Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriCrawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Yazar: Sıla Parla
Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Spoiler ve Fobi Uyarısı: Bu yazı, filme ilişkin spoiler içermektedir. Ayrıca araknofobisi (örümcek korkusu) ve entomofobisi (böcek korkusu) olan okuyucular için rahatsız edici olabilecek betimlemeler bulunmaktadır.

“Dünyadaki her bir insana karşılık üç milyon örümcek bulunuyor. Örümcekler insanları yemeye karar verirse bir yıl içerisinde hepimiz ölmüş oluruz.”

Bu cümlelerle filmimiz açıldı.

Ve evet, filmi izlemesi zordu. Ama yazmak kolay olacak.

“Avustralya’da normal bir gün…” diye başladığım bu yazıda günlük rutinlerimi değil, Crawlers filmini yazacağım. Gerçi Avustralya’da yaşarken ikisini birbirinden ayırmak bazen pek de mümkün olmuyor. Gecenin bir yarısı duvarda hareket eden karanlık bir leke, mutfak tezgâhının üzerinde beliren sekiz bacak veya sabah ayakkabınızı giymeden önce içine bakma ihtiyacı… Bunlar bir korku filminin açılış sahnesi değil, burada yaşayan birinin sıradan endişeleri olabilir. Üstelik söz konusu korku, kapıyı kilitlediğinizde dışarıda kalmıyor. Duvarların içinde, tavanın köşesinde, yatağınızın hemen altında yaşamaya devam edebiliyor.

Tüm korku filmlerini unutun. Yüzde yüz gerçek bir korkunun kaynağı bu filmin içerisinde. Aranızda araknofobisi olanlar bu yazıyı betimleme yeteneklerini kapatarak okumalı, filmi izlemeyi ise iki kez düşünmeli. 🙂

Ángel Gómez Hernández’in yönettiği Crawlers, Los Angeles‘taki Paradiso Palms apartmanında geçiyor. Apartmanın yöneticisi Serena, sürekli şikâyet eden sakinlerle, bitmek bilmeyen bina sorunlarıyla ve kendisine pek de yardımcı olmayan insanlarla uğraşırken bir gün apartmanda yaşayan birinin gizemli ölümüyle karşılaşıyor. Yetkililer, olası bir virüs salgınından şüphelenerek binayı karantinaya alıyor. Ancak ortada kontrol altına alınabilecek bir virüsten çok daha hareketli, çok daha kalabalık ve açıkçası çok daha iğrenç bir sorun var: Zehirli örümcekler. Üstelik hızla çoğalıyorlar. Apartman sakinleri dışarı çıkamazken örümcekler havalandırmalardan odalara, eşyalardan insanların bedenlerine kadar ulaşabilecekleri her yere yayılmaya başlıyor. Serena ise hem kendi korkusuyla yüzleşmek hem de binadaki insanları hayatta tutmak zorunda kalıyor.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Hayatınız boyunca bir seri katille karşılaşmanız, bir hayalet görmeniz veya cinlerin istilasına uğramanız oldukça düşük ihtimalli, hatta bazıları gerçekliği kanıtlanmamış, muhtemelen başımıza gelmeyecek şeyler. Ama örümcekleri hemen hemen her gün görüyoruz. Açıkçası gerçek hislere, gerçek canlılara ve gündelik yaşamımızın bir parçası olan fobilere dayanan korkuları izlemek herkes için bir nebze daha zor olabilir. Çünkü burada korktuğumuz şeyin var olup olmadığını sorgulamıyoruz. Var olduğunu zaten biliyoruz.

Yaratık Korkusu: Gündelik Hayatın İçindeki Tehdit

Filmde creature horror, yani yaratık korkusunun işlenmesi de bu yüzden dikkatimi çekti. Bu alt tür, korkuyu insan dışı canlıların veya yaratıkların oluşturduğu tehdit üzerinden kuruyor. Söz konusu yaratıkların tamamen hayal ürünü olması da gerekmiyor; doğada gerçekten var olan canlılar, boyutları, davranışları veya saldırganlıkları değiştirilerek korkunun merkezine yerleştirilebiliyor. Crawlers da korkuyu tam da bu noktada olması gerektiği yerde inşa etmiş. Gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz bir canlıyı, ona karşı zaten var olan korkularımız üzerinden sinemasal bir tehdide dönüştürüyor.

Filmde özellikle dikkatimi çeken ve aslında beğenip takdir ettiğim nokta, örümcek istilasının gündelik korkularımızla ilişkilendirilerek işlenmesi. En azından birinizin bile aklına şu soruların geldiğine eminim: Acaba ayakkabımın içinde örümcek var mı? Yorganımın altında olabilir mi? Ben uyurken ağzıma girer mi? Mutfaktaki bardağın içinde olabilir mi? Havalandırmanın içinde yaşıyor mudur?

Yazarken bile irkildim.

Bu filmi Avustralya’da yaşadığım için izlemek ayrıca zordu. Çünkü sözünü ettiğim yerler, örümceklerin gerçekten de saklanabildiği alanlar. Elbette filmdeki gibi devasa ve ölümcül istilalarla karşılaşmıyoruz. Ancak bir korku filminin en rahatsız edici tarafı bazen gösterdiği şeyin büyüklüğü değil, gösterdiği şeyin daha küçük bir versiyonuyla zaten aynı evi paylaştığımızı bilmek oluyor.

Son yıllarda giderek daha fazla karşılaştığımız, özellikle pandemi döneminde bizzat deneyimlediğimiz korkularla başka bir anlam kazanan virüs temalı filmler, karantina kavramını oldukça güçlü bir gerilim unsuru olarak işliyor. Crawlers ise karantinanın ne kadar yetersiz kalabileceğini gösteriyor. Bir virüsün yayılması, bulaşma yollarının belirlenmesi ve uygun tedbirlerle zaman içerisinde kontrol altına alınması mümkün olabilir. Ancak filmde ne yazık ki ortada virüs diye bir şey yok. Örümcekler var.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Duvarların içinden geçiyorlar, havalandırmalara giriyorlar, en küçük boşlukları kullanıyorlar. İnsanları birbirinden ayırmak için tasarlanmış bir karantina, birbirinden ayrılması neredeyse imkânsız binlerce küçük canlı karşısında anlamını kaybediyor.

Dışarı çıkamıyorsunuz. İçeride kalmanız gerekiyor. Ama içerisi de güvenli değil.

Ses Tasarımı ve Renk Paleti: Korkunun Duyulara Yayılması

Filmi sinematografik açıdan ve renk paleti üzerinden de ayrıca değerlendirmek istiyorum. Öncelikle CGI, yani Computer-Generated Imagery (bilgisayar ortamında oluşturulan görsel efektler) kullanımını başarılı buldum. Örümceklerin hareketleri, yüzeylerle temasları ve özellikle yakın planlarda oluşturdukları rahatsız edici görünüm oldukça gerçekçiydi. Ancak benim asıl bahsetmek istediğim şey görüntülerden çok sesler.

Gerçek hayatta örümcekler filmde duyduğumuz desibelde ve tonda yürümüyorlar. Bazı örümcek türleri vücut parçalarını birbirine sürterek veya yüzeylerle temas ederek ses ve titreşim oluşturabiliyor. Ancak filmde bu seslerin büyütülmesi, neredeyse her bacak hareketini duyabileceğimiz bir düzeye taşınması, bana göre korkunun en etkili unsurlarından biri.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Özellikle asansör sahnesinde.

Burada izlemek zor değildi ama kulaklarımı kapatmak istedim. Havadan yüzeye düşen örümceklerin pat pat sesleri… Vücutlarının zemine çarpışı, bacaklarının yüzeylere teması, arka arkaya gelen o küçük ama rahatsız edici darbeler. Bir örümceğin varlığını görmek başka, her hareketini duymak bambaşka bir deneyim. Sesler o kadar belirgindi ki bir süre sonra örümcekleri görmesem bile hareket ettiklerini duyacakmışım gibi hissettim.

Evde camın üzerinde gezen bir örümcek gördüğümde yaşadığım şeyin aynısını yaşadım. İğrenme, korku ve kaçma isteği.

Filmi sinemada izlediğim için bu deneyim daha da belirgindi. Örümceklerin tıslama benzeri sesleri zaman zaman yan hoparlörlerden geliyordu. Bu da korkunun yalnızca perdedeki görüntüyle sınırlı kalmamasını sağlıyordu. Sesin geldiği yöne istemsizce dikkat kesilmek, bazen başımı çevirmek istemek ve karanlık salonun herhangi bir köşesinde bir şey hareket ediyormuş hissine kapılmak, filmin yarattığı gerilimi güçlendirdi.

Burada ses tasarımının yalnızca görüntüyü desteklemediğini, doğrudan korkunun kendisini ürettiğini düşünüyorum. Özellikle çevresel ses kullanımı sayesinde örümceklerin hareketleri, izleyicinin bulunduğu fiziksel alana da taşınıyormuş gibi hissettiriliyor. Perdede gördüğümüz canlıyla aramızdaki güvenli mesafe, ses aracılığıyla bir ölçüde ortadan kalkıyor. Belki de filmin senaryosundan ve görselliğinden daha çok beğendiğim tarafı buydu. Çünkü gözlerimi kapattığımda görüntü kaybolabilirdi, fakat sesleri duymaya devam edecektim.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Filmin renk paletini de ayrıca detaylı yazmak istiyorum. Soluk mavi tonların hâkim olduğu, yer yer kırmızı ve dumanlı bir atmosfere dönüşen görüntüler, özellikle kapalı alanlarda dikkatimi çekti. Ben bunu şöyle yorumluyorum: Soluk mavi tonlar örümceklerin temsil ettiği soğuk, yabancı ve kontrol edilemeyen tehdidi yansıtırken kırmızı ve dumanlı atmosfer, istila, karantina ve adrenalin üçlemesini temsil ediyor. Mavi tonlarda hâkim olan soğukluk, tehlikenin sessizce ve fark edilmeden ilerleyişini düşündürüyor. Kırmızıya geçildiğinde ise bu sessizlik yerini paniğe ve hayatta kalma içgüdüsüne bırakıyor. Özellikle iki rengin karşıtlığı, binanın bir yandan insanların yaşadığı sıradan bir apartman, diğer yandan giderek kontrolünü kaybettikleri bir ölüm alanı hâline gelmesini görsel olarak destekliyor.

Elbette bunun yönetmenin bilinçli bir renk sembolizmi olduğuna ilişkin bir iddiam yok. Benim film boyunca renklerin yarattığı atmosferden çıkardığım kişisel yorum bu.

Korkunun En Rahatsız Edici İki Sahnesi

Şimdi sırada sevdiğim ve daha ayrıntılı yorumlamak istediğim iki sahne var.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Birincisi, uyuyan kadının ağzının üzerinde salıncak gibi sallanan örümcek sahnesi.

Uyku, insanın çevresi üzerindeki bilinçli kontrolünün büyük ölçüde azaldığı doğal bir süreç. Bilimsel olarak uyurken tamamen bilinçsiz olduğumuzu söylemek doğru değil; beynimiz dış uyaranları işlemeye devam edebiliyor, bazı seslere ve dokunuşlara tepki verebiliyoruz. Ancak uyanıkken sahip olduğumuz farkındalık ve müdahale kapasitesi aynı düzeyde değil. Özellikle derin uyku sırasında çevremizde gerçekleşen pek çok küçük değişikliği fark etmeyebiliyoruz.

Peki, biz gece uyurken neler oluyor?

Üzerimizde gezinen böcekleri, örümcekleri veya hamam böceklerini ne kadar hissediyoruz? Uykumuzun hangi anında bir temas bizi uyandırmaya yeterli oluyor? Ya hissetmediğimiz temaslar? Sabah uyandığımızda hatırlamadığımız saatlerde bedenimize ne kadar yakınlaşmış olabilirler?

İşte korkunun temeli, en net örneklerinden biri. Hem korkuyoruz hem de müdahale edememe ihtimalinden rahatsızlık duyuyoruz. Çünkü o sahnede izlediğim kadın, ağzının hemen üzerinde sallanan örümceğin farkında değil. Tehlikeyi gören biziz. Müdahale etmesi gereken kişi ise uyuyor.

Uyuyan bir yüz ve üzerinde yavaşça hareket eden sekiz bacak. Bunca yıllık hayatınızda, siz uyurken dudağınıza kaç örümcek değdi, hiç düşündünüz mü?

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

İkinci sahne ise bebek sahnesi.

Bir bebeğin yüzünde, devasa bir “kraliçe” örümcek diyebileceğimiz büyüklükte bir örümcek geziniyor. Üstelik bebek uyanık ve ağlıyor. Çok az filmde bebeklerin ve çocukların bu denli doğrudan korkunun ve fiziksel tehlikenin merkezine yerleştirildiğine şahit olmuşumdur. Bu yüzden, görsel efektlerle oluşturulmuş olsa bile oldukça cesur bir sahne olduğunu düşünüyorum.

Sahnenin etkisi yalnızca örümceğin büyüklüğünden kaynaklanmıyor. Burada iki farklı savunmasızlık bir araya geliyor. Bir tarafta kendisini koruyamayacak, karşısındaki tehlikeyi anlamlandıramayacak kadar küçük bir bebek; diğer tarafta onun yüzünde hareket eden, yetişkin bir insanın bile karşısında korkuya kapılabileceği bir canlı var. Bebeğin ağlaması da sahneyi daha rahatsız edici kılıyor. Çünkü korkuyu yalnızca görüntü üzerinden değil, korunmaya ihtiyaç duyan bir canlının çaresizliği üzerinden de hissediyoruz.

Bu sahnenin her şekilde canlandırılmasını sevdim. Örümceği bebeğin yakınında gösterebilir, beşiğin üzerinde dolaştırabilir veya yalnızca yüzüne yaklaşmasını sağlayarak sahneyi sonlandırabilirlerdi. Ancak bunu yapmamışlar. Örümceğin bebeğin yüzüne doğrudan temas ettiği bir görüntüyü tercih etmişler.

Benim beğendiğim nokta, elbette gerçek bir bebeğin tehlikeye atılması değil; sinemasal temsilin, görsel efektlerin sağladığı imkânlardan yararlanarak bu kadar rahatsız edici bir yakınlık kurabilmesi. Korku sinemasında bazen tehlikeyi göstermek yeterli olurken burada tehlikenin bedene temas etmesi tercih ediliyor. Özellikle bebek gibi korunmaya muhtaç bir karakter üzerinden kurulduğunda bu temas, seyircinin yalnızca korku değil, güçlü bir koruma ve müdahale isteği hissetmesine de neden oluyor.

Sonuç: Örümcekler Film Bittiğinde de Orada

Crawlers, bana göre korku sinemasında yeni bir şey icat etmeye çalışmamış. Hatta hikâyesinin bazı noktaları oldukça tanıdık. Kapalı bir alan, dış dünyayla kesilen iletişim, giderek büyüyen bir tehlike ve hayatta kalmaya çalışan bir grup insan. Ancak filmin başarılı olduğu nokta, bütün bu tanıdık unsurları hepimizin bir şekilde karşılaşabileceği bir canlıyla bir araya getirmesi.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Bir hayaletin gerçek olup olmadığını tartışabilirsiniz. Bir canavarın yalnızca kurmaca olduğunu bilerek rahatlayabilirsiniz. Ama örümceklerin varlığını inkâr edemezsiniz. Film bittiğinde onlar ortadan kaybolmuyor. Sinema salonundan çıkıp evinize dönüyorsunuz ve evinizin duvarları, dolapları, pencereleri hâlâ aynı. Değişen tek şey, artık oralara biraz daha dikkatli bakmanız.

Siz bunu okurken koltuğunuzun altında, ben bunu yazarken mutfak tezgâhımda bir örümcek olabilir. Bazen geceleri sesler duyuyorum ve içimden diyorum ki: Umarım hayalettir, örümcek olmasın…

İyi seyirler. Battaniyeye çok sıkı sarılmayın, derinizin üzerindeki minik kıpırtıyı bir anda hissedebilirsiniz.

Crawlers: Gerçek Korku Sekiz Bacaklıdır

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...