Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriErken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Yazar: Elif Betül Yaşar
Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik
Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Özcan Alper’in yönetmenliğini yaptığı son filmi Erken Kış, Kasım ayının sonunda vizyonda gösterilmeye başladı. Leyla Tanlar ve Timuçin Esen’in rol aldığı film, esasında bir yolculuk filmi. Leyla Tanlar, bu filmle 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alarak döndü.

Film, iki karakter arasındaki ince çizginin katmanlaşarak açılmasıyla ilerliyor. Leyla Tanlar, Lia Yanovski karakterine hayat veriyor. Lia, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan kaçıp Türkiye’ye gelmiş bir Gürcü. Timuçin Esen ise Ferhat karakterini canlandırıyor. Filmin konusu, Ferhat ile Handan’ın Lia’nın bedenini kullanmasıyla ilgili. Çocukları olmayan çift, Lia’nın bedeni aracılığıyla çocuk sahibi oluyor. Lia çocuğu doğurduktan sonra onunla bağını derinleştirmemek için doğduğu gibi ülkesine geri gitmesi planlanırken, bebeği altı ay kadar emzirme süreci yaşanıyor ve Lia ile bebeği arasında anne-çocuk ilişkisi tamamlanıyor. İlk sahneden, Handan bebeği sakinleştiremezken Lia’nın ninni söyleyerek sakinleştirdiğini görüyoruz.

Savaştan kaçan ve Türkiye’ye gelen Lia, birçok kırılma noktasıyla karşı karşıya kalıyor. Hem geçmiş hayatı hem de bedeninin kiralanmasından ötürü biyolojik annesi olduğu bebeği Ada’dan ayrılmak ve geri ülkesine dönmekle ilgili bir süreç yaşıyor. Taşıyıcı annelik yapan Lia üzerinden hem büyük bir sınıfsal problemi görmüş oluyoruz. Para ile ödenen bedeninin kiralanmasından ötürü kapitalist sömürünün etkilerini ve sağlık ticareti üzerine düşünmeye itiyor film. Tam da bedeni kapsayan psikolojik şiddet üzerinden.

Düşünmeye iten ikinci soru da belki şu olmalı: Aile olmak ne demektir? Çocukla mı ilgilidir?

Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Özcan Alper filmografisini düşündüğümüzde, son filminin ne kadar da minimalistleştiğini görebiliriz. Planlar çok fazla değişmiyor. Çoğunlukla araba sahneleri ve otel sahnelerinden oluşuyor. Etrafı çok fazla görmüyoruz ama Ferhat’ın içsel karmaşasını gördüğümüz sahnelerde denizin dalgaları ve kara parçacıklarının görüntüsü iyi bir sinematografi sunuyor. Buradaki kara parçacıkları aslında adacıklar. Bir metaforvari önümüze çıkıyor. Filmde Ferhat ile Handan’ın çocuklarının ismi de Ada.

İlk sahneden itibaren Lia’nın yas sürecini izlemeye başlıyoruz. Bu süreç kademeli olarak açılıyor. Çoğunlukla planlarda Lia ile bağ kursak da aslında Ferhat’ın karmaşasını ve sürecini daha dolaylı olarak hissediyoruz. İkili arasındaki ilişki ise görünmez bir iple bağlı sanki. Üçlü bir ilişki dinamiğinden bahsediyoruz çünkü. Handan’ı ise film boyunca hiç görmüyoruz, yalnızca sesini duyuyoruz. Sanki dışarıya itilmiş bir karakter gibi filmin dışında kalıyor; fakat duyguları izleyiciye her telefon konuşmasında geçiyor. Handan’ı fiziken görmediğimiz için seyircinin onunla bağ kurması zor. Hatta öyle bir dışarıya itilmişliği söz konusu ki belki tam tersine onu sevemiyoruz. Ferhat ile telefon konuşmalarında Ferhat’ın üzerine gelmesiyle, Ferhat’la daha çok bağ kuruyoruz. Ferhat’ı anlamaya daha yakınız.

Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Karakterlerin yaşadığı psikolojiyle şiddeti dolaylı olarak hissediyoruz. Ferhat ve Lia’nın yolculuklarında sırayla değişen yas süreçlerinde ve Lia’nın her seferinde kaçma güdüsüyle. Öte yandan bedenle birleşmenin ve çocuk sahibi olmanın etkisiyle, birbirlerine bağlanmaya başlayan ikilinin kopamadığını da görüyoruz. Ferhat içten içe Lia’yı tekrar ülkesine teslim etmek istemiyor. Lia da çocuğundan kopmanın verdiği acıyla birlikte hem kaçmak hem de gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Aynı zamanda filmde bir göç mevzusu da var; çok kısa aktarılsa da. Doğanın göçünü, yani kuşların göçünü de görüyoruz. Ferhat ile Lia yolda giderken otostop çeken bir ikiliyi gidecekleri yere kadar bırakıyorlar ve o sahnede yaşanan diyalog, tam da Lia’nın ülkesine girme sahnesine yakın gerçekleşiyor. Lia da göç ediyor. Kuşlar da göç etmiş oluyor. Doğal olan evsizlik ile Lia’nın bedeninin ve doğurma sürecine kadar olan süreçteki doğallığı ile kuşların göçleri arasında bir bağlantı kurulabilir. Doğa da evsiz, Lia da evsiz aslında.

Aile olma kavramlarını irdeleyen ve özellikle de beden ile ilgili düşünmeye iten Erken Kış filmi, birçok soruyla baş başa bırakıyor bizleri. Hem kırılganlık hem de gücün psikolojisini görebildiğimiz film, bir arayış ve dönüş yolculuğu.

Erken Kış: Sınır Hattında Taşıyıcı Annelik

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...