Macbeth: Sahnede Kesintisiz Karanlık Akış
Geçen hafta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında izlediğim Macbeth uyarlaması, özellikle sahne tasarımı konusunda epey ilgi çekiciydi. Özlem Belkıs tarafından uyarlanan Shakespeare eseri, Barış Erdenk tarafından yönetiliyor. Sadece sahne değil, aynı zamanda bu sahnenin işleyişi ve kurgulanışı açısından müzik, konumlanmalar ve koreografinin de büyük bir önemi var. Bu sebeple müzikte Gürkan Çakıcı’nın, koreografide ise Sibel Erdenk’in yer aldığından bahsetmeliyim. Dekorda Emre Satı, kostüm tasarımındaysa Medina Yavuz görev alıyor. Dekor ve kostümü uzun uzun konuşacağım.
Öncelikle Macbeth okumamış biri için oyun gayet anlaşılırdı; bunu anlatıcılara borçluyuz. Oyunda iki anlatıcı vardı ve bu iki anlatıcıdan biri cadıydı. Aslında Macbeth’te üç cadı bulunur. Oyunda yalnızca bir cadı vardı; fakat replikleri sıralı üçlemelerden oluşuyordu. Böylece tek bir kişinin ağzından üç cadı imgesi verilebilmişti.
Sahne, müzik ve dansla açılıyor diyebilirim. Ama onun da öncesinde seyirciyi daha en başta etkileyen şey sahne tasarımıydı. Demir parmaklıklardan ve açılıp kapanabilen arşiv dosyalarını andıran bölmeler sahnenin tamamına yayılmıştı. Bir de heykeller vardı tabii: Duncan, Macbeth ve Banquo’ya ait heykeller. Bu heykeller sahnenin iki ayrı köşesine konumlandırılmıştı. Bu açıdan seyircinin görüşü biraz kısıtlanmıştı; özellikle Lady Macbeth’in bazı uzun soluklu performanslarında sahnenin sağ köşesinde oluşu, solda oturan seyircilerin onu pek görememesine ve anlamakta zorlanmasına yol açıyordu.
Öte yandan sahnenin sağ ve sol köşelerinin bir avantajı da “ölü noktalar” olarak kullanılabilmesiydi. Çünkü bazı sahnelerde seyirci sahnenin ortasına odaklandığından, bu noktalar görünmüyordu. Bu sayede oyuncular sahneye girip çıkmadan köşelerde hareket hâlinde kalabildiler. Hem Lady Macbeth hem de cadı açısından bu durum avantaj sağladı. Cadı (Pınar Bekaroğlu) daima sahnenin içindeydi; o hep “aramızdaydı” ve bu seyirciye çok net hissettirilebildi. Cadının kostümünü, duruşunu ve sesini kullanış biçimini çok beğendiğimi söyleyebilirim.
Macbeth: Sahnede Kesintisiz Karanlık Akış
Kostümler hem birbirine hem de sahnenin konseptine uygun olarak seçilmişti. Kan olarak kullanılan boyanın kostümlere bulaşacağı göz önünde bulundurularak deri tercih edildiğini düşünüyorum. Kostümler deriden, ortam ise karanlık tonlardan oluşuyordu. Tüm materyallerin kahverenginin tonlarında olması beni rahatsız etmedi. Fakat aldığım bazı yorumlara göre, kostümlerin fazla “Viking havası” verdiği ve döneme ya da konsepte uymadığı düşünülüyordu. Evet, olabilir; fakat bu bir çözüm yoludur. Prodüksiyon öncesi ve sonrası sistemin işleyişi düşünüldüğünde doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.
Kostümle ilgili gözüme uymayan tek seçim, Lady Macbeth’in (Gonca Yakut) delirme sahnesinde giydiği beyaz korseli uzun elbise ve kullandığı peruktu. Bunca koyu, karanlık ve kahverengi tonlu sahnenin arasında bir anda ışık gibi parlayan o beyaz elbise, her ne kadar dikkat çekici olsa da genel sahne uyumunu bozuyordu. Buradan Lady Macbeth’in aynı sahnedeki performansına geçmek istiyorum. Fazlaydı; duyguyu yeterince geçiremedi. Aldığım yorumlara göre diğer seyirciler de bu sahnede duygunun seyirciye aktarılamadığını düşünüyordu. Güzel tarafı, sahnenin oldukça dikkat çekici oluşuydu; öylece izledik, bakakaldık. Bu sahnede kullanılan su ise anlatıyı kuvvetlendirdi. Sahnenin ortasında açılan boşluğa su doldurulmasıyla koreografi daha canlı bir hâl aldı. Yine bakakaldık.
Oyun iki anlatıcıdan oluşuyordu. Bu iki anlatıcının farklı rolleri de vardı. Bu açıdan bir eksiklik olup olmadığını düşündüm. Anlatıcıların varlığı, yukarıda bahsettiğim “Oyunu okumayanlar için de anlaşılırdı.” durumunu sağlıyordu. Fakat bir noktada karmaşa da yaratabiliyordu. Muhtemelen oyuncu kadrosunun azlığından ya da bilinçli bir tercihten kaynaklanıyor olabilir; ancak anlatıcıların yalnızca anlatıcı rolünde olması, bu algı karmaşasını önleyebilirdi.
Macbeth: Sahnede Kesintisiz Karanlık Akış
Bu oyunun belki de en farklı yanı, oyuncu sayısının az oluşu ve oyuncuların sahnenin dışına hiç çıkmayışıydı. Sürekli bir devinim hâlinde olan karakterler sahnede iyi bir akış sağlıyordu. Göz karmaşası yok denecek kadar azdı ve bu beni etkiledi. Bunu sağlayan birinci etmen sahne tasarımı, ikinci etmen ise gözü yormayan renklerin tercih edilmesiydi. Yine de daha fazla devinim mümkün müydü? Evet. Bazı noktalarda arka planda kalan oyunculara odaklandığımda, sahnenin tümünü kullanmadıklarını ve seyirciyi etkileyebilecek konumlarda durmadıklarını görebiliyordum. Örneğin sahnenin üst kısmına yerleştirilen koridor ve tahtın arkasındaki yükseklik geri planda kaldı. Bu da performansın güçlenmesini bir parça engellemiş olabilir.
Oyunun sonlarına doğru geçişler hız kazandı. Fakat neredeyse iki saat süren, tek perdeden oluşan bir oyun olduğunu ve oyuncuların sahneyi hiç terk etmediğini düşündüğümüzde, bunun oldukça yorucu ve güç gerektiren bir performans olduğunu kabul etmek gerek. Macbeth (Mert Kırlak), oyunun başında sakin ve pasif bir oyunculukla başlasa da karakterin dönüşümünü iyi yansıttığını düşünüyorum. Bir noktadan sonra makyajının silinmeye başlamasıyla performansının daha da kuvvetlendiğini söyleyebilirim. Macbeth, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sahnelenmeye devam ediyor; izlemenizi öneririm.