Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriOnslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Yazar: Ömer Acıoğlu
Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Savaş ölümden soğuk mudur? Kesinlikle. Çünkü düşününce savaşa girmek, savaşmak aslında işin en kolayıdır. Fakat savaş esnasında büyük travmalara yol açacağı için içindeki travmalarla da yüzleşmek gerekiyor. Dolayısıyla savaştan sonra hayatta kalmak, travmalarla başa çıkmak daha zordur.

Pop Skull (2007) filmiyle sinemaya adım atan, 2011’de You’re Next, 2012 ve 2013 yıllarında V/H/S serisi, 2014’te The Guest, 2016’da Blair Witch, 2017’de Death Note filmlerinin yanı sıra, 2021 ile 2024 yıllarında Godzilla vs. Kong ve Godzilla X Kong filmleriyle stüdyonun çarklarına da kapağını atan sert korku yönetmeni Adam Wingard’tan bana göre yarı stilize bir aksiyonla özüne geri dönüyor. Üstelik A24 markasıyla.

Karşımızda ise savaşın travmaları ve ölüm makineleriyle mücadele eden bir annenin ve savaş gazisinin hikayesi Onslaught var. Başrollerini Adria Arjona, Dan Stevens ve Rebecca Hall’un paylaştığı filmin yönetmenliğini Adam Wingard üstleniyor ve yarı stilistik A24 aksiyonu bugün itibariyle TME Films tarafından vizyona giriyor. Geçelim hikâyeye.

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Bir Yandan Saldırı Bir Yandan da Travmalar

Celeste, yıllar önce bir savaşta asker olarak savaşmış, şimdilerde ise küçük bir karavanda yaşayan bir gazidir. Ara sıra da olsa beyninde ve kollarında bir travmaya maruz kalıyor. Bu esnada da küçük kızı geliyor ve onun gelmesiyle de küçük ritüeli sarsılmak üzeredir.

Bu arada Alman bir bilim adamı gizli bir üste, askerlerine son derece riskli bir askeri deney uyguluyor. Fakat bu uygulanan deney başarısızlıkla sonuçlanıyor ve deneyin ölüm makineleri hâline gelen süper askerler de üsten çıktıktan sonra tüm halka saldırmaya başlıyor, hem de öldüresiye. Ta ki Celeste’e ulaşana dek. Fakat Celeste de kolay lokma değildir. Yapacağı şey de bu ölüm makinelerini kendisine ve kızına zarar gelmeden öldürmesi oluyor.

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Görselliği İlgi Çekiyor, Ses Tasarımı da Tabii

Filmi aslında iki yönden ele almak gerekiyor. Filmin başlangıcından itibaren bize Amerika’nın nasıl bu kadar zalim, nasıl şiddet ülkesi olduğunu gösteren kurgular mevcut. Vietnam Savaşı’ndan Obama’ya, Kennedy’nin vurulmasından İkinci Dünya Savaşı’na, Nazilerden bazılarının Amerika’ya katılmasından Hiroshima dönemine kadar hepsini hızlı ama sert bir kurguyla ama sağlam başlıyor film. Filmden çıktığınızda Amerika’nın, daha doğrusu dünyadaki ülkelerin aslında ne kadar korkak ve ne kadar gizli saklı işler yürüttüğünün farkına varacaksınız.

Diğer yönü de bir gazinin gözünden savaşla, daha doğrusu savaşın travmalarıyla mücadelesi üzerine ele alınıyor. Bir dönem savaştayken ölüm makinesi hâline gelmiş, ölümden dönmüş fakat içindeki travmalarıyla, savaşın verdiği sızısıyla mücadelesini Celeste karakteri üzerinden oldukça etkili anlatmış. Süper askerler gibi ölüm makinesine dönüşerek saldırmaya başlaması askerlere, filmdeki hem korumacı hem de savaşçının yarattığı etkiyi gözler önüne seriyor. Bunu hem toplumsal açıdan hem de karakter açısından bence güzel işlemiş ve kendi adıma bu filmi bu yönden beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Fakat kafamda birkaç düşüncem var. Film 93 dakikalık bir film. En fazla 20 dakika daha çekilseydi, başta Celeste dâhil olmak üzere birçok karakterin en azından alt metnine sahip olsaydı biraz daha iyi olurdu. Ama bu hâliyle de bence doyurucu bir aksiyon deneyimi getirmeyi başarmış.

Estetik açıdan Sam Raimi, Robert Rodriguez, James Cameron ve Takashi Miike filmlerine saygısını esirgemiyor. Hatta Evil Dead, From Dusk Till Dawn ve Terminator bir araya gelseydi ortaya böylesine sert bir film çıkardı diyorum. Ağır çekimleri, yakın planları, uzak planları kendi adıma epey ilginç geldi gözüme. Kurgu oyunlarıysa filmin en can alıcı olaylarından biri. Sadece geçişleri değil, aynı zamanda Amerika’nın sondan başına doğru giden zaman çizgisini de enteresan buldum.

Müzikten çok, ses tasarımları daha fazla öne çıktı. Ses tasarımı olarak bir karakterin kafa seslerinden tutun, bağırış, kamyon tekeri, patlamalar ve bunun gibi daha birçok enteresan ses tasarımına itiraz etmeden geçiyorum hızlıca. Müzik kullanımı az, daha çok Daggers, Paint It Black’in Almanca adaptasyonu Rot Und Schwarz, Ringer Dub gibi oldukça iyi seçilmiş şarkılar var.

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Oyunculukları da İlgi Çekici

Oyunculuklar konusunda ise Adria Arjona, çok sağlam bir şekilde oyun vermiş. Bana göre Penelope Cruz’un tam gençlik kopyası olan Adria Arjona, hem anne kimliğiyle hem de savaşçı kimliğiyle tam anlamıyla aklımı çeldi.

Alman bilim adamı rolünde Dan Stevens’ı normalde her filmde ve Legion dizisinde çok beğenerek seyretmişliğim var, fakat bu filmde beğenemedim. Karakteri yeterince inandırıcı gelmedi, karakterine sanki inanmamış gibi.

Onun dışında Rebecca Hall, bence bu filmdeki sağlam oyuncusu olarak gözüme çarptı. Soğuk bakışı, topuklu ayakkabıyla adamın yüzüne basışı gibi hem jestleri hem mimikleriyle sağlam bir alt metin vermeyi başardı.

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Son Yorum

Uzun lafın kısası, Onslaught sadece dünyanın nasıl savaş alanına dönüştüğünü anlatmıyor. Aynı zamanda bir kadın olarak hem travmaları hem de terörizm ile mücadele etmeyi de anlatmayı ihmal etmemiş. 35mm’lik kameralarla, ABD’nin sondan başlangıcına kadar giden kurgu oyunları ve sağlam ses tasarımlarıyla aklımı çeldi.

Ben diyorum ki, bu haftanın yarı stilistik, sert aksiyon filmini, aramızda aksiyon sevenler varsa, seyretsin. Her şeye rağmen doyurucu bir aksiyon filmi var.

Puan: 7,6/10

Onslaught: Savaş Ölümden Soğuktur

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...