Solo Seyir #4: Özge Özel “Çiççek Gibi”
Özge Özel sahnenin önüne geçmeden önce uzun süre arkasında çalıştı. Reklamcılığı, kendi deyimiyle “eve diploma götürmek için” bitirdikten sonra asıl istediği yere yöneldi, tiyatro yüksek lisansına başladı ve uzun bir süre sahnenin arkasında, yazı masasında çalıştı. “İbrahim Selim’le Bu Gece” ekibinde editörlük yaptı, TuzBiber çatısı altında stand-up sahnelerine çıktı, Podbee Media için “Kayıp Eşya Bürosu” adlı podcast’i hazırladı. Roast‘taki ve gözlem mizahındaki keskinliğiyle stand-up çevresinde sık anılan bir isim oldu. İlk tek kişilik özel gösterisi Çiççek Gibi‘yi (adı, çift ç ile bilinçli bir yazımla “çiçek” kelimesine oynuyor) Mart 2024’te yayımladı; yönetmenliğini Emre Özerden üstlendi. Gösteri, adını taşıdığı o narin ifadenin aksine epey cesur bir yerden konuşuyor.

Solo Seyir #4: Muayeneden Meyhaneye – Özge Özel’in “Çiççek Gibi”si
Başlığın kaynağı, Özel’in kendini en kırılgan hissettiği yer: Jinekolog koltuğu. Eski doktoru muayene sırasında ona “Ççiçek gibisin ablacığım” deyince, Özel de gerçekten kendini çiçek gibi hissettiğini anlatıyor. O doktorun emekli olmasıyla başlayan yeni jinekolog arayışı, gösterinin en uzun ve en dişli bölümlerinden birini açıyor. Bir devlet hastanesinin kadın doğum katını, zamanın büküldüğü, sedyelerin kendi başına yol aldığı sürreal bir sahne gibi tarif ediyor.
Muayene sırasında yıllar önce atması gereken bir külodu giymiş olmanın paniğiyle ağlamaya başlaması, iç sesinin bu ağlamayı bir “dayı” edasıyla yorumlaması, “güçlü kadınlar ağlamaz” cümlesini kendi kendine tekrarlaması… Bütün bunlar gülünç görünürken sağlık sistemine, kadınların muayenehanede yaşadığı tedirginliğe ve yalnızlığa dair bir şeyler de söylüyor. “Rutin kontrol” ile seyirciyi suç ortağı yaptığı an, HPV testinden korunmaya kadar uzanan detaylar, kadın sağlığını bir komedi gösterisinin merkezine koymanın ne kadar seyrek görüldüğünü hatırlatıyor.
Gösteride kadın sağlığı bir dekor değil, taşıyıcı kolon. Özel bu konuyu utanç ya da tıbbi bir ders havasından uzak, gündelik ve rahat bir dille açıyor. Sekse olumlu bakan yaşlı jinekoloğunu “emekli bir albayın bahçesiyle ilgilenmesi” gibi anlatması, bu rahatlığın hem sıcak hem iğneleyici tarafını gösteriyor. Kadın bedeni, muayene, cinsel hayat gibi başlıklar sahnede bir tabu olarak değil, hayatın sıradan parçaları (aslında olması gereken fakat bizim garipsediğimiz noktada) olarak duruyor.
İkinci büyük damar: Kimlik. Özel, Alevi olduğunu geç fark ettiğini, çevresindeki herkes Alevi olduğu için kendini uzun süre “ötekileştirilmemiş” hissettiğini anlatıyor. Ailesini yıllarca yalnızca CHP’li sanmasından, annesinin taşıdığı bir Hazreti Ali anahtarlığından, bir Alevinin başka bir Aleviyi kalabalıkta sezmesine kadar uzanan bir gözlem serisi kuruyor. Sokakta yanına yaklaşıp “nerelisiniz” diye soran adamın Zülfikar dövmesini göstermesi, kendisini evlendirmeye çalışan teyzenin “yabancı” derken Alevi olmayan herkesi kastetmesi… Azınlık olmanın gündelik kodlarını, kimseyi suçlamadan, sıcak bir iç şakaya çeviriyor.

Solo Seyir #4: Muayeneden Meyhaneye – Özge Özel’in “Çiççek Gibi”si
Kürtlük meselesini de aynı belirsizlikle ele alıyor. “Anne biz Kürt müyüz?” diye sorduğunda annesinin verdiği kaçamak yanıtlar, konu değiştirmeleri ve küçük sinir krizleri bir aile portresine dönüşüyor. Özel burada tek bir replikle Türkiye’nin bastırılmış hafızasına dokunuyor: Annesinin “asıl Kürtler bizim konuştuğumuz Kürtçeyi anlamıyor” cümlesi, üstüne gidildikçe elde kalan cinsten. Pasif agresif bir ailede büyümeyi, bir tartışmanın sonunda eline slim sigarasını alarak türkü açıp sessizce ağlayan bir anneyi tarif ederken hem çok kişisel hem çok tanıdık bir alan açıyor. Kişisel bir aile anısı gibi başlayan şey, ülkenin etnik ve mezhepsel gerilimlerine dair bir yorumla bitiyor.
Alevilik ve Kürtlük, bir meyhane sahnesinde iç içe geçiyor. Özel’in sevgilisinin ailesiyle tanışması bir meyhanede oluyor; masadaki CHP’liler, ikinci dubleden sonra onun Alevi olduğunu öğrenince sevinçle karşılıyor, “Aleviler bu ülkenin aydınlık yüzü” diyorlar. Özel de rahatlıyor, o an herkes pembe bir bulutun içinde. Fakat bu bulutu dağıtmak istemediği için Kürt olduğunu aynı masada söyleyemiyor. Ertelediği bu itiraf, mezhebin ve etnik kimliğin bu topraklarda ne kadar farklı karşılandığına dair sessiz bir yorum taşıyor; birini alkışla kabul eden bir sofra, ötekini duymaya hazır olmayabiliyor.
Ülkeye dair en yoğun bölüm ise flört üzerinden geliyor. Yeni sevgilisinin bir buluşmada sorduğu “2010 referandumunda ne oy kullandın?” sorusu, gösterinin en politik anını başlatıyor. Özel karşısındakinin siyasi duruşunu çözmeye çalışırken bir Galatasaray rozetinden Hakan Şükür’e, oradan bir başka tanıdık isme kadar uzanan bir mantık zinciri kuruyor; sonunda çocuğun 2010’da on iki yaşında olduğu ortaya çıkıyor.
Bu bölüm, Türkiye’de siyasetin flörte, arkadaşlığa ve aile sofrasına ne kadar sızdığını hem komik hem isabetli biçimde gösteriyor. Aynı sevgilinin toplumsal cinsiyet konularında fazla “düzgün” davranıp İstanbul Sözleşmesi’ni ezbere kullanması ise ayrı bir ince akım kuruyor; feminist dilin bazen bir performansa dönüşmesiyle usulca dalga geçiyor. Gösterinin ilk dakikalarındaki asker DM’leri şakası da benzer bir yerde duruyor: Milliyetçilikle, orduyla ve “vatani görev” diliyle flört eden, bilerek riskli bir mizah.

Solo Seyir #4: Muayeneden Meyhaneye – Özge Özel’in “Çiççek Gibi”si
Özel’in komedisi birkaç sağlam ayağa basıyor. Birincisi kalıpları tersine çevirmek. Heteroseksüelliğini anlatırken kullandığı “tercih değil, yönelim” ifadesi bilindik cümlenin tam tersi; bu tek hamle bile duruşunu özetliyor. İkincisi tekrar eden bir yapı: “Çok tatlı bir insan, her şeyi konuşabiliyoruz, kaybetmek istemiyorum” cümlesiyle açtığı her bölümün sonunda karşımıza farklı biri çıkıyor; kâh jinekoloğu, kâh terapisti, kâh sevgilisi. Bu tekrar hem ritim veriyor hem de yalnızlıkla bağ kurma arzusu üzerine sessiz bir yorum taşıyor. Üçüncüsü iç ses: Kafasının içinde yaşayan, ona “atla, yapabilirsin” diyen o “dayı”, gösterinin en özgün buluşlarından biri. Dördüncüsü ise kendiyle dalga geçmekten çekinmemesi. On yedi yıllık ilişki geçmişini, 36 yaşında bekâr oluşunu, terapiye “yatırım aracı” olarak başlamasını çekinmeden anlatıyor.
“Güçlü kadın” ifadesini bir nakarat gibi kullanması da dikkat çekiyor. Kimi zaman kendini gaza getirmek, kimi zaman o kalıbın içine sıkışmışlığıyla dalga geçmek için tekrarlıyor. Cinsiyetçi şaka üzerine kurduğu bölüm, bu ikircikli tavrın en net hâli: Dolma ve şırdan üzerinden “bu topraklarda yapılan ilk cinsiyetçi şaka” fikrini işlerken hem türü eleştiriyor hem de iyi yapıldığında ne kadar keyif verebileceğini itiraf ediyor. Kendisine yakıştırılan “erkek düşmanı” damgasına verdiği yanıt da bu çizgide: Erkekleri sevdiğini, ama en çok cinsiyetçi şaka karşısında köpüren erkeği sevdiğini söylüyor.

Solo Seyir #4: Muayeneden Meyhaneye – Özge Özel’in “Çiççek Gibi”si
“Çiççek Gibi” bir kimlik gösterisi. Alevilik, Kürtlük, kadın olmak, bekâr olmak, azınlıkta olmak; Özel bütün bu tanımları tek tek eline alıp, hiçbirinden özür dilemeden gülünecek bir yer buluyor. Gücü, bu ağır başlıkları didaktik bir dile düşürmeden, kişisel anekdotların içinden geçirerek anlatabilmesinde. Gösteriyi izleyince akılda kalan şey, keskin tespitlerin yanında bir tür şefkat oluyor: Kendine, annesine, o utangaç asistan doktora, hatta koltuğuna işeyen köpeğe bile… Sahnede tek başına duran bir kadının ülkeyi de kendini de aynı nefeste anlatabilmesi, gösteriyi adının vaat ettiğinden çok daha dikenli, ama bir o kadar da sıcak kılıyor.