Ana sayfa » Görülmüştür: Sansürlenmiş Bir Hikâye

Görülmüştür: Sansürlenmiş Bir Hikâye

Yazar: Zeynep Polat

Görülmüştür: Sansürlenmiş Bir Hikâye

2019 yapımlı Görülmüştür, geçtiğimiz günlerde Netflix Türkiye arşivine eklendi. Film, dijital platforma taşındığı günden beri Netflix’in Top10 listesinden düşmüyor; ana akım sinema yapıtları arasında nispeten geniş bir kitleye ulaşmayı başaran bir festival filmi olmasıyla şaşırtıyor ve dikkatleri üzerine çekiyor.

Gardiyan Zakir’in hapishanede başına gelen bir olayı konu alan filmde senaryo, karakter odaklı ilerlese de aynı zamanda toplumsal gerçekçi bakış açısıyla gerçek dünyaya adeta ayna tutuyor. Her ne kadar gerçekleri yorumlamadan sunsa da yansıttığı sorunlar sisteme ve topluma başarılı bir eleştiri yöneltiyor.

İlk gösterimini 54. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştiren filmin yönetmen koltuğunda aynı zamanda filmin senaristi olan Serhat Karaaslan oturuyor. Ve ilk uzun metrajlısı olan Görülmüştür ile adından söz ettiren bir çalışmaya imza atıyor. İstanbul Film Festivali’nde ödüle layık görülen film aynı zamanda çeşitli sinema organizasyonlarından da ödülleri toplamış.

Yeni işe başlayacak olan Zakir’i cezaevinde yapacağı işin eğitimini alırken izliyoruz ve film başlıyor. Cezaevine gönderilen mektupların mahkûmlara ulaşmadan önce sansürlenmesi işinde görev alıyor. Film için başlı başına derin bir anlatı oluşturmaya yeten bu mesleğin yanında Zakir, aynı zamanda yazarlık atölyesine gidip yazım gücünü geliştirmeye çalışan bir öğrencidir. Birbirine tezat bu iki uğraş arasında hayatı hakkında fikir sahibi olmaya başlıyoruz; bir yandan satırları karalarken yani anlamsızca yok ederken diğer yandan yazmakta yani anlamlı bir yaratım çabasında. Bu keskin ikilem arasında sıkışıp kalan bir yaşamı var Zakir’in.

Film dram kategorisinde yer alıyor ancak filmi izlerken hissettiğim, kuvvetli bir gerilim duygusu oluyor. Öyküsünü yazdığı bir fotoğrafın gerçek hikâyesinin peşine düşüyor ve kasvetli günler karşılıyor Zakir’i. Fotoğraftaki genç kadın Selma’nın gizemini çözmek uğruna mesleğinin sınırlarını aşması, yaşadığı saplantının psikolojik boyutu hakkında ipuçları veriyor. Utandığı mesleği, iş arkadaşları ve annesiyle yaşadığı gerginliklerle beraber hayatından memnun olmadığını anlıyor, bu mutsuzluklar içerisinde Selma’nın kurtuluşunu kendi özgürlüğüyle bağdaştırdığını tahmin edebiliyoruz. Annesinin demir parmaklıkları sürekli kilitlemesi ve Zakir’in bundan her seferinde şikâyetçi olması, yine annesinin izinsizce eşyalarını karıştırması ve evde sürekli huzursuz olması onu ev hayatında bir mahkûm gibi görmemize neden oluyor. İş arkadaşlarıyla yaşadığı gergin anlar ise paranoya duygusunu artırmanın yanında, sistemin adaletsizliğini yansıtan eleştirileri de barındırıyor içinde. Sürekli Zakir’i gözetleyen kameralar gerilimi artırıyor.

Zakir’in, Selma’yı ve onun mahkûm eşini saplantısı uğruna gözetlemesi, telefonlarını dinlemesi ve özel hayatlarını ihlal etmesiyle; diğer yandan gardiyanların bahsi geçen “pembe oda” hakkında yaptıkları konuşmalarla mahremiyet algısına farklı bir yorum getirmeye çalışıyor yönetmen. Bence başarılı da oluyor, kendimde gözlemlediğim kadarıyla filmde yer alan mahremiyet ihlallerinden bazılarını normal karşılarken bazılarının absürtlüğünü fark ediyorum. Bu yönüyle filmin bakınca sorgulatıcı etkisini hissedebiliyorum.

Oyunculukları oldukça başarılı buldum. Roller gerçekçilik barındırıyor ve bu da filmin işlediği gerçekliği destekleyecek nitelikte bir avantaj sağlıyor. Özellikle başrolü canlandıran Berkay Ateş’i rolüyle çok bağdaştırdım. Kendisine Saadet Işıl Aksoy, Ercan Kesal, İpek Türktan ve Füsun Demirel gibi isimler eşlik ediyor.

Film, bir gardiyanın hayatı ekseninde beklediğimden geniş bir yelpazeyi işliyor ve zaman zaman ağır ilerlediğini düşündüğüm senaryoya rağmen ele aldığı konuların altını doldurmayı başarıyor. Bana göre filmin en uçarı yönlerinden biri, Zakir’in gardiyanlık yaparken aynı anda yazı atölyesinde ufkunu genişletmeye hevesli biri olması oldu. Gerçekliğin bu kadar içindeyken gerçek hayatta kolay kolay rastlayamayacağımız bu durum başarılı karakter tasarımıyla dengeleniyor ve bahsettiğim uçarılıktan kurtuluyor.

Belirsiz bir finali tercih eden yönetmen, izleyici için bir düşünme alanı bırakıyor. Ve aslında küçük detayları bir araya getirip son sahneyle birleştirince muhtemel bir son oluşturabiliyoruz. Paranoyalarla karanlık bir dedektif hikâyesine dönüşen Zakir’in gerilimini böylece tamamlıyoruz.

Film ele aldığı konu bazında bana göre cesur ve farklı bir hikâyeyi tercih ediyor. Yukarıda detaylarına değindiğim üzere başarılı bir senaryo çalışması da gerçekleştiriyor. Gerilimi seyircisine hissettirebilen bu filme puanım 7/10 oluyor. Ve yazımın sonunda belirtmeliyim ki tam anlamıyla bir festival filminin Netflix kitlesi tarafından bu denli ilgiyle karşılanması beni sevindiriyor.

Bir sonraki incelememde görüşmek üzere Ekranom okurları!

Görülmüştür: Sansürlenmiş Bir Hikâye

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap