Good Luck Have Fun Don’t Die: Çılgınlık Sınırında bir Popcorn Filmi
Sinema dünyasının kendine ait net bir janrı olmayan fakat deliliğe beş kala filmleri var. Everything Everywhere All At Once, Sorry to Bother You, Dream Scenario, Pee Wee’s Big Adventure, Cornetto Serisi, Being John Malkovich bu bahsettiğim janrın en önemli temsilcileri sanırım. Absürt fakat temeli var; komik fakat draması var. Gelin, bu tarza hep birlikte “grotesk” diyelim, ne dersiniz?
45.İstanbul Film Festivali kapsamında izleme şansı bulduğum; fragmanı ve afişiyle beni ilk anda tavlayan, ayrıca festival için yaptığımız listede de yerini alan Good Luck Have Fun Don’t Die da bahsettiğimiz grotesk filmlerin en yeni üyesi.
Karayip Korsanları, The Ring, Rango, The Lone Ranger filmlerinin yönetmeni Gore Verbinski’nin yıllar sonra tekrar yönetmenlik koltuğuna geçtiği film, Sam Rockwell, Haley Lu Richardson, Juno Temple, Zazie Beetz, Michael Peña gibi güçlü bir kadroyu da seyirciyle buluşturuyor.

Good Luck Have Fun Don’t Die: Çılgınlık Sınırında bir Popcorn Filmi
Eski Nesil Anlatı, Yeni Nesil Fikirler
Norms isimli bir restorana, üstünde çipler, borular ve naylon paçavralar bulunan garip bir kıyafetle, evsiz gibi bir adam girer. Bir yapay zekâ teknolojisinin dünyayı ele geçirdiği yakın bir gelecekten gelerek dünyayı kurtarmak için ekip toplayan bu adam, bu eylemi ilk kez gerçekleştirmiyordur. 117. denemesini gerçekleştirmek için restoranda bulunanlardan dünyayı kurtaracak en ideal kadroyu toplamaya çalışır.
Toplanan ekibi ikna etmek için evsizin kurduğu cümleler, seyirciyi de ikna etme aracı gibi tasarlanmış. Bu restorana defalarca gelip, defalarca insanlarla konuşup, defalarca operasyona çıktığını anlatıyor. Söylediğine göre de bir şeyleri doğru yapana kadar o restorana girdiği anı tekrar tekrar yaşıyor; tıpkı ikonik Groundhog Day filminde olduğu gibi. Bu yüzden de restoranda bulunan herkesi tek tek tanıyor. Siz olsanız bu evsiz tipli adama güvenir miydiniz?
Film, birkaç anlatının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş. Ortak bir amaç için bir araya gelen bir grup insanın neden bu ekibe katıldıklarını öğrenmek de bunlardan biri. Karakterleri tanıtmak ve ortak amaca nasıl bağlandıklarını seyirciye aktarmak için mükemmel bir tercih, bana kalırsa. Özellikle yeni filmlerde bu tarz ince bağlamaları görememek çok canımı sıkan bir durum. Bir karakter bir takım eylemlerde bulunuyor fakat daha nedenini bile anlamadan bir bakmışsınız filmin sonu gelmiş. Film üreticileri, filmi iyi yapan şeyin büyük olayların gerçekleşmesi olduğunu sanıyorlar. Hâlbuki iyi bir filmin sırrı, büyük olaylara ikna eden küçük ayrıntılarda saklı oluyor.

Good Luck Have Fun Don’t Die: Çılgınlık Sınırında bir Popcorn Filmi
Bizden Çaldıklarını Geri Ver, Teknoloji
Filme de adını veren Good Luck Have Fun Don’t Die, filmin evreninde yer alan bir VR oyununun selamlaşma cümlesi. Teknolojik gelişmelerin hayatımıza kazandırdığı gündelik alışkanlıklar gibi insanların diline yapışmış durumda. Fakat burada işlerin doğal ilerlemediği de aşikâr.
Teknolojinin insanları zombileştirdiği fikri, çok abartılmaya açık bir fikir. Burada da olabildiğince abartılı bir örneği filmin neredeyse merkezinde yer alıyor. Fakat bu fikir, Amerika’nın başına bela olan “okul saldırıları” temelinde bir sebep-sonuç ilişkisine bağlandığı için bence iyi kotarılıyor. Sadece “şeytani şirket bizi ele geçirdi” deyip geçmemişler.
Yine de filmin dertleri yer yer çok eski. Gençler başını telefondan kaldırmıyor, iletişim kurulamıyor, kitap okunmuyor gibi çok beylik fikirler sunuluyor filmde. Bir taraftan da devlet ajandasının ve reklam dünyasının ele geçirdiği teknoloji gibi yerlere dokunuyor. Fakat duyduklarımız ve gördüklerimiz çok da yeni, orijinal fikirler değil. Burada da filmin farkı, bana kalırsa, biraz daha işçilik ve oyunculukta.

Good Luck Have Fun Don’t Die: Çılgınlık Sınırında bir Popcorn Filmi
Ne Anlattığın Biraz da Ne Gösterdiğin Değil midir?
Yeni yüzyılımızın en büyük olaylarını o kadar kısa süre içinde yaşadık ki hâlâ ayak uydurabilmiş değiliz. Sosyal medyanın bir ekosisteme dönüşmesi, yapay zekânın milyar dolarlık endüstrileri tehdit etmesi, paranın hiçbir devletin tekelinde olmadan bir form sahibi olmasının küresel krizlere yol açması, VR gerçekliğin tiyatroya alternatif olarak kendine yer bulması, film izlemek için gözlüğün yeterli olması gibi pek çok örnek verebileceğimiz bu yeni dünyaya hazırlıklı değildik.
Hazırlıklı olmadığımızı en net anladığımız yer ise film endüstrisi. Hâlâ 50 yıl öncesinin hikâye kalıplarına sahip, kurgusu 40 yıl önce tutmuş yapımlara öykünen, 30 yıl öncesinin teknoloji kullanımının gerisinde, safi para odaklı o kadar çok film gördük ki; yeni bir şey görünce artık kötü tarafları olsa bile delice övesim, bağrıma basasım geliyor.
Bu filmde de “Uzatma ya! Hadi artık anladık, sadede gel.” dediğim yerler oldu, yalan olmasın. Filmin başında atik olan kurgu dili, yerini ağır bir sona bırakıyor. Hikâyede merak unsurları dallanıp budaklandıkça film cevapları vermeyi oldukça geciktiriyor. Fakat bunu neden yaptığını da filmin sonunda anlıyoruz; filmin hikâyesi bitse de yeni bir evren için ilk adımlar atıldığının sinyalleri veriliyor.

Good Luck Have Fun Don’t Die: Çılgınlık Sınırında bir Popcorn Filmi
Oyunculuklar Demiş miydik?
Sam Rockwell, Hollywood’un en “underrated” oyuncusu olabilir, gerçekten. Bu filmde kendisini tanıyabilene aşk olsun. Yüzündeki kıl yumağı prostetiğe rağmen bu ne duygu geçirmedir; gerçekten hayran kaldım kendisine.
Haley Lu Richardson da şimdiye kadar radarıma girmemiş bir oyuncu olarak bu filmde başarılı bulduğum bir isim oldu. Hafif antisosyal, “weirdo” personası çok hoşuma gitti. Diğer işlerini de merak ettim açıkçası.
Zazie Beetz ve Michael Peña iyi bir ikili olarak dikkat çekiciler. Fakat çok dikkat çekici bir performans yok. Zazie Beetz’i ne kadar sevsem de bazen hep aynı kişiyi oynuyormuş gibi geliyor.
Ve sona bıraktığım o isim: gözümün nuru Juno Temple. Bu filmdeki performansı en iyi oyuncuydu, bana kalırsa. Duygulanmayı hiç beklemediğim anlarda duygulandırmayı, gülmeyi hiç beklemediğim yerlerde güldürmeyi başardı. Belki de ben fazla platonik yaklaşıp tarafsız davranamıyorumdur, bilemiyorum.

Good Luck Have Fun Don’t Die: Çılgınlık Sınırında bir Popcorn Filmi
Son Sözler ve Toparlayalım
Good Luck Have Fun Don’t Die; sinemada görmeyi özlediğimiz “patlamış mısırını al, eğlen ve çık” türünde bir film olarak kesinlikle izlenebilir. Çok büyük dertler anlatmaya çalışıp altında kalmıyor; hatta aksine, anlattığı küçük detaylara öyle anlamlı meseleler sıkıştırıyor ki meselenin gidişatından çok daha önce kendinizi filme kaptırıyorsunuz. Müzikleri, renkleri şahaneydi. Umarım gişede de başarılı sonuçlar alır ve önümüzdeki senelerde bu tarz daha çok film görürüz.