Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriMiroirs No.3: Ravel’in Müziği ve Varoluş Sancısı

Miroirs No.3: Ravel’in Müziği ve Varoluş Sancısı

Yazar: Ömer Acıoğlu
Miroirs No.3: Ravel'in Müziği ve Varoluş Sancısı

MIROIRS NO.3: RAVEL’İN MÜZİĞİ VE VAROLUŞ SANCISI

Yüzleşmek insana bu kadar acı mı veriyor? Yüzleşmek dediğimiz şey, insanların yaralarını deşecek kadar mı acımasız? Acı gerçeklerle yüzleşerek kendimize ait bir yer bulabilir miyiz? Bu soruların cevaplarını Christian Petzold’ün son filmi Miroirs No.3 ile arayacak; güven, merhamet, yalan ve sırlar arasında dolaşırken belki de bulmakta zorlanacak ve filmi izlerken kalbinizde derin bir sızı hissedeceksiniz.

Yönetmenliğini Christian Petzold’ün üstlendiği Miroirs No.3 , geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterildi. Film, mucizevi bir şekilde yara almadan kurtulan Laura’nın, geçirdiği kazanın ardından yerel bir kadının evine kabul edilmesiyle başlayan ve ailenin sakladığı karanlık bir sırrı açığa çıkarmaya çalışmasını konu alıyor. Başrollerinde Christian Petzold’ün vazgeçilmez oyuncularından Paula Beer’in yanı sıra Barbara Auer, Matthias Brandt ve Enno Trebs yer alıyor. Geçtiğimiz yıl Filmekimi’nde gösterilen yapım, bu hafta Bir Film dağıtımıyla vizyona giriyor. Gelin, bu hikâyeye biraz daha yakından bakalım.

AİDİYETSİZLİK VE DAĞILAN HAYATLAR

Berlin’de konservatuvarda okuyan ve piyano çalan Laura, hayatının bu döneminde ciddi bir bunalım yaşamaktadır. Müzisyen erkek arkadaşı Jakob ve arkadaşlarıyla birlikte başka bir yere gitmek üzere yola çıktığında, onlara eşlik etmek istemez ve eve dönmeye karar verir. Ancak dönüş yolunda Laura ve Jakob bir trafik kazası geçirir. Jakob kazada hayatını kaybederken Laura mucizevi bir şekilde yara almadan kurtulur.

Kazaya tanık olan ve Laura’ya anne şefkatiyle yaklaşan Betty, onu evine kabul eder. Zaten kazadan önce yolda göz göze geldikleri Betty ile Laura zaman geçirdikçe aralarında güçlü bir bağ oluşur. Laura burada huzur ve destek bulurken, hayatını yeniden düzene sokmaya çalışır. Ancak Betty’nin pek söz etmediği iki kişi vardır: kocası Richard ve oğlu Max. Onların da eve dönmesiyle birlikte başlangıçta huzurlu görünen bu yaşam, ailenin sakladığı karanlık bir sır nedeniyle altüst olur.

Öncelikle filmin adından ve adını aldığı eserden bahsetmek gerekiyor. Film, Maurice Ravel’in Miroirs No.3: Une Barque sur l’Océan (Aynalar No. 3: Okyanusta Bir Tekne) adlı eserinden adını alıyor. Eser üzerine yaptığım araştırmalarda, sakin bir denizde yol alan küçük bir teknenin, çıkan fırtınayla savrulmasını ve ardından yeniden toparlanmaya çalışmasını anlattığı yorumlarına rastladım.

Peki Ravel’in Miroirs No.3 bestesi filmin neresinde duruyor? Aslında filmin karakterlerinde ve hikâyesinin tam merkezinde.

Buradan sonrası spoiler içermektedir. Filmi henüz izlemediyseniz bu bölümü atlamanızı tavsiye ederim.

Miroirs No.3: Ravel'in Müziği ve Varoluş Sancısı

Miroirs No.3: Ravel’in Müziği ve Varoluş Sancısı

MAURICE RAVEL’İN RUHU NERESİNDE?

Christian Petzold bu filmde, en derin yaralarını taşıyan iki kadının birbirlerini iyileştirme çabasını anlatıyor. Laura’nın erkek arkadaşını kaybettiğini, Betty’nin ise kızını yitirdiğini öğrendiğimiz süreç; zamanla bir destek ilişkisinin ötesine geçerek sadakat, güven ve anne-kız ilişkisini andıran güçlü bir bağa dönüşüyor.

Berlin’de yaşarken aidiyetsizlik hissiyle mücadele eden Laura, Betty sayesinde kendini ve ait olduğu yeri yeniden sorgulamaya başlıyor. Daha sonra Richard ve Max’in de eve dönmesiyle aile içindeki bağlar yeniden kuruluyor ve Laura, uzun zaman sonra huzurlu bir yaşamın parçası hâline geliyor. Kendi yolunu, kimliğini ve aidiyet duygusunu bulmaya başlıyor.

Bu durum, Ravel’in eserinin sakin ve dingin açılışını andırıyor. Ancak ailenin sakladığı büyük sır ortaya çıktığında her şey değişiyor: Ailenin küçük kızları Yelena intihar etmiştir. İşte bu noktada, başta yalnızca Laura’yı temsil ettiğini düşündüğümüz fırtınaya yakalanmış tekne metaforu yön değiştiriyor. O tekne artık yalnızca Laura değil; Betty, Richard ve Max’i de temsil ediyor.

Fırtınanın ortasında savrulan küçük tekne hem Laura’nın hem de Betty’nin ailesinin kendisi hâline geliyor. Ravel’in eserinin ruhu da tam olarak burada filmin anlatısına nüfuz ediyor.

Genel olarak bakıldığında film, kaybolmuşluk hissiyle başlayıp iki kadının birbirlerini iyileştirme süreciyle devam ediyor. Ardından yüzleşmeler, sırların açığa çıkışı ve aile bağlarının çözülmesiyle farklı bir boyuta evriliyor. Bu nedenle hikâye son derece minimalist görünmesine rağmen oldukça etkileyici ve katmanlı bir anlatı sunuyor. Müziğin hikâyeye başarıyla yedirilmesi de bu etkiyi güçlendiriyor.

Miroirs No.3: Ravel'in Müziği ve Varoluş Sancısı

Miroirs No.3: Ravel’in Müziği ve Varoluş Sancısı

MİNİMALİST GÖRSELLİĞİ VE MÜZİKLERİ

Filmin görsel dili oldukça sade, minimalist ve kendine özgü bir anlatım üzerine kurulmuş. Hans Fromm’un 1.85:1 görüntü oranındaki kamerası; evi, karakterleri ve onların tesadüflerle örülü yaşamlarını büyük bir sadelikle aktarıyor.

Betty ile Laura’nın yolda birbirlerine bakışları, Richard ve Max’in giderek dağılan yaşamları ve arabadan çekilen pastoral manzaralar oldukça etkileyici. Özellikle güneşli bir atmosferden yavaş yavaş bulutların hâkim olduğu görüntülere geçiş başarılı bir görsel anlatım yaratıyor. Hatta bazı sahnelerde Kieslowski sinemasını hatırlatan bir atmosfer yakaladığını söylemek mümkün.

Filmde yoğun bir müzik kullanımı yok; ancak kullanılan müzikler son derece yerinde. Maurice Ravel’in eseri adeta filmin hikâyesine dönüşmüş durumda. Bunun dışında, ilk kez dinlediğim Frankie Valli and The Four Seasons’ın 1972 tarihli The Night adlı parçası oldukça hoşuma gitti. Ayrıca Chopin’in Prelude Op. 28 No. 4 in E Minor eserinin de filmde etkili bir şekilde kullanıldığını düşünüyorum.

OYUNCULUKLAR İYİ Mİ?

Oyunculuklar açısından oldukça başarılı performanslar izlediğimi söyleyebilirim.

Öncelikle Betty karakterine hayat veren Barbara Auer, anne şefkatiyle hareket eden ve iyileşmeye çalışan yaralı bir ruhu son derece etkileyici biçimde yansıtıyor. Onun performansını izlerken duygulanmadığımı söylersem yalan olur.

Max karakterini canlandıran Enno Trebs de oldukça başarılı. Kendisini daha önce Afire (2023) filminde de beğenmiştim. Burada da soğuk ve mesafeli görünmesine rağmen zaman zaman sevecen tarafını ortaya çıkaran karakteri inandırıcı bir şekilde canlandırıyor.

Peki, Petzold sinemasının yıldızlarından Paula Beer nasıl bir performans sergiliyor?

Açıkçası Beer’in performansı konusunda kesin bir yargıya varmakta zorlandım. Laura’nın çaresizliğini, aidiyetsizlik hissini ve sevgiye duyduğu açlığı mimikleriyle ve diyaloglarıyla başarılı biçimde yansıtıyor. Ancak bazı sahnelerde performansının yer yer abartıya kaçtığını da düşündüm.

Matthias Brandt ise daha az görünmesine rağmen Richard karakterinin taşıdığı soğukkanlılığı ve kırılganlığı başarıyla yansıtmayı başarıyor.

Miroirs No.3: Ravel'in Müziği ve Varoluş Sancısı

Miroirs No.3: Ravel’in Müziği ve Varoluş Sancısı

SON YORUM

Filmi izledikten ve üzerine düşündükten sonra vardığım sonuç şu oldu:

Miroirs No.3, Maurice Ravel’in ruhunu karakterlerinde yaşatan; tesadüfler, sevgi, güven, sadakat ve aidiyet duygusu üzerine kurulu, kısa ama etkili bir film. Minimalist yapısı nedeniyle herkese hitap etmeyebilir ve yer yer izlemesi zorlayıcı olabilir; ancak bana göre oldukça başarılı bir yapım.

Özellikle müzikle ilgilenenlerin, sanat sinemasını sevenlerin, Christian Petzold sinemasına ilgi duyanların ve Alman sinemasını takip edenlerin bu filmi kaçırmamasını tavsiye ederim.

Puan: 8/10

Miroirs No.3: Ravel’in Müziği ve Varoluş Sancısı

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...