The Last Sunrise: Hayat, Anılar ve Başlangıçlar
Hayatta bazen her şeyi unutmak, yeni başlangıçlara ve yeni bir bize iyi gelebilir. Prime Video’da yayınlanan The Last Sunrise, yaşamayı ve şimdiye kadar biriktirdiği anılarla mutlu olan, bu anıları kaybetmeyi göze alamayan -hayatına mal olsa bile- bir kızın hikâyesini gözler önüne seriyor. Empati yapmak gerekirse birçoğumuzun bu yolda ilerleyebileceğini düşünmekteyim. Hele ki sevdiğiniz şeyleri önemseyerek ve hayatınızı buna göre şekillendirerek yaşadıysanız. 1 saat 17 dakika süren film genel olarak akıcı; ancak diğer örneklerinden ayrılan pek bir tarafı olmadığı için aralarda es verebilirsiniz.
Bir kitap uyarlaması olarak karşımıza çıkan The Last Sunrise, Anna Todd tarafından kaleme alınmış ve 2025 yılında yayımlanmış bir roman. Açıkçası romanı okumadım, o sebeple ne kadar birebir bir anlatım olduğunu söyleyemeyeceğim. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi olay örgüsü ve akışı gayet makul, izlenebilir düzeyde.
Filme başlamadan önce oyuncu kadrosunda dikkatimi çeken ilk isim Eva Longoria oldu. Maia Reficco ve Fernando Lindez ise filmi izlememi biraz daha tolere eden yeni yüzler oldu benim için. Maia Reficco, Pretty Little Liars: Original Sin ve Do Revenge gibi yapımlarda yer alırken Fernando Lindez’i Élite izleyicileri yakından tanıyacaktır. Filmde Ry ve Julián karakterleriyle karşımıza çıkan ikilinin özellikle birlikte geçirdikleri sahnelerin, filmin gençlik ve yaz atmosferine uyum sağladığını söyleyebilirim. Yaz aşkı ne de olsa.
Eva Longoria ise daha deneyimli bir isim olarak Ry’ın annesi rolünde hikâyeye dâhil oluyor. Uzun yıllar Desperate Housewives ile hafızalarda yer edinen oyuncuyu böyle bir anne-kız hikâyesinin içerisinde görmek, benim için filmin tanıdık taraflarından biri oldu. Tabii kendisini Brooklyn Nine-Nine dizisinden de tanıyanlar çıkacaktır.

The Last Sunrise: Hayat, Anılar, Başlangıçlar
The Last Sunrise Konusu ve Detaylar
Filmin merkezinde, hayatının büyük bir bölümünü sağlık sorunlarıyla geçirmek zorunda kalan Ry bulunuyor. Yaşadığı hastalık nedeniyle birçok konuda dikkatli olması gereken Ry için hayat, çevresindeki insanların sahip olduğu özgürlüklerden biraz daha farklı ilerliyor. Buna rağmen sahip olduğu hayattan ve bugüne kadar biriktirdiği anılardan vazgeçmek istemiyor.
Hikâyenin beni düşündüren tarafı da tam olarak burada başladı. Çünkü dışarıdan baktığımızda hayatta kalmak her şeyden daha önemliymiş gibi görünüyor. Ancak bunun karşılığında bugüne kadar sevdiğiniz insanları, yaşadığınız anları ve sizi siz yapan birçok şeyi unutmanız gerekseydi aynı kararı vermek bu kadar kolay olur muydu, emin değilim.
Ry’ın karşısına çıkan tedavi ihtimali de karakteri tam olarak böyle bir seçimle karşı karşıya bırakıyor. Bir tarafta yaşamaya devam etme ihtimali bulunurken diğer tarafta bugüne kadar sahip olduğu anıları kaybetme korkusu var. Dolayısıyla film boyunca yalnızca fiziksel olarak hayatta kalmanın mı yoksa bizi biz yapan şeylerle yaşamaya devam etmenin mi daha önemli olduğu sorgulanıyor.
Ry karakterinde Maia Reficco’yu izliyoruz. Benim için filme başlamadan önce çok tanıdık bir isim değildi. Ancak karakterin özellikle daha duygusal tarafını yansıttığı sahnelerde başarılı olduğunu düşünüyorum. Ry’ın bir taraftan yaşamak istemesi, diğer taraftan da bunun için ödemesi gereken bedelden korkması, karakterin film boyunca yaşadığı en önemli çatışmalardan biri.

The Last Sunrise: Hayat, Anılar, Başlangıçlar
Ry’ın annesi ise kızını korumaya çalışan ancak bunu yaparken zaman zaman onun kendi hayatıyla ilgili kararlar vermesini de zorlaştıran bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bu karakterde Eva Longoria’yı izliyoruz. Filmin tanıdık yüzlerinden biri olması bir yana, anne-kız arasındaki ilişkinin hikâyenin önemli parçalarından biri olduğunu söylemek mümkün.
Bir ebeveyn açısından düşündüğümüzde onun davranışlarını anlamak çok zor değil. Çocuğunuzu kaybetme ihtimali söz konusu olduğunda mümkün olan her şeyi yapmak isteyebilirsiniz. Ancak Ry açısından baktığımızda durum biraz daha farklı. Çünkü söz konusu olan yalnızca hayatını kurtaracak bir tedaviyi kabul edip etmemek değil; aynı zamanda bugüne kadar yaşadığı hayatın önemli bir bölümünden vazgeçmek.
Film bu noktada anne ve kızın aynı olaya ne kadar farklı açılardan yaklaşabileceğini göstermeye çalışıyor. Bana göre hikâyenin romantik tarafından daha fazla üzerinde durulabilecek konulardan biri de buydu.
Bu arada küçük bir ekleme: Ry’ın annesi ile Julián’ın babası da gençlik zamanlarında bir ilişki içindelermiş. Ta ki Ry’ın annesi Mallorca’da tanışıncaya kadar.
Ry’ın hayatına dâhil olan Julián ise filmin romantik tarafını oluşturan karakter olarak karşımıza çıkıyor. Fernando Lindez’in hayat verdiği Julián ile Ry’ın tanışmasının ardından hikâye beklediğimiz şekilde ilerlemeye başlıyor. Birlikte geçirilen zamanlar, yeni deneyimler ve daha önce yapılamayan şeylerin yapılması derken ikili arasındaki yakınlaşma da giderek artıyor.
Ancak burada filmin diğer romantik dramalardan çok fazla ayrıldığını söyleyemem. Hayatı belirli sınırlar içerisinde yaşayan bir karakterin daha özgür biriyle tanışmasının ardından kendi hayatını sorgulamaya başlaması, daha önce birçok farklı yapımda karşılaştığımız bir hikâye. Dolayısıyla Ry ve Julián arasındaki ilişkinin nasıl ilerleyeceği konusunda bazı tahminlerde bulunmak çok zor değil.

The Last Sunrise: Hayat, Anılar, Başlangıçlar
Yine de ikilinin birlikte olduğu sahneler filmin daha rahat ilerleyen bölümlerini oluşturuyor. Özellikle Ry’ın kendi sınırlarından biraz olsun uzaklaşması ve daha önce deneyimlemediği şeyleri yaşamaya başlaması, filmin vermeye çalıştığı “yaşamak” düşüncesini destekliyor.
Bizi Biz Yapan Şeyler
The Last Sunrise’ın benim için en dikkat çekici tarafı romantik ilişkiden çok, anılar üzerinden kurduğu hikâye oldu. Hayatımız boyunca iyi ya da kötü birçok anı biriktiriyoruz. Bazılarını unutmak istiyor, bazılarına ise yıllar geçmesine rağmen tutunmaya devam ediyoruz. Ancak hepsini bir araya getirdiğimizde bugün olduğumuz kişiyi ortaya çıkaran şeylerin bir kısmını da bu anılar oluşturuyor.
Film de Ry üzerinden aslında oldukça basit görünen ancak cevaplaması zor bir soru soruyor: Yaşamak için bütün bunlardan vazgeçebilir miyiz?
İlk düşündüğümüzde cevabımız doğal olarak yaşamak olabilir. Fakat gerçekten böyle bir durumun içerisinde olduğumuzu düşündüğümüzde cevap biraz daha karmaşık hâle geliyor. Sevdiğimiz insanlarla geçirdiğimiz zamanları, ilk aşklarımızı, ailemizle ilgili anılarımızı ve bizi mutlu eden birçok şeyi hatırlamayacaksak yeniden başladığımız hayat ne kadar bize ait olur?
Ry’ın aldığı bazı kararları değerlendirirken bu nedenle karaktere tamamen kızamadım. Dışarıdan yanlış görünen bir karar, onun açısından bakıldığında çok daha anlaşılır hâle gelebiliyor.

The Last Sunrise: Hayat, Anılar, Başlangıçlar
Yaz Atmosferinin Hikâyeye Katkısı
Filmin bir diğer dikkat çeken tarafı ise yaz atmosferi. Deniz, güneş, sahil ve gün batımı görüntüleri hikâyenin romantik tarafını desteklerken filmin daha rahat izlenmesine de katkı sağlıyor.
Bu tarz yapımlarda mekân kullanımının önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü hikâye çok farklı bir şey anlatmasa bile oluşturulan atmosfer izleme deneyimini değiştirebiliyor. The Last Sunrise da bu konuda avantajlı yapımlardan biri. Ancak güzel görüntüler bir noktadan sonra hikâyenin tahmin edilebilir tarafını tamamen kapatmaya yetmiyor. Özellikle benzer konulara sahip romantik filmleri seviyor ve sık sık izliyorsanız bazı sahnelerde “Bunu daha önce izlemiştim.” hissine kapılabilirsiniz.
Müzikler ise bu sene oldukça fazla duyduğumuz bir seçki olmuş. Bazı müzikler o kadar tanıdık ki çalmaya başlayınca kendinizi eşlik ederken bulabiliyorsunuz. Ben müzik seçimlerini bu yaz dramasına uygun ve can suyu görevi gören bir yerde konumlandırdım.

The Last Sunrise: Hayat, Anılar, Başlangıçlar
Genel Değerlendirme
Genel olarak The Last Sunrise, romantik ve hüzünlü yapımları sevenlerin şans verebileceği filmlerden biri. Hikâyesi itibarıyla tamamen yeni bir şey sunduğunu söylemek zor. Hastalık, aşk, aile ilişkileri, hayatı doyasıya yaşamak ve kaybetme korkusu gibi daha önce birçok yapımda karşılaştığımız konular burada da hikâyenin merkezinde bulunuyor.
Buna rağmen filmin anılar üzerinden yaptığı seçim, hikâyeyi benim için biraz daha ilgi çekici hâle getirdi. Çünkü Ry’ın karşı karşıya kaldığı durum yalnızca “yaşamak mı, ölmek mi?” şeklinde değerlendirilebilecek kadar basit değil. Yaşamaya devam ederken bugüne kadar sahip olduğunuz hayatı unutma ihtimali, karakterin kararlarını daha anlaşılır kılıyor.
Oyunculuklar açısından çok öne çıkan bir performans olduğunu düşünmesem de oyuncular karakterleri ve hikâyeyi takip etmek konusunda yeterli bir seviyede kalıyor. Filmin duygusal etkisini ise oyunculuklardan çok konusu, müzikleri ve oluşturduğu yaz atmosferi sağlıyor.
The Last Sunrise, büyük beklentilerle izlenmesi gereken bir yapım değil. Ancak yaz atmosferinde geçen, içerisinde romantizm bulunan ve biraz da hüzünlü bir hikâye izlemek istiyorsanız değerlendirilebilir.
İzleyeceklere keyifli seyirler diliyorum…