Chronicles From The Siege: Kuşatma Altında Hayatın Adı Hayatta Kalmakmış
Memleketiniz kuşatma altına girdiği zaman nasıl bir baskı hissedersiniz? Kuşatma altında olmak, bir insanın hissedebileceği en sert baskılardan biridir. Açlık, sefalet, savaş sebebiyle her gün yaşadığınız ölüm korkusu ve gece yatarken oyuncağa sarılır gibi bir silaha sarılmak… Ne kadar acı verici, ne kadar zalimce geliyor, değil mi? Kuşatma altındayken zaten adına yaşamak denmiyor, hayatta kalmak deniyor.
Abdallah Al-Khatib’in ilk kurmaca filmi Chronicles from the Siege, bize tam olarak savaşın acımasız gerçekleri karşısında hayatta kalma üzerine çarpıcı bir hikâye anlatıyor. Berlinale’de En İyi İlk Film ödülünü alan film, kuşatma altına girdiğinde hayatları altüst olan insanları anlatıyor. Başrollerinde Nadeem Rimawi, Saja Kilani, Samer Bisharat, Emad Azmi ve Maria Zreik’in yer aldığı film, İstanbul Film Festivali‘ndeki prömiyerinden sonra bugün Bir Film tarafından vizyona giriyor. Bir karakterin gözünden kuşatmanın hikâyesini anlatmaya çalışan bu hayatta kalma savaş filmine gelin, bir göz atalım. Hikâye konusunda sonlara doğru spoiler olabilir, o yüzden hikâyenin son cümlelerine doğru es geçmenizi öneriyorum.

Chronicles From The Siege: Kuşatma Altında Hayatın Adı Hayatta Kalmakmış
Nasıl Bir Hikayedir Bu?
Mülteci kampı kuşatma altına girdiğinde bütün hayatlar altüst olmuştur.
Sinema aşığı ve eskiden video dükkânı işleten Arafat, açlıktan ve susuzluktan gücünü kaybetmiştir. Oradaki arkadaşlarından birisi Arafat’a ekmek getiriyor, fakat ekmeğinden maske yaparak yüzüne takıyor ve herkesin kapısını çalıyor. Leila, Mohammed, Youssef ve Walid, eski ve değerli filmlerle dolu bir dükkâna giriyor ve marangozhaneye doğru çıkıyorlar. Fakat tam çıkacakları yerde ateşkes ihlal ediliyor, mahsur kalıyorlar ve arkadaşlar arasında büyük bir tartışma yaşanıyor. Saleh de sigara almak için buzdolabını çalıyor, fakat bir hırsız sigarayı çalıyor. Bu filmdeki herkes, belki de ölmeden önce son kararlarını alıyor.
Yaşamak Neydi Sahi?
Kuşatma altında alınan kararların insanı ne derece büyük kayıplarla karşı karşıya bıraktığını bu filmde tokat çarparcasına gösteriyor. Kuşatma altında kalan insanlığın yaşamdan nasıl bir hayatta kalma oyununa döndüğünü gösteriyor. Başında bahsettiğim gibi, sert baskılar altında hayata tutunmaya çalışmalarını, sefalet ve açlık içinde sürünmeyi, her an, her saniye ölümle yaşam arasında ince bir ip üzerinde dolaşmalarına sebep olan kuşatmanın ve savaşın psikolojik açıdan getirdiği acı olayları dile getiriyor. Hele ki filmde bir sigara sahnesi var ki gerçekten hasrete dair bu kadar ilginç bir anlatım olamazdı.
Bunu yaparken de lineer bir şekilde ilerlese de film, başka karakterlerin gözünden anlatarak hikâyeye devam ediyor. Hiçbir abartıya kaçmadan, oldukça gerçekçi ve yer yer sinir sisteminizi bozacak bir şekilde anlatmayı başarmış. Bir eksisini görüyor muyum diye sorarsanız, pek göremiyorum.

Chronicles From The Siege: Kuşatma Altında Hayatın Adı Hayatta Kalmakmış
Gerilimi Hissettiren Görselliği, Müziği ve Oyunculukları
Görselliği, neredeyse sallantılı kamerayla (bazı sahneleri dijital kamerayla çekilmiş sanki) çekilmesi sayesinde filmin gerilimini çok ama çok rahat hissedebiliyorsunuz. Bazı sahneleri de plan sekans olarak çekilmiş (ki hastane sahnesini görmelisiniz bu filmde), daha da sinirlerinizi bozmaya başlıyor.
Müziklerin kullanılmış olmasına rağmen film, daha çok seslere ağırlık vermiş. Özellikle çevreden gelen silah sesleri, sertçe kapı çalmalar, bağırışlar ve çağırışlarla filmi güzelleştiriyor; fakat çok fazla aman aman mükemmel yapmıyor. Nicolas Montaigne’nin müziklerine geldiğimizde, fena değil ama müziğini pek hissedemediğim için çok bahsedemeyeceğim.
Nadeem Rimawi, bu filmin en iyi oyuncusu olarak arzıendam ediyor. Çünkü aç, sefil, halsiz ve güçsüz bir adamı böylesine iyi canlandırmasını hayretler içinde seyrediyorsunuz. Onun dışında Saja Kilani, Samer Bisharat, Emad Azmi ve Maria Zreik de bu filmde oldukça içten, samimi ve iyi bir şekilde oynamış. Hepsi de birbirlerinden üstünler ve bu filmde de performanslarını mükemmel bir şekilde ortaya koyuyorlar.

Chronicles From The Siege: Kuşatma Altında Hayatın Adı Hayatta Kalmakmış
Son Yorum
Uzun lafın kısası, Chronicles From The Siege savaşın ağır travmalarını; savaşın ve kuşatmanın verdiği açlığı, sefaleti, ezilmeyi, aşağılanmayı ve öldürülme korkusunu güzel ve abartısız bir şekilde anlatmış. Ben bu filme kefilim, hepinize tavsiye ederim. Özellikle aramızda farklı savaş filmlerini sevenler varsa.
Puan: 8,7/10