Oyunun Oyunu: Üç Fazda Fars
Uzun bir süre önce fars bir oyun izlememe yönünde kendime bir söz vermiştim. Doğası gereği bol bol yanlış anlaşılma ve absürt sürprizler üzerine kurulu bu oyun stili, edindiğim kötü deneyimler neticesinde keyif alamadığım bir tür olarak önyargılarımda kaldı. Fakat öyle sağlam bir kadroya sahip bir fars çıkageldi ki, bu sözümü askıya alıp tiyatro koltuğunda yerimi aldım. Bahsettiğim oyun, Oyunun Oyunu.
Renkli 80’ler kostümleriniz ve sardalyalarınız hazırsa başlayalım.
DK Yapım ve Good Directions Ent. tarafından sahnelenen, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda; Salih Kalyoncu, Günay Karacaoğlu, Sermiyan Midyat gibi komedisini çoktan ispatlamış usta isimlerin yanına İbrahim Kendirci, Gözde Kaya, Ömür Arpacı, Duygu Kurt, Özlem Alpözü ve Enis Aybar’dan oluşan şahane bir oyuncu kadrosu eklenerek kimyası yüksek bir ekip oluşturulmuş.

Oyunun Oyunu: Üç Fazda Fars
Michael Frayn’ın 1982 yılında Noises Off adıyla kaleme aldığı bu farsın ilginç bir doğuş hikâyesi var. Yazar, bir gün bulunduğu bir fars oyununun kulisinde yaşanan olayların sahnedeki oyundan daha eğlenceli olduğunu fark edince, aklına bu oyunun fikri düşüyor. Zamanla bugünkü formunu kazanana kadar da defalarca kez değişiyor. Sayısız kez sahnelenip çokça ödüller kazanan oyunun bir film uyarlaması dahi var.
Oyun, “Çırılçıplak” adlı, adından da anlaşılacağı üzere bol seks şakalı, slapstick bir fars komedisinin prömiyer öncesi son provasıyla başlıyor. Sahnelenmeye 24 saatten az bir vakit kalmışken hâlâ birçok sorunlu noktası bulunan oyunun yaratım sürecini gördüğümüz bu ilk perdede, esasen ortaya çıkması gereken oyunun ne olduğu seyirciye aktarılırken bir yandan da karakterleri ve aralarındaki ilişkileri tanıyoruz.
İkinci perdeye geçtiğimizde ise oyun kelimenin tam anlamıyla 180 derece yön değiştiriyor. Barış Dinçel imzası taşıyan dekor tasarımı ile oyunun ilk perdesinde gördüğümüz ev dekoru tamamen dönerek bizi kulise, yani oyunun arka planına götürüyor. Burada sahne önünde fars oynayan oyuncuların, sahne arkasında yaşadıkları farsı izliyoruz.
Son perdede ise oyunun bilmem kaçıncı temsilini izliyoruz. Oyuncular arasındaki ilişkiler değişmiş, işleyen kısımlar artık bozulmuştur. Oyun ne olursa olsun tamamlanmaya çalışılsa da artık hiçbir şey ne idealdeki gibidir ne de oynandığı hâliyle.
Yazarın farsa getirdiği bu yaratıcı dönüşüm hikâyesi benim çok hoşuma gitti. Her fazda değişimleri, olanları, olamayanları fark etmek; kulis ile oyun arasındaki geçişleri ve hatta oyuncuların hem oyun kişisini hem de kendi hâllerini görmek çok keyifliydi. Bu anlamda oyunda bir “saydam dört duvar” hissi var.

Oyunun Oyunu: Üç Fazda Fars
Oyuncuların da başarılı bir iş çıkardıklarını söylemek gerek. Takip edildiğinde tadı çıkan birçok karışıklığın içinde ekibin her biri o kadar iyi bir işçilik sergilemiş ki oyun bir saniye bile şaşmıyor. Her saniyesinde yoğun performanslar izliyoruz. Birbirlerinden güç alıyor, birbirlerini parlatıyorlar. Kimyaları gerçekten çok iyi oturmuş.
Fakat ne yazık ki oyunun bir süre sorunu var. Kâğıt üzerinde üç perdeden oluşan oyun, ufak bir perde açma kapatma şakasının ardından ikinci ve üçüncü perdelerin birlikte oynanmasıyla ilerliyor. Buna rağmen neredeyse üç saatlik bir oyun izliyoruz ki bu, bir fars için bile çok ama çok uzun bir süre. Haliyle bu durum seyircilerin tepkilerinin bıkkınlığa dönüşmesine yol açıyor. Bu noktada oyun ne kadar çabalasa da istediği reaksiyonları alamıyor. Seyircinin de oyunun bir parçası olduğunu unutup kendi kendine çalıp söylemenin iyi bir performans için anlamı kalıyor mu, emin değilim.
İlerleyen temsillerde bu sorunun çözüleceğini düşünüyorum. O yüzden bu durumu “ilk oyunun günahı” kontenjanında görüyorum. Yoksa bu uzun süreye rağmen takır takır işleyen oyunculuklara haksızlık etmiş oluruz. Günay Karacaoğlu ve Salih Kalyoncu başta olmak üzere tüm oyuncuların performansları inanılmaz tatlıydı. Özellikle Günay Hanım’ın sahnede kurduğu hâkimiyeti seyircilerden sezebiliyorsunuz. Gözler ister istemez ona ve onun jest/mimiklerine odaklanıyor.

Oyunun Oyunu: Üç Fazda Fars
Toparlayalım: Oyunun Oyunu; şahane oyunculuklara sahip, detaylarında farklı oyunlar izlediğimiz, sahnenin, ışığın ve kostümlerin bile birer şakaya dönüştüğü keyifli bir oyun olarak beğenimi kazandı. Fakat bir türlü bitiremediğimiz bir ilişki gibi, uzun bir Lark sigara gibi bittiğinde ağzımızda kekremsilik ve zihnimizde yorgun bir his bırakıyor.
Yine de “iyi oyunculukların olduğu keyifli bir fars izlemek isterim” derseniz, Oyunun Oyunu’nu izleyebilirsiniz.
Sonraki oyunlarda görüşmek üzere.