması. Üstelik bu uyarlama, Türkiye’deki sosyal yaşama ve gündelik gerçeklere oldukça iyi uyarlanmış. Metrobüslerde karşılaşılan taciz vakalarından gençler arasında yaygınlaşan akran zorbalığına, toplumda giderek artan şiddet olaylarına kadar birçok meseleyi başarılı biçimde işlemişler. Açıkçası ben bu yönünü oldukça başarılı buldum.

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Estetik ve Müzikal Açıdan Güçlü

Peki, sahne tasarımına ne demeli? Görsel bir şölen sunmasa da, oyunun anlatmak istediği meselelerle uyumlu ve oldukça sağlam bir sahne tasarımı olduğunu söyleyebilirim. Kutu büyüklüğündeki bir odada gördüklerimiz, bilinmeyen gerçeklerin dışa vurumunu yansıtırken; ekranlarda gördüklerimiz ise bildiğimiz ama dile getirmediğimiz gerçekleri temsil ediyor.

Ömer Sarıgedik’in müzikleri de sahne ve dekorla uyum içinde ilerliyor. Çiğ, elektronik ve sert tınılardan oluşan müzikler, iki karakterin psikolojik durumunu etkili biçimde yansıtmayı başarıyor.

Güçlü Oyunculuklar

İki oyuncu da sahnede oldukça etkileyici bir performans sergiliyor. Geçtiğimiz yıl Erken Kış filminde izlediğimiz Leyla Tanlar, burada oldukça isyankâr bir karakterle karşımıza çıkıyor. Sarp Akkaya ise başlangıçta soğukkanlı ve akılcı bir psikolog gibi görünse de zamanla daha öfkeli ve kırılgan bir karaktere dönüşüyor. Hangisini daha başarılı bulduğumu sorarsanız, ikisini de oldukça iyi bulduğumu; ancak Sarp Akkaya’nın performansını bir adım önde gördüğümü söyleyebilirim.

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Son Yorumlar

Toparlamak gerekirse Job, bir psikolog-hasta hikâyesi olarak başlayıp zamanla rollerin değiştiği, hesaplaşmaların derinleştiği ve insanın içindeki karanlık tarafı ortaya çıkaran güçlü bir oyuna dönüşüyor. Kendine özgü estetiği, minimalist dekor kullanımı, elektronik müzikleri ve başarılı oyunculuk performanslarıyla bu yıl mutlaka görülmesi gereken yapımlar arasında yer aldığını düşünüyorum.

Job: İçimizdeki Karanlıkla Hesaplaşma

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...