Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
David Fincher‘ın Gone Girl‘ü yüzeyde kayıp bir eşin ardından koşan bir gerilim gibi başlar ama izlediğimiz şeyin bir cinayet soruşturması değil de bir yazarın en büyük eserini sahneye koyuşu olduğunu anlamamız uzun sürmez. Amy Dunne ortadan kaybolmaz; kaybolmayı yazar. Kendi cinayetini, katilini, kurbanını ve bu kurbanın peşine düşecek koca bir ülkeyi kurgular. Filmin asıl meselesi de buradadır: Amy’nin tüm hayatı, üst üste binen kurgulardan, birbirinin yerine geçen sahte benliklerden oluşur. Sahnelediği cinayet, bu kurguların yalnızca en görkemlisidir.

Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
Doğuştan Bir Karakter: Muhteşem Amy’nin Gölgesi
Amy’nin neden bu kadar ustaca yalan kurabildiğini anlamak için filmin sessizce serpiştirdiği bir detaya bakmak gerekir: Çocukluğu… Amy’nin anne babası, kızlarından esinlenerek Amazing Amy adlı bir çocuk kitabı serisi yazmıştır. Ama bu kurgusal Amy, gerçek Amy’nin daima mükemmelleştirilmiş, idealize edilmiş versiyonudur. Gerçek Amy çelloyu bıraktığında, kitaptaki Muhteşem Amy bir dâhi olur. Gerçek Amy bir takıma seçilemezken, kâğıttaki ikizi her zaman başarır. Amy, hayatını sayfalarda yaşayan kusursuz bir çiftiyle yarışarak geçirmiştir.
Bu, filmin tematik temelini kurar. Amy daha doğmadan bir karaktere dönüştürülmüş, kendi kimliği bir kurgunun hammaddesi yapılmıştır. Dolayısıyla benliği bir performans olarak deneyimlemeyi, gerçek bir “ben” ile sunulan bir “ben” arasındaki boşluğu yaşamayı çocukluğundan öğrenmiştir. Yetişkin Amy’nin bir manipülatöre dönüşmesi tesadüf değildir: O; kendisi hakkında anlatı yazmayı bizzat ailesinin elinde, mecburen öğrenmiş bir yazardır. Muhteşem Amy onun ilk maskesidir; sonrakileri kendi eliyle dikecektir.
Havalı Kız
Amy’nin perde arkasından seslendirdiği, artık kült mertebesine ulaşmış “Cool Girl” monoloğu, bu maske geleneğinin en bilinçli halkasıdır. Amy, erkeklerin hayalindeki o “havalı kız” rolünü yıllarca oynadığını itiraf eder: Bira içen, futbol seven, asla şikâyet etmeyen, daima çekici ama hiç çaba göstermiyormuş gibi görünen kadını. Bu kadın gerçek değildir; özenle yazılmış bir senaryodur, Nick’in arzusuna göre biçilmiş bir kostümdür. “Havalı Kız Amy”, tıpkı çocukluğundaki Muhteşem Amy gibi, gerçek bir insanın üzerine geçirilmiş kusursuz bir kurgudur.

Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
Aradaki tek fark, yazarın kim olduğudur. Monoloğun bu kadar yıkıcı olmasının nedeni de budur. Amy’nin öfkesi terk edilmiş bir eşin sıradan kıskançlığı değildir; kendi kimliğini bir erkeğin beğenisi uğruna bir karaktere dönüştürmüş, sonra o erkek tarafından başka bir kadın için kenara atılmış birinin öfkesidir. Nick, gerçek Amy’yle değil, Amy’nin oynadığı rolle evlenmiştir. Rolün makyajı akmaya başladığında, perdenin ardındaki kadından kaçmıştır. Amy ise bu ihanetin intikamını ona yakışır şekilde almayı seçer: Ona en iyi bildiği şeyi, bir kurguyu armağan ederek.
Cinayet Adında Bir Başyapıt
Amy’nin sahnelediği kayboluş, bir intikam eyleminden çok bir yazarlık projesidir ve filmin en çarpıcı içeriği bu projenin titizliğinde gizlidir. Amy aylar önceden çalışmaya başlar. Olay yerini sahneler: Devrilmiş mobilyalar, özenle temizlenmiş ama tam da görülecek kadar bırakılmış kan izleri, kusursuz bir suç tablosu… Sahte bir hamilelik kurgular, bunu doğrulatmak için hamile bir komşuyla bilerek dostluk kurar. Nick’in adına borç biriktirir, ona şiddet uygulayan bir koca portresi çizecek delilleri tek tek yerleştirir. Her yıl oynadıkları o yıldönümü hazine avını bile bir tuzağa çevirir: İpuçları Nick’i adım adım kendi suçluluğunun kanıtına götürecektir. Bunların hepsinden önemlisi, Amy bir karakter daha yazar: “Öldürülmüş Mükemmel Eş.”
Bu, onun yarattığı en görkemli rolüdür ve oynaması için artık fiziksel olarak sahnede olmasına bile gerek yoktur. Yokluğuyla var olur. Muhteşem Amy bir kitabın içinde yaşıyordu, Havalı Kız Amy bir evliliğin içinde sahneleniyordu; Ölü Amy ise bütün bir ülkenin manşetlerinde, televizyon ekranlarında, kamuoyunun zihninde yaşar. Üç Amy, aynı kalemden çıkmıştır. Gerçek kadın ise hepsinin altında, görünmez kalmayı seçerek hayatta kalır.

Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
Amy’nin dehası burada netleşir: O, bir katil olmaktan önce bir anlatıcıdır. İnsanları öldürmez, onları karaktere dönüştürür. Nick’i bir hikâyenin kötü adamı olarak yeniden yazar, kendini o hikâyenin masum kurbanı yapar ve gerçeğin değil, kendi yazdığı kurgunun kazanmasını sağlar. İşlemediği bir cinayet, kamuoyunun gözünde gerçeğin kendisinden daha gerçek hâle gelir.
Sahte Günlük, Gerçek Fail
Fincher’ın anlatı yapısı, Amy’nin bu yazarlığını biçimsel düzeyde tekrarlayarak filmi bir bütün hâline getirir. Gone Girl ikiye katlanmış bir anlatıdır. İlk yarıda Amy’nin günlüğü bize korkmuş, sevgi dolu, giderek tehlikeye düşen bir kadının iç dünyasını yansıtır. Nick’in tuhaf ifadesizliği, kameralara yansıyan o uygunsuz gülümseyişi onu giderek mahkûm ederken, biz günlüğe inanırız. Ama o günlük de bir kurgudur. Amy’nin Nick’i tuzağa düşürmek için satır satır yazdığı, sahte bir karaktere, “Günlük Amy”ye ait bir metindir. Filmin tam ortasındaki kırılma anında, Amy arabayla uzaklaşırken anlatıya el koyduğunda, yalnızca bir olay örgüsü sürprizi yaşamayız; güvendiğimiz anlatıcının bize baştan beri yalan söylediğini fark ederiz.

Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
Sahte günlük, filmin biçiminin bizzat Amy’nin yöntemini taklit ettiği andır: Tıpkı medyayı ve polisi kandırdığı gibi, izleyiciyi de kandırmıştır. Bu yapısal ihanet, görsel düzeyde de işler. Jeff Cronenweth’in soğuk, doygunluğu alınmış mavi-yeşil paleti, Missouri banliyösünü kliniğe çalan steril bir laboratuvara çevirir; Dunne çiftinin modern ama sıcaklıktan yoksun evi, içinde çoktan ölmüş bir evliliği görsel olarak duyurur. Buna karşın Amy’nin günlüğünden canlandırılan flashback’ler, ilk tanışma, şeker fırtınasının altındaki öpücük, daha sıcak ve yumuşak bir ışıkla aydınlatılır. Ama bu sıcaklık da bir yalandır. En samimi bulduğumuz görüntüler, sonradan Amy’nin uydurduğu bir kurgu olarak ifşa olur. Renk de tıpkı günlük gibi bizi kandırır çünkü her ikisi de aynı yazarın kontrolündedir.
Amy’nin tüm bu kişisel oyunu, Fincher’ın geniş bir toplumsal tuvale yaydığı bir zemin üzerinde döner: Skandala susamış, 7/24 yayın yapan medya kültürü. Amy bir katil olarak değil, bir senarist olarak başarılı olur çünkü halkın “mağdur kadın” anlatısına ne kadar aç olduğunu bilir. Nick’in masumiyetini kanıtlama mücadelesi giderek bir hukuk meselesi olmaktan çıkıp bir imaj yönetimi yarışına dönüşür: Televizyonda doğru gülümsemeyi, doğru tonu, doğru pişmanlığı yakalama savaşı. Amy’nin yazdığı karakterler yalnızca Nick’i değil, milyonlarca izleyiciyi de yönlendirir. Film; gerçeğin değil, gerçeğin nasıl paketlendiğinin kazandığı bir dünyayı acımasız bir soğukkanlılıkla resmeder.

Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
Kalem Hâlâ Amy’nin Elinde
Filmin en rahatsız edici hamlesi finalinde gizlidir. Amy geri döner, Desi Collings’i soğukkanlılıkla öldürüp kendini bir başka kurban anlatısının kahramanı olarak yeniden inşa ederek. Ve Nick, bütün gerçeği bilmesine rağmen onu terk edemez, çünkü Amy son bir karakter daha yazmıştır: Mutlu aile. Üstelik bu sefer hamilelik sahte değil. Filmin başında komşusunun idrarıyla uydurduğu o yalancı hamileliğin aksine, bu kez Amy gerçekten hamile. Nick’in yıllar önce bir tüp bebek kliniğinde bıraktığı ve imha edildiğini sandığı sperm örneğini gizlice geri almış, döner dönmez de onunla kendini döllemiştir. Yani çocuk gerçekten Nick’indir ve kaçış kapısı işte tam burada kapanır: Kameraların önünde sonsuza dek sürecek bir performans ve içinden asla çıkamayacağı bir evlilik. Amy, Nick’i kendi kurgusunun içine ömür boyu kilitler.

Gone Girl: Kusursuz Kurbanı Kim Yazdı?
Film, kötülüğün cezalandırıldığı rahatlatıcı bir adalet vaadini reddeder. Bunun yerine bizi açılıştaki o aynı imgeyle baş başa bırakır: Amy’nin kafasının içindeki dünya. Artık biliyoruz ki orada gerçek bir kadın değil, üst üste yazılmış sayısı belirsiz karakter yaşar. Muhteşem Amy, Havalı Kız Amy, Günlük Amy, Ölü Amy, Mutlu Eş Amy. Hepsi aynı kalemin ürünüdür ve Gone Girl’ü unutulmaz kılan da budur: Bu bir cinayet filmi değil, bir kadının kendini hayatta kalmak için sonsuz kez yeniden yazışının hikâyesidir. İşlediği gerçek suç bir cinayet değil, kontrolden çıkmış bir yazarlıktır.