Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriA Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

Yazar: Ömer Acıoğlu
A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?
A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

Bugün size öyle bir hikâye anlatacağım ki, uzun zamandır hasretini çektiğiniz dedektiflik filmlerine bir tık yeni soluk getirecek. Öyle bir dedektiflik filmi düşünün ki, bu dedektiflik filminin başrolünde bir dedektif değil, bir psikiyatr oynuyor. Üstelik bu filmi Fransızca çekip başrolde de Fransızca konuşan bir Amerikalıyı oynatırsanız, ortaya Frankofon-Amerikan bir polisiye filmi çıkmaz mı? Çıkar.

İzin verin, size filmi anlatmaya başlayayım: Bahsi geçen filmimizin adı A Private Life (Vie privée). Yönetmenliğini Planetarium (2017) ve Other People’s Children (Les enfants des autres, 2022) filmlerinin yönetmeni Rebecca Zlotowski’nin üstlendiği yapımın başrolünde Jodie Foster (kendisinin Fransızca konuştuğu ilk film), Daniel Auteuil, Virginie Efira, Mathieu Amalric, Vincent Lacoste ve Luana Bajrami yer alıyor. Cannes Film Festivali’nde prömiyer yapan film, ülkemizde ise Filmekimi’nde gösterildi. Hastasının ölümüyle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak için kendi soruşturmasını başlatan bir psikiyatristin araştırmasını anlatan film, bu Cuma günü Bir Film tarafından vizyona giriyor. Şimdi yavaşça hikâyeye dalış yapalım.

A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

Amerikalı psikiyatrist Lilian Steiner, terapisti olduğu eski hastasının ani ölümüyle derinden sarsılıyor. Herkes bunun trajik bir intihar olduğunu düşünüyor; fakat Lilian bu ölümün ardında bir cinayet yattığına inanıyor. Suçluluk duygusu ve içgüdüsel şüpheleri, mesleki riskleri göze alarak eski eşiyle birlikte gizli bir soruşturmanın içine dalmasına neden oluyor. İkili hem kendi geçmişleriyle hem de örtbas edilmiş karanlık sırlarla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Bu filmde her şeyi Lilian’ın gözünden seyrettiğimizi fark ettim. Lilian’ın gözünden, hastanın ölümünün bir cinayet olduğuna inanıyor ve izleyici olarak onun haklı çıkmasını bekliyoruz. Gerçekler birbiri ardına ortaya çıkarken, mevcut bilgilerden uzaklaşıp herkesten şüphelenir hâle geliyoruz. Zaten şüphe de insanın olaya objektif bakmasını engelleyip daha öznel bir bakış açısına yönelmesine neden oluyor. Biraz da annelik içgüdüsü gibi kaybolan duygular işin içine giriyor.

Hikâyeyi iyice kavradığınızda kolay seyredilmeyen ama içinize işleyecek kadar duygusal bir polisiye hikâyesiyle karşılaşıyorsunuz. Film, söz konusu sevdiklerimiz ya da ürettiğimiz teoriler olduğunda herkesin gözümüze şüpheli görünebileceğini anlatıyor. Bunun dışında, anlamak bile istemediğimiz insanların varlığını hissettiriyor. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumda iyi işlendiğini düşündüğüm bir senaryo karşımıza çıkıyor.

A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

Görsellik konusunda birkaç arkadaşımdan görüş almam gerekiyordu. Sarımtırak ama soluk ve mekân açısından barok estetiğinde ilerleyen bir görüntü yönetimi var. Ayrıca filmin kamera hareketleri ile yakın ve geniş plan çekimleri, görsel açıdan kara mizaha yaklaşan bir atmosfer yaratıyor. Bazı eşyaların detaylı çekimleri ise filme daha da yakınlaşmamıza olanak tanıyor.

Filmin müzik kullanımı da tam Fransa’nın ve Paris’in havasına uygun. Üstelik bir yerde Mina’nın “Giorni” şarkısının kullanılması gözlerimden bir damla yaş akmasına sebep oldu. Çünkü şarkıya baktığımızda, film yalnızca şüpheyi değil, aynı zamanda yıllar içinde kaybettiğimiz duyguları da anlatıyor.

Jodie Foster bu filmde ana diliymiş gibi Fransızca konuşmayı başarıyor. Aslen Amerika’da doğan ve The Silence of the Lambs (Jonathan Demme, 1991), Taxi Driver (Martin Scorsese, 1976) ve son günlerde izlediğim The Mauritanian (Kevin MacDonald, 2021) filmlerinden tanıdığımız Foster’ın Fransızca konuştuğu ilk film olması da dikkat çekiyor. Hakkını veriyor; ben çok beğendim. Onun dışında, kocası rolünde Daniel Auteuil oldukça doğal ve sade bir oyunculuk sergiliyor. Ölen hastanın kocası rolündeki Mathieu Amalric ise Lilian’a karşı duyduğu öfkeyi etkili bir şekilde yansıtıyor. Ayrıca filmde sizi çok şaşırtacak bir oyuncu daha var. İsmini söylemeyeceğim ama ipucu vereyim: Krzysztof Kieslowski’nin filmlerinde başrol oynayan Fransız oyunculardan biri bu filmde karşımıza çıkıyor.

Uzun lafın kısası, A Private Life, bizi güvensizlikler ve şüphelerle dolu sancılı ama bir o kadar da komik hikâyesine davet ediyor. Sürprizli yapısı, renkli karakterleri ve ilgi çekici görselliğiyle polisiye seven herkesin keyifle izleyebileceği bir film olmuş. Ben sevdim, size de tavsiye ediyorum.

Puan: 3,5/5

A Private Life: Şüpheye Yer Verdiğimizde Ne Olur?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...