Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriVirginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Yazar: Halenaz Ekmekçiler
Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Bazı filmler vardır, bıraktığı hissiyat salondan çıktığınızda size eşlik eder. Virginia Woolf’s Night & Day benim için tam olarak böyle bir film oldu. Bir tarih öğrencisi olarak dönem filmlerine karşı hep temkinli yaklaşırım çünkü çoğu yapım, geçmişi bir dekor gibi kullanır. Tina Gharavi’nin, Virginia Woolf’un 1919 tarihli ikinci romanı Night and Day‘den (Gece ve Gündüz) beyazperdeye taşıdığı bu uyarlamada ise tam tersi bir şey oluyor: 1910 Londra’sı yalnızca bir fon değil, filmin nefes alan bir karakteri. Ve ben o karaktere âşık oldum.

Gecenin Yıldızları, Gündüzün Zincirleri

Film bize Katharine Hilbery’yi tanıtıyor: Ünlü bir şairin torunu, saygın bir yayıncının kızı, Londra sosyetesinin gözbebeği. Herkes ondan şiiri sevmesini, edebiyat sofralarında zarifçe gülümsemesini ve “uygun” bir evlilik yapmasını bekliyor. Oysa Katharine’in kalbi bambaşka bir yerde atıyor: Gecenin karanlığında, teleskobun ucunda, matematiğin ve astronominin soğuk ama özgür evreninde.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Filmin adının taşıdığı ikilik burada müthiş işliyor. Gündüz, Katharine’in topluma sunduğu yüz; çay servisleri, nişan görüşmeleri, babasının misafirlerine gösterilen terbiyeli kız. Gece ise onun gerçek benliği; mum ışığında gizlice çözülen denklemler, kütüphaneden aşırılan astronomi kitapları, gökyüzü haritaları. Woolf’un romanındaki bu metafor, sinemada görsel bir şiire dönüşmüş. Gharavi’nin kamerası gündüz sahnelerinde boğucu iç mekânlarda, ağır perdelerin ve tıka basa dolu salonların arasında dolaşırken, gece sahnelerinde birden özgürleşiyor, genişliyor, yıldızlara açılıyor.

1910: Bir İmparatorluğun Alacakaranlığı

Filmin geçtiği yılın 1910 olarak seçilmesi tesadüf değil ve bir tarih öğrencisi olarak bu detayın hakkını teslim etmem gerek. 1910, Edward dönemi İngilteresi’nin tam bir eşik anı: Kral VII. Edward o yıl ölüyor, Victoria Çağı’nın son yankıları sönüyor, işçi hareketleri güçleniyor ve süfrajet mücadelesi en ateşli dönemine giriyor.

Britanya İmparatorluğu hâlâ dünyanın efendisi gibi görünüyor ama temelleri çatırdıyor ve film bu çatırtıyı duyuruyor. Yıkılmakta olan Edward dönemi patriyarkası, filmin her karesine sinmiş durumda: Erkeklerin konuştuğu, kadınların dinlediği yemek masaları; kadınların “zihinsel olarak uygun olmadığı” söylenen üniversite kapıları ve tüm bunların ortasında kendine bir gedik arayan genç kadınlar.

Ve tabii ki 1910’un gökyüzündeki en büyük olayı: Halley Kuyrukluyıldızı. Filmin en sevdiğim buluşlarından biri, bu kozmik ziyaretçiyi anlatının kalbine yerleştirmesi. O yıl kuyrukluyıldız Dünya’ya öyle yaklaşmıştı ki gazeteler kıyamet senaryoları yazıyor, insanlar “kuyrukluyıldız hapları” satın alıyor, Londra sokaklarında hem panik hem büyülenme hüküm sürüyordu.

Filmde Halley, Katharine için bir kıyamet değil, bir davet: Yetmiş altı yılda bir gelen bu gök cismi, ona zamanın kendi hayatından çok daha büyük olduğunu ve bir kadının ömrüne sıkıştırılmış kuralların evrenin umurunda olmadığını fısıldıyor. Katharine’in kuyrukluyıldızı izlediği sahne, o an sinema salonunda nefesimi tuttuğum andı.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Kütüphane: Bir Kadının Gizli Üniversitesi

Filmin bana en çok dokunan katmanlarından biri, Katharine’in astronomiyi kütüphane kitaplarından öğrenmesi. Cambridge’in kapıları ona kapalı çünkü kadın. Kraliyet Astronomi Derneği’nin (Royal Astronomical Society) koridorları ona kapalı çünkü kadın. Peki ne yapıyor? Kitapların kapısını çalıyor. Çünkü kitaplar, o dönemde kadınlara açık kalan neredeyse tek üniversite.

Bu detay tarihsel olarak da müthiş yerinde. Kraliyet Astronomi Derneği, kadınları tam üyeliğe ancak 1916’da kabul edecekti; 1910’da Katharine gibi bir kadın, ne kadar parlak olursa olsun, ancak dışarıdan bir gölge olabilirdi. Caroline Herschel ve Mary Somerville gibi istisnai isimler bile derneğe yalnızca “onursal” üye olarak, yani asıl kapıdan değil, yan kapıdan alınmışlardı. Film, Katharine’in bilimsel bir keşfin eşiğine gelip de kurumların duvarına çarptığı sahnelerde bu tarihî haksızlığı didaktikleşmeden, sızlatarak anlatıyor. Kendi hesaplamalarını yapan, yıldız haritaları çizen, deneyler kuran bir kadının emeğinin “kimin adıyla” kayda geçeceği sorusu, filmin en acı sorularından biri.

Bu bölümde mutlaka değinmem gereken bir detay daha var; öyle bir detay ki film onu o kadar doğal anlatıyor ki izlerken ben bile normalleştirmişim: Katharine’in Cyril’den ödünç aldığı takım elbiseleri. Bilimin kapılarını aralayabilmek için Katharine yalnızca erkeklerin bilgisine değil, kılığına da bürünüyor; saçını topluyor, ceketini geçiriyor, yürüyüşünü, duruşunu, hatta sesinin tonunu bile erkekleştiriyor. Çünkü 1910’da bir fikrin dinlenip dinlenmeyeceğini belirleyen şey, fikrin kendisi değil, onu söyleyen bedenin cinsiyeti. Bu da tarihin acı bir gerçeğine yaslanıyor: Bilimde, tıpta, orduda var olabilmek için erkek kimliğine bürünen kadınların gerçek hikâyeleriyle dolu bir geçmişimiz var.

Filmin en zekice tercihi ise bunu bir skandal ya da egzotik bir numara gibi değil, sıradan bir hayatta kalma stratejisi gibi göstermesi; kamera Katharine’in kravatına odaklanıp dramatize etmiyor, çünkü asıl skandal kadının takım elbise giymesi değil, giymek zorunda bırakılması. Kendi cinsiyetini bir kostüm gibi askıya asmadan bilime giremeyen bir kadın… Filmin patriyarka eleştirisinin belki de en sessiz ama en keskin cümlesi bu.

Baba Evi: Şefkatli Bir Hapishane

Timothy Spall’ın canlandırdığı Bay Hilbery, filmin en ustalıklı yazılmış karakterlerinden. Çünkü o bir canavar değil ve tam da bu yüzden bu kadar ürkütücü. Bir yayınevi sahibi, bir edebiyat adamı, fikirlerin ve kitapların adamı… Ama söz konusu kendi evindeki kadınlar olduğunda, o fikirlerin hiçbiri eve giremiyor. Karısına yıllardır bitiremediği kitabı üzerinden zarifçe tepeden bakıyor; kızına ise sevgiyle, “senin iyiliğin için” cümleleriyle örülmüş bir kafes inşa ediyor. Katharine’i aile dostu William’la nişanlanmaya zorlayışı, bağırıp çağırarak değil, akşam yemeği nezaketiyle gerçekleşiyor ve patriyarkanın en etkili biçiminin de tam bu olduğunu film çok iyi biliyor: Kaba kuvvet değil, sevgi kılığına girmiş tahakküm…

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Jennifer Saunders’ın oynadığı Bayan Hilbery ise filmin gizli kalbi. Onlarca yıldır babasının (yani ünlü şairin) biyografisini yazmaya çalışan ama bir türlü bitiremeyen bu dağınık, rüya gibi kadın, aslında Katharine’in olası geleceği: Yeteneği olan ama o yeteneği hep başka bir erkeğin — babasının, kocasının — anıtına harcamak zorunda kalmış bir kadın. Anne ve kızın aynı evde, aynı sessiz hapishanenin iki farklı hücresinde yaşadığını fark ettiğiniz an film sizi asıl yerinden vuruyor.

Ve bu eve dair filmin en zarif esprilerinden biri: Bayan Hilbery ile editörü arasında geçen, Farsçada “fil”in ne anlama geldiği üzerine dönen o tatlı, absürt sohbet. Kelime masada elden ele dolaşıyor, herkes gülümsüyor… Ta ki Bayan Hilbery’nin onlarca yıldır bitiremediği kitabının adının Odadaki Fil olduğunu öğrenene kadar. İşte o an zarif bir dil oyunu, sessiz bir itirafa dönüşüyor: Çünkü bu evin odasındaki asıl fil, herkesin görüp de kimsenin adını koyamadığı gerçeğin ta kendisi: Kadınların susturulmuş yetenekleri. Filmin mizahı hep böyle çalışıyor: Önce güldürüyor, sonra boğazınızda bir düğüm bırakıyor.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Süfrajetler: Sokağın Sesi

Lily Allen’ın hayat verdiği Mary Datchet, filme sokağın enerjisini taşıyor. Mary, oy hakkı mücadelesinin göbeğinde çalışan bir süfrajet. El ilanları, mitingler, o dönemin Votes for Women çığlığı…

Film, 1910 civarının gerçek atmosferini yansıtıyor: Emmeline Pankhurst’ün WSPU’sunun eylemlerinin sertleştiği, kadınların hapse atıldığı, açlık grevlerinin zorla beslemeyle bastırıldığı, uzlaşma yasa tasarılarının parlamentoda kadınları tekrar tekrar hayal kırıklığına uğrattığı yıllar bunlar. Gharavi, Mary’nin ofis sahnelerinde bu mücadelenin görkemli olmayan yüzünü de gösteriyor: Devrimin çoğu zaman zarf yalamak, liste tutmak ve yorgunluk demek olduğunu…

Katharine ile Mary’nin dostluğu, filmin en güzel önermelerinden birini taşıyor: Kadın özgürlüğünün tek bir yolu yok. Mary’ninki kolektif ve politik bir mücadele; Katharine’inki kişisel ve entelektüel bir isyan. Film ikisini yarıştırmıyor, yan yana koyuyor ve gece gökyüzüne bakan kadınla sokakta pankart taşıyan kadının aslında aynı yıldıza baktığını söylüyor.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Cyril: Söylenemeyenin Adı

Uyarlamanın romana en cesur müdahalesi, Woolf’un kitabında yalnızca “ailenin utancı” olarak birkaç satırda geçiştirilen Cyril karakterini merkeze taşıması. Filmde Cyril’in “skandalı” eşcinselliği ve bu tercih, 1910 İngilteresi bağlamında müthiş bir tarihsel yankı yaratıyor. Oscar Wilde davasının üzerinden yalnızca on beş yıl geçmiş; eşcinsellik hâlâ suç, hâlâ hapis, hâlâ toplumsal ölüm demek.

Cyril’in varlığı, filmin patriyarka eleştirisini genişletiyor: Bu düzen yalnızca kadınları değil, istenen kalıba sığmayan herkesi eziyor. Katharine ile Cyril arasındaki sahneler, iki “uygunsuz” insanın birbirinde nefes alanı bulması, filmin en şefkatli anları. Woolf’un kendi hayatını, Vita Sackville-West’e duyduğu aşkı ve Bloomsbury çevresinin cinsel normlara meydan okuyan ruhunu bilen biri için bu ekleme bir ihanet değil; tam tersine Woolf’un satır aralarına gizlediği şeyin gün ışığına çıkarılması gibi.

Film sevgiyi de aynı özgürlükçü gözle ele alıyor. Katharine’in Ralph Denham’la — o burjuva salonlarına ait olmayan, çalışarak var olmuş adamla — kurduğu bağ, klasik bir “aşk hikâyesi” değil; iki insanın birbirinin özgürlüğüne âşık olması.

Bir Zarfın Ağırlığı: Cambridge’e Giden Yol

Ve filmin beni en çok sarsan hattına geliyorum: Katharine’in (Mr. Kit Hilbery adıyla, evet, adını erkek gibi göstererek yaptığı) Cambridge başvurusu. Bugün bize sıradan gelen bir eylemin, bir üniversiteye başvuru yapmanın, 1910’da bir kadın için nasıl bir savaş alanına dönüştüğünü film adım adım, sabırla gösteriyor. Referans isteyecek birini bulamamak, çünkü hiçbir “saygın” akademisyen adını bir kadının başvurusuna yazmak istemiyor. Çalışmalarını ciddiye alacak tek bir okuyucuya ulaşabilmek için kapı kapı dolaşmak. Babasının evinde, babasının parasıyla yaşarken onun onayı olmadan atılan her adımın bir isyan sayılması…

Ve belki en acısı: Kendi içindeki sesle savaşmak. Bir ömür boyu “Senin yerin burası değil!” denmiş bir insanın kalemi her eline alışında o cümleyi yeniden duyması.

Katharine’in başvuru zarfını nihayet postaya verdiği sahne, patlayan bir zafer müziğiyle değil, neredeyse bir suç işleniyormuş gibi çekilmiş ve bu tercih dâhice. Çünkü 1910’da bir kadının kendi geleceğine talip olması gerçekten de bir tür suçtu: Yazılı olmayan yasalara, babaların otoritesine, kurumların sessiz duvarlarına karşı işlenen bir suç. O zarfın posta kutusuna düşerken çıkardığı küçücük ses, filmdeki bütün diyaloglardan daha yüksek yankılanıyor.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Bu yüzden final, kabul haberinin geldiği o an, hak edilmişliğin ta kendisi. Film bize bu zaferi bedavaya vermiyor; her reddedilişi, her kapanan kapıyı, her küçük düşürülmeyi izlettikten sonra veriyor. Ve tarihsel bağlamı bilen biri için o mektubun tadı daha da katmanlı: Katharine 1910’da Cambridge’e kabul edilse bile Cambridge kadınlara tam diploma hakkını ancak 1948’de tanıyacaktı. Yani Katharine’in zaferi hem gerçek hem de yarım… Kapıdan içeri giriyor ama o kapının ardında daha onlarca kapalı kapı bekliyor. Film bunun bilincinde. Finali tatlı bir mutlu son değil, buruk bir açılış. Bir kapanış değil, bir başlangıç.

İsimlerin Fısıldadıkları

Ve şimdi, tarih öğrencisi kalbimin en çok keyif aldığı katman: İsimler. Woolf isim seçimlerinde asla tesadüfe yer vermez ve film bu mirası korumuş.

William: Katharine’in dayatılan nişanlısı. İngiliz tarihinde “William” dendiğinde akla ilk gelen kişi Fatih William’dır (William the Conqueror): 1066’da İngiltere’yi fetheden, ülkeye kendi düzenini dayatan adam. Katharine’in hayatına da aynen böyle giriyor William Rodney; bir fatih gibi, bir dayatma gibi. Onunla evlilik, Katharine için bir tür işgal: Topraklarının, zamanının, zihninin ele geçirilmesi… Film bu paraleli yüzümüze vurmuyor ama Jack Whitehall’un o kendinden fazlasıyla emin, “hakkı olanı almaya gelmiş” oynayışında hep hissediliyor.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Cassandra: Katharine’in kuzeni. Yunan mitolojisinde Cassandra, Apollon’un kendisine kehanet yeteneği verdiği ama kimsenin ona inanmamasıyla lanetlediği Truvalı prensestir: Geleceği gören ama sözü dinlenmeyen kadın. Bundan daha güzel bir metafor olabilir mi? Filmdeki her kadın biraz Cassandra aslında… Gerçeği gören, geleceği sezen ama sesi duyulmayan. Katharine gökyüzünde geleceği okuyor, kimse ciddiye almıyor. Mary toplumsal dönüşümü haber veriyor, parlamento kulak tıkıyor. Bayan Hilbery hakikati yazmaya çalışıyor, kitabı hiç bitmiyor.

Katharine: İsmi bile masum değil. Yunanca “katharos”tan gelir, “saf, arı” demektir ama İngiliz tarihinde Katherine’ler hep dik başlı kadınlardır; VIII. Henry’nin boşanmayı reddeden Aragonlu Katherine’inden Shakespeare’in Hırçın Kız‘ının Katherina’sına kadar. Ehlileştirilmek istenen ama ehlileşmeyen kadınların ismidir bu.

Atmosfer ve Zaman

Teknik açıdan da film beni fethetti. Newcastle’ın tarihî Literary and Philosophical Society binasında ve Beamish Müzesi’nde çekilen sahneler, 1910’un dokusunu neredeyse elle tutulur kılıyor. Gaz lambalarının sarısı, mürekkep lekeli parmaklar, korselerin hışırtısı… Ama Gharavi dönemin içinde hapsolmuyor: Simon Goff’un elektronik dokunuşlar taşıyan müziği ve zaman zaman el kamerasına geçen görüntü yönetimi, geçmişle bugün arasında bilinçli bir köprü kuruyor. Sanki film bize sürekli şunu hatırlatıyor: Bu hikâye 1910’da geçiyor ama 2026’da hâlâ yaşanmaya devam ediyor.

Karakter işlenişi konusunda özellikle Haley Bennett’a ayrı bir paragraf borçluyum. Katharine’i hem çelik gibi hem yara gibi oynuyor; yüzünde aynı anda hem itaat hem isyan taşıyabilen ender oyunculardan. Bir tarih öğrencisi olarak en çok değer verdiğim şeyse kronolojinin yerli yerine oturması: Halley’in geçişi, süfrajet hareketinin o yılki temposu, Edward döneminin son nefesi, bilim kurumlarının kadınlara kapalılığı… Hepsi tarihsel olarak tutarlı bir zaman dokusuna işlenmiş. Film tarihi bir süs olarak değil, karakterlerin kaderini belirleyen gerçek bir kuvvet olarak kullanıyor. Bu, dönem sinemasında az rastlanan bir dürüstlük.

Virginia Woolf's Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Virginia Woolf’s Night & Day, bir kuyrukluyıldız gibi: Parlaklığı geçici görünebilir ama izini zihninizde yıllarca taşırsınız. Bir kadının gökyüzüne bakma hakkı için verdiği mücadeleyi; bir zarfı postaya vermenin bile devrim sayıldığı bir çağı; bir babanın sevgiyle ördüğü duvarları; sokakta yürüyen, kütüphanede okuyan, gizlice seven tüm o “uygunsuz” insanları anlatan bu film, bana sinemanın en iyi yaptığı şeyi yeniden hatırlattı: Geçmişe bakıp bugünü göstermek.

Katharine 1910’da Halley’i izledi. Kuyrukluyıldız 1986’da geri geldi; bir dahaki gelişi 2061. O gün gökyüzüne bakacak kadınlar, artık kimseden izin istemeyecek. Bu film, o güne yazılmış bir mektup gibi.

10/10. Gecenin de gündüzün de hakkını veren, yıldız tozuyla yazılmış bir başyapıt.

Virginia Woolf’s Night & Day: Erkeklerin Dünyasında Bir Kadının Hikâyesi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...