Anasayfa İncelemelerStand Up İncelemeleriSolo Seyir #1: Taha Ercoşkun “İstibdad”

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun “İstibdad”

Kısıtın Kendisini Malzemeye Çeviren Bir Politik Stand-Up

Yazar: Halenaz Ekmekçiler
Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun "İstibdad"

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun “İstibdad”

Kısıtın Kendisini Malzemeye Çeviren Bir Politik Stand-Up

(Gösteriyi YouTube üzerinden seyredebilirsiniz.)

YouTube’da tek kişilik gösterilerini yayınlayan komedyenleri incelediğimiz seriye, adı kadar niyeti de açık bir gösteriyle başlıyoruz.

Bir komedyen politik solo gösterisine “İstibdad” adını veriyorsa, esprinin yarısı daha ilk saniyede yapılmış demektir. İstibdat, Osmanlı’da II. Abdülhamid’in baskı ve sansür dönemine verilen ad; yani “Yerin kulağı var” düzeninin kısa tarihi.

Taha Ercoşkun tam bir saat boyunca bu adı bir şaka olarak taşıyor: Daha sahneye çıkmadan avukatın malzemenin üçte ikisini kestiğini, gösterinin sansürsüz hâlini “şartlar el vermediği için” yapamayacağını, Boğaziçi’nde deşifre olmamak için bazı şakaları saklı tuttuğunu söylüyor. Gösterinin asıl konusu, konuşamamanın kendisi. Kırmızı çizgiyi anlatmak yerine, kırmızı çizgiye çarpmayı sahne malzemesine çeviriyor.

Taha Ercoşkun Kimdir?

Ercoşkun’un yolu alışılmadık. Bolulu; stand-up’a İstanbul’un İngilizce sahnelerinde başlamış, oradan Rusça sahnelere geçmiş (Duolingo’da 600 küsur günlük seri ve “Antalyalı bir dondurmacı seviyesinde Rusça” ile), en son “Bolulu olduğunu hatırlayıp” Türkçe’ye dönmüş. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ya da kendi deyimiyle “okudu, yetmedi, bir daha okuyor”. Stand Up Turkey, BKM Mutfak ve kurucusu olduğu Boğaziçi Komedi Kulübü sahnelerinde gösteriler vermiş. “İstibdad”, YouTube’a taşıdığı ilk tek kişilik gösterisi; ardından “Muhafazakâr Background” turnesi geliyor. Bu çok dilli, akademiye yaslanan geçmiş boşuna değil: Gösterinin mizah dilini de aynı şey belirliyor; referans yoğun, kelime oyununa dayalı, seyirciden belirli bir kültürel bilgi bekleyen bir komedi.

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun "İstibdad"

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun “İstibdad”

Tez Niyetine Bir Açılış

Gösteri, bir “offense check” ile açılıyor. Ercoşkun konu başlıklarını tek tek sayıyor (siyasiler, azınlıklar, LGBT, hatta Allah) ve her biri için salondan alkış ya da yuh istiyor: “Bu konuda şaka yapılmasından rahatsız olmam” diyen alkışlasın, “narin kalbim kaldırmaz” diyen yuhlasın. Görünüşte bir ısınma turu; aslında bütün gösterinin tezi. Ercoşkun daha ilk beş dakikada haritayı çıkarıyor: Nerede gülünebiliyor, nerede susuluyor… Salonun Allah’ı “yuhlamaya bile yanaşmamasını” anında bir şaka olarak toplayıp (“şirk olur diye herhâlde”) cebe atması, refleksinin ne kadar hızlı olduğunu daha baştan gösteriyor.

Gültepe: Bir Mahallenin Karaktere Dönüşmesi

Gösterinin en güçlü sütunu, Ercoşkun’un yaşadığı Gültepe’yi bir tür sahne kişiliğine çevirmesi. Mahalle, aynı anda iki şeyi birden yaşıyor: Bir yanda soylulaşan rezidanslar ve “gender reveal” partileri, öbür yanda sokakta bambaşka bir “gender reveal”. Türkiye’de üye sayısı 73 olan Troçkist bir partinin ilçe başkanlığının burada olması, gecenin birinde teyzesinin Telegram’a katılmasıyla açılan “1-2 gramlık alışveriş” imaları, karakol önünde buluşmanın “daha güvenli” sayılması… Bu Gültepe personası, Ercoşkun’a paha biçilmez bir alan açıyor: En karanlık malzemeyi bile sevimli kalarak söyleyebiliyor, çünkü hep kendini de aynı manzaranın içine yerleştiriyor.

Bu bölüm aynı zamanda gösterinin en cesur yerlerinden birini de barındırıyor: Bir terör örgütünün “dershanesi, lisesi” olmasının absürtlüğü üzerine kurduğu diziyle (“İŞİD Endüstri Meslek çıkışlıyım”, “Hizbullah Ortaokulu”) ve Diyarbakır’da yaşanan gerçek bir olayı (“Hizbullahçılar Burger King bastı”) komedi motoruna sürmesiyle Ercoşkun, ofansif mizahın en riskli koridorunda yürüyor. İşin ustalığı, bunu bir öfke gösterisine değil, saf bir absürtlük gözlemine dönüştürebilmesinde.

Motor: Kelime Oyunu ve Zıtlıklar

Ercoşkun’un komedisi büyük ölçüde dille oynuyor. “Ne denir?” kalıbıyla kurduğu bilmece-şakalar (Beşiktaş’taki bir Trakyalının küfrü, “Akaretler”; Marksizmin Türkiye’deki zorlukları, “Engels” olarak söylemesi gibi) bir sözlük şakası ustalığı sergiliyor. Bunu, gündemdeki “zıtlıklar” listesi izliyor: Adı ile işi çelişen kurumların, kişilerin sıralandığı hızlı bir seri. Hepsinin zirvesi ise Hemingway’e atfedilen o meşhur “altı kelimelik hikâye” fikrini alıp çağdaş Türkiye’ye uyarlaması: Aynı formu kullanarak seyirciyi güldürmek yerine bir anda susturan, kısa ve sert politik yumruklar. Bir edebiyat anekdotundan doğrudan güncel siyasete uzanan bu geçiş, gösterinin en zarif yapı hamlelerinden biri.

Osmanlı, Aruz ve Gerçek Bir Şehzade

Finale doğru Ercoşkun beklenmedik bir yere, Osmanlı tarihine sapıyor: Tembel padişah II. Selim üzerine, hatta divan şiirinin aruz ölçüsü üzerine espriler. Aruz kalıbıyla şaka yapıp “olmadı, Hemingway hatası” diye kendi şakasını yıkması, onun meta-komedi refleksinin en net örneği. Bu bölümün en tatlı yanı ise gerçek olması: İngiltere’de büyümüş, Türkçe bilmeyen, Osmanlı hanedanından bir komedyen arkadaşını Dolmabahçe Sarayı’na götürüşünü ve adamın kendi dedelerinin sarayına girmek için 30 euro ödemesini anlatıyor, “Kaybetmeseydiniz” tag’iyle kapatıyor. Kişisel, absürt ve politik olanı tek bir anıda birleştiren, gösterinin belki de en iyi yazılmış parçası.

Gösteri, “bağlama sanatı” sandığı bir etkinliğin aslında shibari (ip bağlama) atölyesi çıkmasıyla ve “elimiz kolumuz bağlı” esprisiyle kapanıyor. Açılıştaki sansür temasına yapılan sessiz ama temiz bir callback.

Sonuç

“İstibdad”, ofansif mizahı seven biri için tam bir ziyafet; ama bunu “şok için şok” yaparak değil, altını referansla ve yapıyla doldurarak başarıyor. Ercoşkun’un en büyük kozu, tehlikeli malzemeyi taşırken bile sevimli ve “aramızdan biri” kalabilen bu Gültepeli persona. Kelime oyunundaki hızı, callback disiplini ve kısıtı doğrudan konuya çevirme fikri, onu sıradan bir “gündem komedyeni”nden ayırıyor.

Zayıf tarafı da tam olarak gücünün kaynağı: Gösteri epey “niş”. Troçkizmden aruza, Hemingway’den Türkiye gündeminin en ince detaylarına uzanan referans yoğunluğu, doğru seyirciyi kahkahaya boğarken bilgisi olmayanı zaman zaman dışarıda bırakabiliyor. Ercoşkun da bunun farkında, “çok niş bir kitleye hitap ediyorum” diye kendisi de dalga geçiyor. Bir de gösterinin açılışı yoğun biçimde salon etkileşimine dayalı; bu, canlı seyirde harika işlerken video formatında bazı anları biraz gevşetebiliyor.

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun "İstibdad"

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun “İstibdad”

Yine de sonuç net: Bu, Türkiye’de politik stand-up‘ın hem en cesur hem de en okumuş kanadından, üzerine düşünülmüş, sıkı yazılmış bir gösteri. Seriye başlamak için de doğru yer; çünkü “İstibdad”, bir komedyenin susmak zorunda olduğu bir yerde nasıl bu kadar çok şey söyleyebildiğinin en iyi örneklerinden biri.

Puan: 10/10

Dipnot

Taha Bey aynı zamanda Ankara’daki Editör Dükkan – Kitap & Kahve & Komedi‘nin ortaklarından ve oradaki birçok quiz night, açık mikrofon gibi etkinliğin sunuculuğunu yapıyor. Mekânın ismi gibi 3K bir arada: Kitap da, kahve de, komedi de aynı erişim noktasında. Gerek etkinlikleri gerekse de mekânı deneyimlemeniz tavsiye olunur…

Solo Seyir #1: Taha Ercoşkun “İstibdad”

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...