The Love Hypothesis: Aşkın Hipotezi
Biliyorum, başlığı gördüğünüzde “Ama bu filmin isminin Türkçe çevirisi zaten.” diyeceksiniz. Ancak açık söylemek gerekirse film ismini yansıtıyor. Filmi izleyince bu ilişkinin bilimin temelleri üzerine kurulduğunu göreceksiniz. Bilimle aşkın bir arada olması biraz doğasına aykırı olsa da hayatta her şey var, değil mi?
Bol miktarda kitap uyarlaması izlediğim bir yıl ve yaz oldu. Arada aklıma şu soru gelmedi değil: Özgün senaryoların ortaya çıkması çok mu zorlaştı yoksa fırsat mı verilmiyor? Gerçi bu tarz işlerin maddi endişeleri de yüksek olduğundan yapımcılar, göründüğü gibi, daha garanti yolları seçiyorlar. Şimdiye kadar izlediğiniz tüm uyarlamalar iyi miydi diye sorarsanız, tabii ki buna cevabım hayır olacaktır. Bazı kitapların kitap olarak kalması iyi olabilir.
Neyse, gelelim izleyince yer yer kahkaha atabileceğiniz ve sırıtabileceğiniz The Love Hypothesis filmine. Prime Video’da 23 Eylül’de yayına giren film, 1 saat 52 dakika süresiyle bizlere sunulmuş. Emin olun, akıp gidiyor; bir çırpıda izleniyor. Bu sevindirici ve bence bir başarı göstergesi. Bilimin kapılarını aşka açtığı birden fazla film izlemiş ve kitap okumuşuzdur. Bu da onlardan çok farklı değil aslında. Ancak bilemiyorum, bazı filmler vardır; izleyince sizin modunuzu yükseltir ve iyi hissettirir ya, o cinsten bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim.
Ali Hazelwood’un (bu arada yazar aynı zamanda bir sinirbilim profesörü) 2022’de yayımladığı The Love Hypothesis kitabından uyarlanan film, kitabı okumasam da kitaba sadık kalınmış hissiyatı yarattı bende. Ki buna istinaden, kitap hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için bayağı detaylı bir özet okudum. 🙂 Görünüşe göre kitabı kopyalayıp yapıştırmışlar ve bence bunun getirisini şimdiden görüyorlar.

The Love Hypothesis: Aşkın Hipotezi
Kitap Hakkında Az Bilinen Gerçekler
The Love Hypothesis hakkında az bilinen ama oldukça ilginç bir detay var. Ali Hazelwood, The Love Hypothesis’i başlangıçta bir Star Wars fanfiction’ı olarak yazmış. Hikâyenin temelinde, Star Wars evrenindeki Rey ve Kylo Ren karakterlerinden esinlenen “Reylo” fanfiction’ı bulunuyor. Daha sonra hikâye Star Wars evreninden ayrıştırılıp yeniden yazılmış ve bildiğimiz The Love Hypothesis ortaya çıkmış.
Ama Star Wars’tan geriye birkaç küçük iz kalmış. Mesela kitabın erkek başrolü Adam Carlsen’in adı, Kylo Ren’i canlandıran Adam Driver’dan geliyor. Yani Kylo Ren’in yerine gelen karakterin adı bile onu oynayan aktöre gönderme yapıyor.
Ama asıl ironik kısım bundan sonra geliyor:
2026’daki film uyarlamasında Adam’ı Tom Bateman canlandırıyor. Tom Bateman’ın eşi ise Star Wars’ta Rey’i oynayan Daisy Ridley. Üstelik Tom, bu Reylo bağlantısını rolü kabul ettikten sonra öğrendiğini söylemiş. Yani yıllar önce Rey ve Kylo Ren’den esinlenilerek yazılan bir hikâyenin film uyarlamasında, Rey’i oynayan Daisy Ridley’nin gerçek hayattaki eşi Tom Bateman, Kylo Ren’den esinlenen karakteri canlandırıyor. Bence kitabın fanfiction geçmişinden bile daha ilginç olan tesadüf tam olarak bu.
Artık bunu da bildiğinize göre film hakkında konuşmaya başlayabiliriz.

The Love Hypothesis: Aşkın Hipotezi
Konusu ve Oyuncular
The Love Hypothesis, Stanford’da doktora yapan Olive’in, en yakın arkadaşını rahatlatmak için başladığı küçük bir yalanın beklenmedik şekilde gerçek bir ilişkiye dönüşmesini anlatıyor. Olive, en yakın arkadaşı Ahn’ın hoşlandığı kişiyle birlikte olabilmesi için kendisinin de bir ilişkisi olduğunu göstermek zorunda kalıyor ve bunun için üniversitenin en mesafeli ve huysuz hocalarından Adam Carlsen’ı (lakabı Dr. Evil) sahte sevgilisi olmaya ikna ediyor. Başlangıçta tamamen bir anlaşmadan ibaret olan bu ilişki, zamanla ikisinin de planladığından çok daha karmaşık bir hâle geliyor. Aslında daha önce anlatılmamış bir konu değil ama farklılığı ortaya hikâye ve oyuncular koyuyor işte.
Filmin en eğlenceli taraflarından biri de Olive ve Adam arasındaki zıtlık. Kitaplarda okuyup “yahaha” dediğimiz cinsten. Olive, konuşma konusunda daha çekingen ve zaman zaman özgüvensizlikleriyle öne çıkarken Adam, dışarıdan bakıldığında soğuk, ciddi ve ulaşılması zor biri. Bu iki karakterin sürekli birbirlerinin alanına girmesi, filmin romantik komedi tarafını köpürtüyor diyebilirim. Peki bu ikilinin bir arada görünmeye başlamasının ardından çevrelerindeki insanların verdiği tepkileri görmeniz lazım. Çünkü kimsenin bu ilişkiye ilk anda inanmayacağı, hatta Adam gibi birinin Olive’le birlikte olmasını oldukça şaşırtıcı bulacağı çok belli. Ortaya çıkan bakışlar, yorumlar ve karakterlerin bu durumu idare etmeye çalışması da filmin en eğlenceli anlarını oluşturuyor.

The Love Hypothesis: Aşkın Hipotezi
Lili Reinhart, Olive karakterinin özellikle çekingen ve kırılgan tarafını abartıya kaçmadan yansıtıyor. Olive’in akademik dünyadaki hırsı ve ilişkiler konusunda yaşadığı kararsızlık da karakteri sadece “romantik komedi başrolü” olmaktan çıkarıyor. Tom Bateman ise Adam’ın ilk başta oldukça sert görünen tavrının altında farklı bir karakter olduğunu yavaş yavaş göstermeyi başarıyor. Bu tarz bir karaktere bürünmesinin altında da birden fazla şey yatıyor aslında. Hem öğrencilik yılları hem de öğrencilerine gösterdiği duruş. Öğrencilik yılları demişken Adam’ın danışman hocası tam anlamıyla bir narsistmiş bu arada, izleyenler ne demek istediğimi anlayacaktır.
İkilinin arasındaki kimya ise filmin en önemli noktalarından biri. Özellikle başlangıçta birbirlerinden hiç hoşlanmıyormuş gibi davranırken aralarındaki gerilimin giderek değişmesi, hikâyenin romantik tarafını taşıyor. Yine de film, karakterlerin birbirlerine gerçekten ne zaman ve neden yakınlaştığını biraz daha derinleştirseydi, bu ilişkinin dönüşümü çok daha güçlü hissedilebilirdi. Tabii ki özel anlar paylaşıyorlar ancak dediğim gibi, biraz yüzeysel kalmış hissettirdi bana.
Buna karşılık Olive’in Ahn (Rachel Marsh) ve Malcolm (Jaboukie Young-White) ile olan yakınlığının biraz daha derinlemesine anlatıldığını düşünüyorum. Özellikle Ahn ile olan arkadaşlıklarına baktığımızda, birbirlerini gerçekten kollayan ve gerektiğinde birbirleri için ellerinden gelen her şeyi yapabilecek kadar yakın iki karakter görüyoruz. Aralarındaki arkadaşlığın geçmişini uzun olmasa bile, birlikte oldukları sahnelerde bu bağın ne kadar güçlü olduğunu hissedebiliyorsunuz.

The Love Hypothesis: Aşkın Hipotezi
Müzikler ve Ortam
Müzik kullanımı çok yoğun olmasa da filmin playlist’inde Gracie Abrams ve Selena Gomez gibi isimlerin yer alması ve şarkıların sahnelere uyum sağlayarak verilen duyguyu yoğunlaştırması beni sevindirdi. Özellikle eşlik edebileceğim şarkıların olması benim için ayrıca büyük bir haz.
Bunun yanında filmin üniversite ve akademi atmosferini de sevdim. Laboratuvarlar, kampüs ve akademik çalışma ortamı hikâyenin romantik tarafına farklı bir arka plan oluşturuyor. Film, klasik romantik komedilerde gördüğümüz restoranlar ve şehir hayatı yerine, karakterlerin akademik dünyasını hikâyenin önemli bir parçası hâline getiriyor. Bu da filmin kendi atmosferini oluşturmasına yardımcı oluyor.
Genel olarak görüntü, mekânlar ve müzik bir araya geldiğinde film bana hafif, sıcak ve rahat izlenen bir romantik komedi hissi verdi. Çok yoğun bir atmosfer yaratmaya çalışmasa da sahnelerin duygusunu destekleyecek kadarını yapıyor.

The Love Hypothesis: Aşkın Hipotezi
Sonuca Gelirsek
Genel olarak The Love Hypothesis, çok büyük sürprizler vaat etmeyen ama “sahte ilişki” klişesini akademik bir ortam, karşıt karakterler ve romantik komediyle birleştiren hafif bir film. Kitabı sevenler için karakterleri beyaz perdede görmek başlı başına keyifli olabilir; ancak kitabı okumayanlar açısından filmin etkisi biraz farklı olabilir. Ancak bilmenizi isterim ki kitaptan kopan bir kısım yok filmde. Hatta şunu da söyleyeyim: Kitabın kapağını görünce filmdeki sahne aklınıza gelebilir. Tatlı ve gülümseten bir kitap uyarlaması izleyecekleri önden alabiliriz.
Keyifli Seyirler…