Altın Portakal Günceleri #4
63. Altın Portakal’ın artık sonuna doğru yaklaşırken ve Antalya’da hava yağmurun şiddetini artırırken 4. güncenin konusu olan filmler de bir o kadar sarstı diyebilirim. Ali Asgari’nin uluslararası yarışma filmi ve iki tane ulusal yarışma filminden biraz konuşalım.

Altın Portakal Günceleri #4
A BIT OF LIGHT (UMUT IŞIĞI)
Venedik’te dünya prömiyerini yapan A Bit of Light, Türkiye prömiyerini Altın Portakal’da gerçekleştirdi. Ali Asgari’nin son filmi olan Umut Işığı, umutları tükenen bir doktorun sarsıcı hikâyesini anlatıyor. Mesleğini yaptığı için gözaltına alınan ve muayenehanesi mühürlenen bir doktor karşımızdaki: Arash. Bütün ailesiyle vedalaşan, intiharının şok etkisi yaratmasını istemeyen; kedisini, çiçeklerini ve hâlâ hastalarını düşünen bir adam… Tek bir günde geçen film, umutsuzluk ile kararlılığın keskin sularında geziniyor. Arash kararında net ama bu durum, arkasında bıraktıklarını düşünmesine engel değil. Aile bireyleriyle paylaştıkları, son yemek olması için oturulan o sofra ve yaklaşmakta olan ölümün sessizliği…
Altın Portakal Günceleri #4: ELİSA
Post-apokaliptik bir film olarak karşımıza çıkmaya niyetlenen Elisa, süresinden çok daha uzun hissettirdi desem yalan olmaz. Sayesinde film bittikten sonra uzun bir süre dinlenme ihtiyacı hissettim ve günlük çizelgemi tamamlayamadım. Anlatılmak isteneni anlıyorum fakat senaryo gerçekten size tam olması gerektiği gibi hissettiriyor mu? Yani evet, farklı bir konu olması bakımından, sürekli aynı hikâyeleri izlemekten sıkıldığımız için kesinlikle dikkat çekici; ama kıyamet sonrası bir dünya böyle midir acaba?

Altın Portakal Günceleri #4
Oyunculuklar tahammül edilir gibi değildi, lütfen kusura bakmayın. Yani inandırıcılığı geçtim, karakterleri doğru düzgün tanıyamıyoruz bile. Bir yere bağlanmasını beklediğim karakterler boşlukta süzülüyor adeta. Refik karakterinin motivasyonu neydi mesela? Neye hizmet etti tam olarak? Adeta Rafadan Tayfa serisinin bir filmini izlemiş gibi bir tat bıraktı bende. Birbiri ardına gelişen olaylar ama bir yere bağlanmayan sonuçlar… Ses konusu ise başlı başına bir sorun. Koruma giysileri içinde konuşan oyuncuları altyazıdan takip etmek zorunda kalmak hiç doğru hissettirmiyor. Evet, tabii ki ses mekanik ve net gelmemeli ama o anlaşılabilirlik bir şekilde sağlanabilirdi.
Altın Portakal Günceleri #4: HAKİKATİN ÖLÜMÜ
Mehmet Günsür ve Mert Fırat’lı oyuncu kadrosuyla festivalin en beklenenlerinden olan Hakikatin Ölümü, katılımın en yoğun olduğu filmlerden biri olarak dünya prömiyerini festivalin en yağışlı günlerinden birinde yaptı. Yarım saat gecikmeli ve yaklaşık 5 dakikalık bir ekran kararması teknik aksaklığıyla gösterimini tamamladı. Film hakkında konuşurken Hasan Öztoprak’ın 2006 yılında yayımlanan Hakikatin Ölümü adlı romanından uyarlandığını da ekleyelim.

Altın Portakal Günceleri #4
Feridun ve Timuçin, liseden dost iki eski arkadaş. Bir gün Timuçin’in aniden ortaya çıkışı ve geçmişle hesaplaşmak istemesiyle olay örgüsü başlıyor. Türkiye sinemasının kanayan yarası olan faili meçhul cinayetleri konu edinen filmlerden birisi kısaca. Tek perdelik bir tiyatro oyunu olsa çok daha keyifli bir şey izlenebilirdi fikrimce; ki zaten izlerken o tiyatrallığı buram buram hissediyorsunuz. Bunun yanında, sanki bir kitap okuyormuşum gibi hikâye anlatmasını sevdiğimi de söylemeliyim. Kurgusunu da fena bulmadım açıkçası.
Mehmet Günsür’e de ayrı bir paragraf açmak isterim: Öncelikle ilk defa kendisini bir rolde “çirkin” olarak gördüm ve oyunculuğunu katkat beğendim; Timuçin olduğunu, o katil hissini gerçekten geçirdi. Senaryoya gelirsek, keşke çekimden önce birkaç kişiye okutsaydınız da eksiklikleri, kopuklukları tespit edebilseydiniz. Apartmandaki meraklı teyzenin sadece pencereyle sınırlı kalması, polisi arayan hiç kimsenin olmayışı gibi boşa düşen detaylar çok dikkat çekiyor. Ayrıca faili meçhulleri anlatırken komedi unsuru olarak bir polisin varlığı cidden gerekli miydi? Mizah öğeleri zaten başlı başına bir uyumsuzluk içerisinde, adeta “biraz da mizah olsun” diye koyulmuş eğreti dekorlar gibi duruyor. Kötünün kötüsü ve kötünün iyisi filmlerinden oluşan ulusal yarışma seçkisinde ise bence kötünün iyisi sayılabilecek bir noktada duruyor.