Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Petrov’s Flu: Kurguyla Gerçekliği Bulanıklaştıran Ateş

Petrov’s Flu: Kurguyla Gerçekliği Bulanıklaştıran Ateş

Yazar: Esra Ocak

Petrov’s Flu: Kurguyla Gerçekliği Bulanıklaştıran Ateş

Kirill Serebrennikov’un 2021 yılında gösterime giren ve ülkemizde Petrov Grip Oldu ismi ile Filmekimi’nde gösterilen filmi tanımlaması da izlerken anlamlandırması da zor olan filmlerden. 2 saat 20 dakikalık süresi, hikâyenin zaman atlamaları ile aktarılması ve üzerine daha filmin başlangıcında otobüsten yaka paça indirilip toplu bir infazda rol alan ana karakterimizin sonrasında hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesi gibi gerçeklikten sapma sahnelerinin ayırt edici bir özelliği olmadan sunulması ile takip etmesi de zor bir film olduğu söylenebilir.  Ancak tüm bu özellikler bir Rus romanında da bizi bekliyor, Serebrennikov da aslında bir roman uyarlaması olan bu hikâyeyi beyaz perdeye izleyiciye bir Rus romanına şahit olmaya davet edercesine başarıyor. Ve post modern teknikler ile harmanlanmış bu hikâye onu takip etmesi için meydan okuyor olsa da sonunda kendi içindeki bütünlüğünü kurup anlamlandırılabilir bir kurgusal deneyim sunmayı başarıyor.

Kısa bir cümleyle tanımlanması gerekirse konusu grip olan Petrov’un (Semyon Serzin) boşandığı karısının (Çulpan Hamatova)  evinde hasta olan çocuğuna ulaşma amacıyla otobüste iken arkadaşı Igor(Yuri Kolokolnikov) ile yeni bir yolculuğa atılması ile başlayan film aslında Petrov’un hastalığı ve giderek yükselen ateşi ile paralel olarak gerçeklikle yaklaşıp uzaklaşıyor ki yeri geliyor çarpışıyor. Bir çizgi roman yazarı olan ana karakterimizin zihni bir yandan ateşle körüklenirken bir yandan çevreden gelen muhabbetler gibi uyarıcılar ve kendi geçmişi arasında zikzaklar çizerek türlü sahneler izletiyor. Eski karısını özel güçleri olan ve kötüleri avlayan bir kahraman, oğlunu uzaylılar tarafından kaçırılan çizgi romanının yerine koyduğu rüyaların başrolü olarak gördüğü sahneler karakterin zihninin dinamiklerini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Tüm bu gerçekliği sorgulanabilir sahneler bir yana; Petrov’s Flu bir yandan da geçmiş, gelecek ve karakterlerin arasında bilmedikleri bağlardan oluşan ağı filmin sonuna kadar başarıyla dokuyor. Petrov’un hasta oğlunun gittiği balo ile kendisinin aynı yaşta yaşadığı deneyimin paralelliği, Petrov’un eve ulaşma yolculuğunda dostlarının burada da karşımıza çıkması ve aslında Petrov’un onların hikayelerine daha çocukken dahil olduğunu keşfetmesi izleyiciye bir yapboz tamamlamışçasına bir tatmin hissi sunuyor.

Geçmiş, gelecek ve Petrov’un ateşle bulanan zihninin yaratılarının arasında öğrendiğimiz bu gerçek hikâye dışında film Rus politikası, din, edebiyat, hayat ve ölüm konularında da etkili sahneler içeriyor. Kimi zaman alkollü monologlar, kimi zaman rüyalar olarak gördüğümüz bu sahneler, filmi dinamik tutan ve en keyif veren sahnelerinden. Özellikle kurgu ve gerçeğin çarpışmasıyla bir derdi olan film bir yazarın hayatının anlamını sorguladığı ya da yazdıklarının hayatından ne boyutta etkilendiğini tartıştığı sahnelerde izleyicisine felsefi sorular yöneltiyor. Bu soruyu yönetme şeklinin kurgunun gözümüzün önünde ilham kaynağıyla canlandırılması olması ise sinemanın edebiyatın üstüne koyduğu şeylerden belki de. Okurken gerçekliğinin önünde sonunda ele verilmesi daha olası olan bu sürreal deneyim, sinema ekranında aynı oyuncuyu bir tabutta bir de çıkmış otobüse binerken görmemiz durumuyla bize asla bir şeylerden emin olma şansı vermiyor, ancak sorgulattığı süreçte hiç de sıkmıyor. Filmin sonunda alınan keyif yarattığı bu kaotik sorgulama silsilesine dayanıyor.

Hikâyenin keyif verici bir filme dönüşebilmesinde elbette sunuluş şekli de rol oynuyor. İzleyiciyi Petrov’un çocukluğuna götürdüğü sahneleri onun bakış açısından izleten, yine aynı zamana denk gelen Petrov’un Kar Bakiresi’nin hikâyesini ise siyah beyaz bir film olarak sunan Serebrennikov bu noktalarda ateşi yükseldikçe gerçeklikten kopan ve zihni dağılan Petrov’dan izleyiciyi uzaklaştırıp filmin ritmini ayarlamayı başarıyor. Gerek 70’lerde geçen sahnelerde gerekse modern Rusya’da geçen sahnelerde kullanılan müzikler sahneler ile bütünleşiyor.

Özetlemek gerekirse hem modern hem de 70’ler Rusya’sından esintiler taşıyan hem de kurgu ve gerçekliğin sınırlarını sonuna kadar sorgulatan Petrov’s Flu okurken isimleri hatırlamak zor olsa da keyif veren, sizi kendi dünyasına çeken bir Rus romanının ekrana yansıtılabilecek en güzel hallerinden. İzledikten sonra belki soru işaretleri bırakacak, belki ikinci defa izleme isteği doğuracak ancak Serebrennikov’un bu post modern Kar Bakiresi masalı izlediğinize değecek.

Petrov’s Flu: Kurguyla Gerçekliği Bulanıklaştıran Ateş

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap