Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Unclenching the Fists: Yumrukları Gevşetmek

Unclenching the Fists: Yumrukları Gevşetmek

Yazar: Hazal Vardi

Unclenching the Fists: Yumrukları Gevşetmek

Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlenen Kira Kovalenko’nun ikinci uzun metraj filmidir. 2021 yapımı olan film, 74. Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” ödülüne layık görüldü. Ada karakterine hayat veren Milana Aguzarova, Fransa’daki Angers Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü almıştır. Rusya’nın en önemli yapımcılarından olan Alexander Rodnyansky’ın, yapımcılığını üstlendiği ve genç yönetmenlere verdiği desteğin Rus sineması için umut vadettiği söylenmektedir.

1 Eylül 2004 yılında gerçekleşen Beslan Katliamı ile başlayan film, bu katliamda rehin alınan ve yaralanan çocuklardan biri olan Ada’nın hayatına bakışla başlar. Bu katliamdan sonra aile yaşadığı bölgeden ayrılır ve Ada’nın baskı ile dolu hayatını gözler önüne serer. Kuzey Osetya- Alanya Cumhuriyeti Kafkas Dağları arasında bulunan Mizur, Ada’nın (Milana Aguzarova)  iki erkek kardeşiyle birlikte yaşadığı bir maden kasabasıdır. Filmde babasının Ada üzerindeki hakimiyetini ve baskısını parfümünü atması gerektiğini söylediğinde, saçını uzatmamasını dile getirdiğinde, herhangi bir makyaj malzemesine izin vermediğinde görmeye başlıyoruz. Okula gitmeyen ve bir dükkanda çalışan Ada’nın hayatı sadece çalışma ve ev arasında geçmektedir. Tamik (Arsen Khetagurov), Ada’yı sevdiğini dile getirir ve Ada’nın etrafında dolaşır. Tamikle beraber Ada’nın hayatındaki erkekleri ve erkek egemen toplumda kadının rolünü yönetmen Kira Kovalenko, bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ada, babasının (Alik Karaev) baskılarından dolayı birçok kaçma girişiminde bulunmuştur fakat başarılı olamamıştır. Babasının evi kilitleyip anahtarı cebine koyması, Ada’nın kimlik ve pasaportunu saklaması ona bu kaçma girişimlerine engel olacağını düşündürür.

Ada’nın erkek kardeşi Akim’in (Soslan Khugaev) eve gelmesi ev içerisinde konuşulmayan, görülmek istenmeyen konuların ve travmaların gündeme gelmesini de sağlamıştır. Ada’nın ameliyat olması gerekmektedir fakat babası sağlık probleminin çözülmesi için bile izin vermez. Filmde mutlu bir an görmek çok zor. Ada’nın öfke patlamaları, hırçınlığı tüm bu bastırılmış duygularıyla birlikte bir de Ada’nın altını ıslatma problemi vardır. Hala daha bebek gibi bez taktığını ve onu kurtarması için Akim’e yalvardığı sahnede bir insanın kendi olmasına izin verilmediğinde, baskı altında tutulduğunda, özgür hiçbir alanı olmadığında ruhsal ve bedensel olarak nasıl etkilendiğini çarpıcı bir şekilde görmekteyiz. Ada’nın babasının artık konuşamıyor oluşu Ada’da hiçbir üzüntü belirtisi göstermezken “ Eh, en azından artık konuşabiliyorum.” demesi, Tamik’le nişanlandığını söylemesi ve gideceğini söylemesi baskılardan kurtulmak için her yolu denediğini gösteriyor.

Filmde çok fazla sosyolojik ve psikolojik detay saklı ve detayların çekim açılarıyla desteklenmesi karmaşık duygular yaratıyor. Filmin geneli yakın ve genel plan olarak çekilmiş. Bu çekim açılarıyla izleyiciye oyuncuların yüzlerindeki duygular geçirilmeye çalışılmış. Tozlu ve ağaçsız kasabada yoksulluğun hakim olduğunu görmekteyiz.  Başrol oyuncu Milana Aguzarova sadece öfkesini yansıtmış bu da seyirciyi filmde çok tutmayabilir. Senaryoda bir çıkış noktası bekleten filmin sonuna kadar o çıkışı göremiyoruz bu da beklentiyi karşılamıyor. Filmin çıkış konusu baskı altında olan bir kadının kurtuluş hikâyesi gibi anlatılsa da ortada bir kurtuluş hikâyesi yok. Senaryonun eksik kaldığı çok fazla nokta var. Bunlardan en önemlisi de kadın karakterin hayat hikâyesindeki savaşma eksikliği. Hayatını kazanmak için tek başına bir şey yapma cesareti olmayan Ada’nın başka bir hayat için yine bir erkeğe ihtiyaç duyması filmde asıl noktadan çıkıldığını gösteriyor. Filmin konusu genel itibariyle güzel ama izleyiciye vermek istedikleri duyguyu geçirme konusunda sıkıntıları olduğunu düşünüyorum.

 

Unclenching the Fists: Yumrukları Gevşetmek

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap