Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriThe Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Yazar: Halenaz Ekmekçiler
The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Uyarı: Bu inceleme filme dair spoiler içermektedir.

2022’nin sevilen indie korku oyunu The Mortuary Assistant nihayet beyazperdeye uyarlandı ve ülkemizde Otopsi adıyla vizyona girdi. Oyunu bilenler için heyecan verici, bilmeyenler için “morgda geçen bir korku filmi daha” gibi görünen bu yapım, aslında ikisinin de biraz hakkını veriyor; ama ne yazık ki sadece ilk yarısında.

Hikâye

Adli tıp mezunu Rebecca Owens, River Fields Cenaze Evi’nde gece vardiyasında çalışmaya başlar. Tahmin edebileceğiniz gibi cesetleri tahnit edip (mumyalama) evrak doldurmakla geçecek sıradan bir gece, kısa sürede doğaüstü bir kâbusa dönüşür. Rebecca hem geçmişinin travmalarıyla hem de morgdaki bedenlerden birine yerleşmiş iblisle yüzleşmek zorundadır.

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Filmin ilk yarısı, dürüst olmak gerekirse beni fazlasıyla içine çekti. Morgun soğuk, floresan ışıklı atmosferi ustaca kurulmuş; tahnit sahnelerindeki detaycılık hem mideye dokunuyor hem de mesleğe duyulan tuhaf bir saygıyı hissettiriyor. Kamera acele etmiyor, sessizlik uzun uzun işliyor ve “Bir şey olacak ama ne zaman?” gerilimi ilk yarı boyunca gerçekten çalışıyor.

Filmin en çok takdir ettiğim yanlarından biri ise duygusal katmanı. Rebecca ile babası arasındaki ilişkinin işlenişi, korku filmlerinde alışık olmadığımız bir incelikte. Baba-kız arasındaki kopukluk, söylenemeyenler ve geç kalınmış sevgi, filmin doğaüstü dehşetine insani bir ağırlık katıyor; iblisle mücadele, bir noktadan sonra aslında bu ilişkiyle hesaplaşmanın bir metaforuna dönüşüyor.

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Buna bağlı olarak, intihar girişiminin ardından hayata yeniden tutunmaya çalışan bir karakterin hikâyesini bu kadar çalışmaya ve hayata geri uyum sağlamaya istekli, saygılı ve umut dolu bir çerçevede görmek de kıymetli. Rebecca’nın her sabaha çıkma çabası, sadece iblisten kaçmak değil; kendi karanlığından da adım adım uzaklaşmak anlamına geliyor. Film bu teması sömürmeden, karakterin kırılganlığını istismar etmeden anlatmayı başarıyor ve tam da bu yüzden finaldeki hayatta kalma mücadelesi duygusal olarak karşılık buluyor.

Willa Holland da bu yükü omuzlarında hakkıyla taşıyor; Rebecca’yı hem kırılgan hem inatçı bir kadın olarak son derece inandırıcı canlandırıyor. Paul Sparks’ın yorgun, neredeyse duygusuz Raymond’ı da ilk başta soğuk gelse de, aynı kâbusu yıllardır yaşayan bir adamın tükenmişliği olarak okunduğunda yerine oturuyor.

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Sonra ikinci yarı geliyor ve film, ilk yarıda özenle kurduğu her şeyi adeta kendi elleriyle yıkıyor. Atmosferle, sessizlikle, ima ile korkutmayı bilen film, bir anda bunları unutup tek bir silaha sarılıyor: jumpscare. Üstelik bir, iki değil; arka arkaya, giderek tahmin edilebilir hâle gelen bir bombardıman şeklinde. İlk birkaçında yerinizden sıçrıyorsunuz, sonrasında ise kolunuzu ne zaman kaldıracağınızı biliyorsunuz. Korku sinemasının en temel kuralıdır: Sürekli bağıran film, bir süre sonra kimseyi korkutamaz.

İşin görsel tarafı da maalesef bu düşüşe eşlik ediyor. Canavar ve kötü karakter makyajları özensiz; ele geçirilmiş bedenlerin ve iblis formlarının tasarımı, düşük bütçeli bir Cadılar Bayramı partisinden fırlamış gibi duruyor. Asıl hayal kırıklığı ise finalde tüm ihtişamıyla gösterilen yaratıkta yaşanıyor: O kadar sahte, o kadar plastik duruyor ki korkmak yerine “Bu ne ya?” diyorsunuz. 2026’nın teknolojik imkânlarını ve korku sinemasının yaratıcı senaryolarla geldiği noktayı düşününce, bu kadar zayıf bir yaratık tasarımıyla finali taçlandırmaya çalışmak affedilir gibi değil. Az gösterip çok korkutan ilk yarının aksine, film sonda her şeyi apaçık göstererek kendi büyüsünü kendi bozuyor.

Hikâye tarafında da işler karışıyor. Gerçekle halüsinasyon arasındaki geçişler, oyunda oyuncuya paranoya yaşatan o harika mekanik, filmde net kurallar olmadan üst üste bindirilince gerilim yerine kafa karışıklığı üretiyor. Finale doğru her şey aceleye getirilmiş bir ritüel sahnesine sıkıştırılıyor.

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Sonuç

The Mortuary Assistant, “keşke” dedirten filmlerden. İlk yarısındaki atmosfer, baba-kız ilişkisinin ve hayata tutunma temasının incelikli işlenişi sinema bileti parasını neredeyse çıkarıyor; ama ikinci yarıda filmin jumpscare koltuk değneğine yaslanması ve o talihsiz yaratık tasarımı, salondan buruk çıkmama neden oldu. Oyunun hayranıysanız merakınızı gidermek için izlenebilir; değilseniz beklentiyi düşük tutarak yaklaşmakta fayda var.

The Mortuary Assistant: İkinci Yarısına Otopsi Gereken Film

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...