Anasayfa İncelemelerStand Up İncelemeleriSolo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Bir İyilik Muayenesi

Yazar: Halenaz Ekmekçiler
Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Solo Seyir #2 Akın Aslan – “İyi Huylu”: Bir İyilik Muayenesi

Akın Aslan’ın 2023 tarihli tek kişilik gösterisi “İyi Huylu” üzerine

Gösteriyi YouTube üzerinden izleyebilirsiniz.

Bir gösterinin adı bazen en iyi şakasıdır. “İyi Huylu” da öyle. Türkçede “iyi huylu” iki şeyi birden söyler: bir yandan yumuşak başlı, kimseye zararı dokunmayan, tatlı mizaçlı biri; öbür yandan da tıbbi raporlarda okuduğumuz o soğuk teselli… Büyüyen ama öldürmeyen, içinizde taşıdığınız ama farkına varmadığınız kitle. Akın Aslan yaklaşık 45 dakika boyunca tam da bu iki anlamın arasında gidip geliyor. Kendini iyi bir insan olarak tanıtıp, sonra o iyiliğin altını tek tek oyuyor; sonunda geriye kalan şey, iyilik ile onun tam tersi arasındaki o “çok ince çizgi” üstünde, elinde bir mikrofonla dengede durmaya çalışan bir adam.

TuzBiber sahnelerinden, Uykusuz‘daki yazılarından ve nihayet 2023 sonunda YouTube’a yüklenen bu kayıttan tanıdığımız Aslan, yeni kuşak Türk stand-up’ının en sağlam kalemlerinden biri. “İyi Huylu”yu yayına verirken düştüğü not bile onun mizacını ele veriyordu: Uzun süredir sahnede anlattığı şakaları “huzurlarınızda emekliye ayırdığını” söylüyordu. Yani bu gösteri bir açılış değil, bir veda: bir dönemin altına çekilen çizgi. Ve tam da bu yüzden, bir komedyenin kendi malzemesini gömerken ne kadar iyi bir “cenaze katılımcısı” olduğunu izlemek için ideal bir metin.

Mizaç: Düşük Profilli Bir Yıkıcı

Aslan’ın sahnedeki en belirgin özelliği, sesini yükseltmeden kullanması. Kendi tarifiyle “düşük profilli bir insan”; sessizlikle arası iyi, günün büyük kısmı onun için sessiz geçiyor. Bu, boş bir itiraf değil; gösterinin bütün komik mekanizması bu alçak sesin üstüne kurulu. Şakaları bağırılarak değil, size doğru eğilip fısıldanarak geliyor. Bir seyircinin isabetle söylediği gibi, sanki bir sahnede değil de bir sohbetteymişsiniz ve komik bir arkadaşınız size bir şey anlatıyormuş gibi. Hazırlanmış olduğu belli olmayan bir hazırlıklı olma durumu bu; cümleler doğaçlama tadında akıyor.

Bu yumuşaklık bir tuzak. Çünkü Aslan tipik olarak masum bir gözlemle başlar, sizi rahatlatır, sonra o gözlemi mantığın uçurumundan aşağı iter. Yoga stüdyosuna boyun ağrısı için gittiği bölümü düşünün. Mesele önce nostaljik bir karşılaşmadır: ilkokuldan bir arkadaş, Elif. Sonra Instagram açılır ve o küçük, herkesin bildiği kıskançlık (“biz liseden sonra aynı hayatı yaşamamışız”) birdenbire metafizik bir hesaplaşmaya dönüşür: Elif’in onun “ölü toprağını” alıp kendine kaleler yapacağından emindir.

Ardından eğitmen ona duruşundan ve nefesinden söz açınca, sıradan bir yoga uyarısı Aslan’ın zihninde varoluşsal bir hakarete büyür: “Durmak ve nefes almak” sanki seneler önce halletmesi gereken iki temel problemmiş gibi. İtiraz eder, geri adım atmaz ve bölüm o küçük gündelik dâhilikle biter: Gerilime rağmen kapıyı çarpamaz, çünkü püsküllü kapılar yavaşça, barış içinde kapanmaktadır. “Namussuzlar bilerek yapmışlar.”

İşte Aslan’ın imzası bu: Koca bir öfke tiradını, bir kapı mekanizmasının fiziğiyle söndürmek.

Tez Cümlesi: İyilikle Piçlik Arasındaki Çizgi

Gösterinin kalbi, adını taşıyan o bölümde atıyor. Aslan gerçekten iyi bir insan olduğunu düşünüyor; ailesi de öyle düşünüyor, herkesin suratında iyilik “ırsi” gibi. Ama hemen “fireler” itiraf ediliyor: Kan grubu tutan bir arkadaşının kana ihtiyacı vardır, o ise koltuktan kalkmadan bir maliyet-fayda analizi yapar (“Cevdet güçlü adamdır, kanseri yeneriz”). Buradan çıkan cümle, bütün gösterinin omurgasıdır: İyilikle piçlik arasında çok ince bir çizgi var ve o bazen bu çizginin neresinde durduğunu bilemiyor.

İyi Huylu gösterisinin dâhiyane yanı, geri kalan her bölümü bu çizginin bir testine çevirmesi. Aslan kendini sürekli ahlaki mikroskobun altına yatırıyor. Dilenciyle karşılaştığında inancı “sert bir şekilde sarsılır”, çünkü karşılıklı bir dilenme başlar: Dilenci ondan bir lira ister, o dilenciden vicdanını rahat bırakmasını. Verdikten sonra bile durum düzelmez; “Az önce arkadaşına verdim” gibi, sanki bütün yoksullar birbirinin arkadaşıymış gibi saçmalar.

Etrafındaki daha “net” arkadaşlarını da sıralar: dilenciyi istihdam vaadiyle savan (“Git çalış, ama tek elim var, part-time çalışıyorsun”) ya da hiç kıpırdamadan, dilencinin gitmesini bekleyen tip. Aslan en çok bu sonuncusuna saygı duyar, çünkü “hissettiği en yakın şey” odur. Buradan boks makinesine, oradan pençeli oyuncak makinesindeki ayıcığa uzanan çağrışım zinciri, onun bir başka gücünü gösteriyor: Bir tespiti bırakmadan, üstüne bir tane daha, bir tane daha koyarak absürdün tepesine tırmanması.

Aynı ahlaki muayene mizah tekniğinin de bir parçası. Bu adam kendi vicdanını yokladıkça, seyirci de kendi vicdanını yokluyor. Güldüğü şeyden utanıp utanmayacağına karar veremeden bir sonraki cümle geliyor.

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Ölüm Bölümü: Sıçratmadan Gömmek

Gösterinin en uzun ve en karanlık hareketi cenaze-düğün ekseninde. Aslan cenazelerde çok iyidir: “Sıçratmadan” gömer, ambiyansı kuvvetlendirir, iyi bir cenaze katılımcısıdır; düğünlerdeki açığını cenazelerde kapatır. Düğünlerde ise kötüdür, çünkü orada insana dans etmesi için baskı yapılır ve o, birine dans etmemesi için baskı yapılabileceğini ama etmesi için yapılmasını anlamlandıramaz.

Bu bölüm bir ölüm geçidine dönüşür ve Aslan cesetleri şaşırtıcı bir sevecenlikle taşır. Haberi “Refik amca yaşıyor muydu, öldü mü?” diye alınan 105 yaşındaki akrabanın cenazesi; o yaşta ölen birinin ölüm nedeniyle kimsenin ilgilenmemesi, oysa “sigaradan öldü” dense bu, sigara içenler için bir umut ışığı olurdu. Siyah beyaz fotoğraflardaki yaş tayin edememe hâli, annesinin bütün fotoğraflarda Çerkez Ethem gibi çıkması. Ve ünlülerin ölememesi üzerine o soğuk gözlem: 2023 yılında yeterince ünlüyseniz tıp sizi bir şekilde kurtarıyor.

Formula şampiyonunun yıllardır süren bitkisel hayatına dair kurduğu o zalim cümle, “bitkisel hayatta ondan daha uzun yaşayan birçok bitki var”, bu gösterinin kara mizahının nereye kadar gidebildiğinin en temiz örneği. Kendi başına bir şey gelse babasının, aile bütçesini korumak için fişi kendi elleriyle çekeceğine dair kurduğu senaryo ise ölüm korkusunu bir “internet kafe mantığı” olarak indirgiyor.
Burada bir teknik not düşmek gerek: Aslan bu en ağır malzemeyi taşırken bile alçak sesini bırakmıyor. Kara mizahı bağırtıyla değil, bir tür sakin merakla kuruyor; ölümün her türlüsüne “saygı duyduğunu”, hatta hayatı anlamlı kılan şeyin ölüm olabileceğini söylerken bile yüzünde o düşük profilli ifade var.

Bir Dostluğun Gölgesi: Deniz Göktaş

Ölüm bölümünün ardından gösteri bir an gerçekten durur. Aslan, sahneye çıkma sebebinin en yakın arkadaşının vefatı olduğunu söyler: arkadaşı ölmeden önce ona “sahnede hayatını anlatsan” demiştir. Sonra, kendi mizacına sadık kalıp bu duygusal anı hemen deler: “onurlu ve anlatmaya değer bir hikâyemiz vardı” diye başlayıp meseleyi “Atatürkçü motor çeteleri / Kemalist Kaplanlar” saçmalığına çevirir. Yani samimiyet kurulur kurulmaz sabote edilir; bu, Aslan’ın en karakteristik hamlesi. Sahnedeki bu “ölü en yakın arkadaş” bir komedi kurgusudur, gerçek bir vefat belgesi değil, ama tam da bu yüzden, gösterinin dışındaki gerçek bir dostluğu hatırlamak için iyi bir kapı aralar.

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Çünkü Akın Aslan’ı anlatıp Deniz Göktaş‘tan söz etmemek, bu kuşağın komedisini yarım anlatmak olur. Göktaş, Aslan’ın en yakın arkadaşlarından biri, bir dönem ev arkadaşı. İkisi de aynı yataktan, yeni nesil kara ve ofansif mizahın aynı okulundan geliyor: önce afallatıp sonra güldüren, sizi rahatsız etmekten garip bir haz alan, politik gerilimi malzeme yapmaktan çekinmeyen o ekol. İkisi de Uykusuz‘un sayfalarından geçti, ikisi de TuzBiber‘in açık mikrofonlarında pişti. Göktaş kendi tek kişilik gösterisiyle (“Selam Selam”) yolunu ayırıp solo bir çizgiye geçmeden önce, ikili uzun süre Ankara ve İstanbul sahnelerinde birlikte çıktılar; “Akın Aslan & Deniz Göktaş” afişi hâlâ ikisini yan yana getiren bir markadır.

Bu kardeşliğin izini gösterinin içinde de görmek mümkün. Aslan yalnızlık bölümünde eski günleri anarken, dört erkek arkadaşıyla birlikte yaşadığı, birbirlerini her şartta onayladıkları o evi anlatır: “bilardo topları gibi sağa sola çarparak savrularak” geçen bir hayat, sonra herkesin birer delik bulup karanlığa gömülmesi (ki bu şiirsel kapanışı da “o kadar da abartmayın” diye deler). İşte “İyi Huylu”, bir yönüyle o ortak komedi evinin, o çarpışa savrula büyüyen dostluğun da belgesi. Sahnedeki “ölü en yakın arkadaş” kurgusu ne kadar karanlıksa, sahnenin dışındaki yaşayan en yakın arkadaş (birlikte sahne aldığı, birlikte yaşadığı Göktaş) o kadar somut. Aslan için komedi biraz da bu: yalnız yapılan ama hep bir dostla omuz omuza öğrenilen bir zanaat.

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

İşçi Bir Güldürü: Bayrakçılar, Dublörler, Eskiciler

Gösterinin orta bölümü Aslan’ın “her türlü iş” geçmişine ayrılıyor ve buradaki komedi tümüyle işçi sınıfı gözleminden besleniyor. İnşaat, çim biçme, forkliftle tahta taşıma, sonra o taşımayı “bir robot çıksa da işimi elimden alsa” diye özetleyen o yorgun cümle. Otoyol kenarındaki gözlemeci kadınları bir tabelayla kıyaslayan bölüm (“bu adam tabeladan daha mı masrafsız?”) acımasız ama gözlemi kusursuz: 150 kilometre hızla yanından geçerken o insanı fark etmek için gerçekten çok az vaktiniz var, ve “ıspanaklı peynirli” o gözleme otoyolda beyhude patlıyor.

Dublörlük bölümü ise Aslan’ın kendine bakışının en sivri özeti: dublörlüğü “insanlık onurunun yere en yakın olduğu mesleklerden biri” diye tarif eder, çünkü orada birinin canı acımasın diye kendini defalarca yere atarsınız. Eskici bölümündeki anlaşılmaz sokak satıcısı ise Aslan’ın uzatmalı absürt analojideki ustalığının doruğu: adamın ne dediğinin hiçbir önemi olmaması, aynı mantığın Fransa’da da, pazarda kaybolan kızı Dilara’yı ararken de işleyeceği, ve nihayet o retro dükkânında “bunun bedeni var mı?” sorusunun bir savaş alanına, kopmuş bir kafayı komutanına götüren askere kadar büyütülmesi. Bir espriyi alıp, mantıksal olarak gidebileceği en uçuk yere kadar sürükleme yeteneği: Aslan bunu bir hattatın sabrıyla yapıyor.

Tabuların Dili: Anal, Kürtler Ve “Taşıyıcı Irkçı”

Gösterinin son üçte biri en cüretkâr, ama aynı zamanda en zekâ yüklü kısmı. 33 yaşını “Z raporu gibi bir yaş” diye tanımlayan Aslan, hayallerinden (“basketbolcu olmak”) vedalaşmanın, hatta hiç hayalinin olmamasının verdiği o “vizyonsuz” boşluğun üstünden, cinsellik ve tabu meselesine geçer.

Ama dikkat: Burada malzeme müstehcenlik değil, müstehcenliğin dili.

Aslan bir konuyu ağzından çıkarır çıkarmaz seyircinin yüzünde beliren gerginliği fark eder ve asıl şakayı o gerginliğin üstüne kurar.

Aynı içeriği Netflix‘te İngiliz bir komedyenden dinleseydiniz bu kadar batmayacağını söyler, çünkü “Dil-kültür ilişkisi başka, kadın-erkek ilişkisi başka.” Kendini “Ortadoğulu, kavruk tenli bir Türk erkeği” olarak konumlandırıp, bu tipin ağzından çıkan her sözün nasıl bir “töhmet” altında olduğunu anlatması, aslında bir mizah teorisi dersidir: bir şakanın neden güldürdüğü ya da neden batırdığı, şakanın kendisinden çok onu kimin, hangi bedende ve hangi dilde söylediğine bağlıdır. Köydeki “berik etmek” tabiri ya da işaret diliyle “orası değil” uyarısı gibi buluşlar, meseleyi kabalıktan alıp bir dil ve kültür gözlemine taşıyor.

Ve gösteri, hak ettiği finalle, “Kürtler Diyelim mi?” bölümüyle, kapanıyor. Aslan burada kendi kimliğini masaya yatırır: annesi Rizeli, babası Tunceli/Dersim doğumlu; kendi Kürtlüğünü yıllar sonra, “Nerd bir solcu arkadaşından” öğrenmiştir. Komedyenlerin “Kürt” kelimesini bir gerilim düğmesi gibi kullanmasını teşhir eder: sadece bir belde ismini (“Cizre, Judi, Varto, Şırnak”) söyleyerek ortamın nasıl gerildiğini, modem şifresi ya da çocuğa “Silopi” adı verme şakalarıyla gösterir. Ama asıl vuruş, bir kavram icat etmesinde: “taşıyıcı ırkçı”.

Hiçbirimiz ırkçı değiliz belki, ama her birimiz birer taşıyıcı ırkçıyız: ırkçılık hayatımızda hiç faaliyete geçmese bile bulunduğumuz ortamda gayet güzel yeşerir. Lastik yakma şakasına gülüp geçen birinin ırkçı olmadığını sanmaması gerektiğini söylerken, gösterinin bütün “iyi huylu” tezini de tamamlar: Kötülük çoğu zaman kötü niyetten değil, farkında olmadan taşıdığımız o iyi huylu, belirtisiz kitleden gelir.

Dedesinin 1930’ların başında, Dersim’e denk gelen bir dönemde doğduğunu anlatırken bile mizahı bırakmaz: katliamı “Dersim olayları”, sonra “Dersim Olimpiyatları” diye yumuşatıp dedesinin “Sabiha Gökçen’e karşı yarışıp hayatta kaldığını” söyler. Bu, kara mizahın en riskli biçimidir: acıyı inkâr etmeden, ona bir kahkahayla saygı duruşunda bulunmak. Gösteriyi kapatan müzik-melodi düşüncesi ise (“Doğru bir ritim ve melodiyle beynimin filtresi geçilebiliyor”) aslında bir itiraf: Dilin de şakanın da bir melodisi var ve o melodi, altına asla imza atmayacağınız cümleleri bile bir an için doğru gösterebiliyor. Aslan tam da bunun farkında olduğu için tehlikeli ve tam da bunu itiraf ettiği için iyi huylu.

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Sonuç: Belirtisiz Bir Dâhi

“İyi Huylu” 45 dakikaya, hem bir komedyenin bütün cephaneliğini hem de bir insanın kendiyle dürüst bir hesaplaşmasını sığdırıyor. Aslan burada ne saf bir eğlendirici ne de kürsüye çıkmış bir vaiz; ikisinin arasındaki o çok ince çizgi’nin üstünde yürüyen, sesini yükseltmeden en ağır şeyleri söyleyebilen biri. Malzemesini “emekliye ayırırken” bile, gömdüğü her şakanın üstüne toprağı sıçratmadan atıyor, çünkü, kendi deyimiyle, iyi bir cenaze katılımcısı.

Geriye, adının vaadini tutan bir gösteri kalıyor: İyi huylu ama ihmal edilmemesi gereken bir oluşum. Güldürürken içinize yerleşen, sonradan farkına vardığınız, büyümeye devam eden. Ve bu satırların yazarı olan ben de dahil, onu bir kez izleyen çoğu kişinin ortak dileği belli: Bu adam daha çok sahnede kalsın, daha çok video yüklesin. Çünkü hem iyi politik şaka yapabilen hem de kara mizahtan gerçekten anlayan komedyenlere bu memleketin ihtiyacı var; nedeni belki tam da Aslan’ın söylediği gibi belirsiz, ama ihtiyaç kesin. Teşekkürler Dersim Prensesi.

Solo Seyir #2: Akın Aslan “İyi Huylu”

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...