Šarlatán: Şifa Tutkunu (İKSV Özel)

Šarlatán: Şifa Tutkunu (İKSV Özel)

Şarlatan; İKSV Ocak Seçkisi’nde izleme fırsatı bulduğum 72 yaşındaki başarılı yönetmen Agnieszka Holland’ın en son yapımı olan ve senaristliğini ise Marek Epstein’nin yaptığı dram türünde bir kurmaca biyografi filmi. 2021 Oscar’ında “Uluslararası En İyi Film” kategorisinde Çekya’nın adayı olmaya hak kazanmış.

Filmde hikayesi anlatılan kahramanımız Jan Mikolášek, 1889 yılında bir bahçıvanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş gerçek bir kişidir. Mikolášek idrar örneklerinden insanlara hastalık teşhisi koyabilen ve bitkilerden anlayabildiği için gerekli şifalı çayları hazırlayabilen ünlü bir Çek şifacıdır. Bu yeteneğiyle kendi halkı ona büyük hayranlık duymaktayken bazı üst kademedeki insanlar onun bir dolandırıcı olduğunu düşünmüşler. Hitler ve Kominizm dönemlerinde yaşamış olan Mikolášek, Stalin sonrası dönemde başı belaya girmiş ve 1950’lerde birkaç sene hapis yatmak zorunda kalmış. Tedavilerden ve şifalı çay satışlarından büyük bir servet elde etmiş olan şifacının servetine hapisten çıktıktan sonra devlet el koyduğu için 1973 yılında ölene kadar maddi durumdan sıkıntılı zamanlar yaşamış.

Filmin senaryosu, Mikolášek’in bir akrabasının yazmış olduğu “Jan Mikolášek’in Yaşam Hikâyesi – Ünlü Çek Şifacının Gerçeği”nden esinlenerek oluşturulmuş. Gerçek yaşamı hakkında çok fazla bilgi sahibi olunmadığından ötürü olayların daha zengin bir şekilde yansıtılabilmesi için kurmaca karakterler oluşturulmuş.

Filmimize Mikolášek’in yıllarca şifacılığını yaptığı dönemin Başkan’ını kaybetmesiyle başlıyoruz. Kendisini destekleyen başkanın ölümüyle birlikte gazeteler bu şifacı hakkında insanları dolandıran bir şarlatan olduğunu yazıyor. Tüm bakanlarla arasının iyi olduğunu söyleyen Mikolášek yanında çalışanlarının devlet tarafından izlenildikleri iddiasını önemsemeyip normal yaşamına devam etmeyi sürdürüyor. Başka uyarıları da göz ardı eden Mikolášek ve onun sağ kolu olan asistanı František Palko bir gece baskınıyla tutuklanıp hapse atılıyor. Kendilerini bir idam kararının beklediğini öğrendiğimiz bu ikilinin hayat serüvenini ve idam cezasından kurtulmaya çalışmalarını yavaş yavaş izliyoruz.

Mikolášek küçükken doktorların, çaresi yok kesilmeli dedikleri kız kardeşinin kangren bacağını hazırladığı bitkisel karışımla iyileştiriyor. Kendisini bile şok eden bu olay sonrasında Mikolášek içinde yatan bu cevheri fark ediyor. Kendini geliştirebilmek için dönemin ünlü bir şifacısından ona ders vermesini istiyor. Buradan idrarları sayesinde insanlara hastalık teşhisi koymayı eksiksiz bir şekilde öğreniyor. Gerekli bitkilerin bilgisine sahip olduğu için de insanlara ihtiyacı olan şifalı çayları hazırlıyor. Bir zaman sonra yanında kaldığı şifacı vefat edince Mikolášek, hastalarına bakabileceği büyük bir malikane satın alıyor. Başlarda hiç hastası olmasa da dönemin ünlü devlet çalışanları tarafından fark edilince bir anda ünleniyor ve günde yaklaşık 300 hastaya ve numunelere bakabilecek konuma geliyor.

Malikaneyi satın alındığında kendisinin bir asistana ihtiyacı olduğunu düşünerek bir gazete ilanı veriyor. Bu sayede František Palko ile tanışıyorlar. Palko daktiloda yazı yazma yeteneği ve gerekli biyoloji bilgisinden yoksun olması sebebiyle iyi bir aday olmazken sempatik tavırlarıyla şifacımızın gönlünü kapıyor. Kısa süre içinde koskoca malikanede yalnız başlarına kalan ikili birbirlerine aşık oluyorlar. O dönemde yasadışı sayılan bu ilişkiyi gizleyerek yaşıyorlar. İyi bir asistan ve tutkulu bir aşık olan Palko filmimizin ilk sahnelerinde güçlü bir karakter gibi dursa da Mikolášek’e karşı beslediği yoğun duygular sebebiyle kendinden ve sahip olduğu şeylerden büyük bir ödün vererek korkunç kararlar alıyor. Mikolášek’ın ise Palko’ya karşı hissettiği duyguların bencil boyutlarda bir sahip olma güdüsünden kaynaklandığını gözlemliyoruz. Kendisini kurtarabildiği sürece her şeyi silebilecek duygusuzlukta olan bu adamın yaptığı şeyler bizleri büyük bir hüsrana uğratıyor.

Kendi iç dünyasında büyük bir egoist olduğunu düşündüğümüz şifacı bir sürü insana sahip olduğu yeteneğiyle yardım ediyor. Milyonlarca insana yardım ettiğini düşünen şifacı yaptığı kaba bir hesapla “Eğer yüz hastada birinin yaşamının bir yıl uzatabildiysem bu vatana 40000 yıl ömür kazandırdım.” diyor. Aynı zamanda hastalarına “İnanmak başarmanın yarısıdır.” sözüne benzer olan “ İnanmak iyileşmenin yarısıdır.” nasihatinde de sık sık bulunarak herkesin kendisine inanmasını sağlıyor. Sahip olduğu meslek ve insanlara yardım aşkı kesinlikle övülecek ve saygı duyulacak bir düzeyde. Ama gerektiğinde insanları harcaması sebebiyle de içindeki iyilik kadar kötülük de bulunduran bir karakter.

Filmde Mikolášek’in sahip olduğu öfke ve şiddet duygusunun sebebinin savaş yıllarında yaşadığı travmalar olarak tahmin etsek de yaptığı davranışların kesinlikle canilik boyutu taşıyor. Belki de yaşlandıkça daha tehlikeli konuma geçebilen karanlık tarafını bize göstermek için yapılmış bu sahneler. Gençken kedi yavrularına zarar veren şifacı, yetişkin döneminde de bir kadının planlı bir şekilde düşük yapmasına sebep oluyor.

Filmde karakteri bize daha iyi tanıtabilmek için flashback sahnelerinden yararlanmış. Bu sayede bize gerektiği sahnede gereken bilgi başarılı bir şekilde aktarılıyor. Senaryonun ele alınış biçimi gayet akıcı ve mantık hatalarının hiç olmadığı bir dram işlenmiş. Baş karakterimiz olan şifacıyı Çek oyuncu Ivan Trojan mükemmel canlandırıyor. Şifacının gençliğini ise Ivan Trojan’nın babası gibi oyuncu olan oğlu Josef Trojan hayat vermiş. İkisinin benzerliği düşünülünce güzel bir karar olmuş. Palko karakterinin bu kendini aşırı adamış rollerini Juraj Loj başarılı bir şekilde oynamış. Çekimlerde de görüntülerinin ve müziklerin son derece keyifli olduğunu söyleyebilirim.

Film, İKSV’de 20 Ocak Çarşamba gününe kadar gösterimde olacak.

İyi seyirler.

Šarlatán: Şifa Tutkunu (İKSV Özel)

Senanur Pehlivan’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 2 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster