Ana sayfa » Çıplak II: Rüyalar, Dualar ve Günahlar (2. Sezon Sonu İncelemesi)

Çıplak II: Rüyalar, Dualar ve Günahlar (2. Sezon Sonu İncelemesi)

Yazar: Batuhan Kılınç

Çıplak II: Rüyalar Dualar ve Günahlar (2 Sezon Sonu İncelemesi)

Geçtiğimiz haftalarda 40. İstanbul Film Festivali’nde “Altın Lale” kazanan “Beni Sevenler Listesi” filminin de yapım şirketi olan TN Yapım’dan çıkma “Çıplak” dizisinin 2.sezonunun ön incelemesini yapmıştık. Öncelikle BluTV’den bahsetmek istiyorum. BluTV, RTÜK ile yaşanan olaydan sonra dizinin görünürlüğünü ciddi anlamda düşürdü. Yaptığı reklamlarda ve Instagram hesaplarındaki paylaşımlarda Çıplak’a çok az yer verdi. Site içi kataloglarda da mümkün olduğu kadar görünürlüğünü düşük tuttu. Bir diğer sıkıntı da dizi bölümleri ilk kez yayınlanırken oluşan görüntü ve ses hataları. Ne yazık ki BluTV bu sezonu çok kötü bir şekilde pazarladı ve izleyicilere sundu.

Ben sezonu teknik olarak ilk sezona göre daha iyi buldum. Görüntü, ses ve kurgu ilk sezona göre daha iyi evet ama renklendirme bence çok daha iyi. Yabancı yapımlarda postere çok önem verilirken bizde aksi bir durum söz konusudur genelde. Ama bu poster gerçekten muazzam olmuş. Diziyi izlememişin bile duvarına astırır kendini.

Hande Hanım karakterini ve esrarengiz havasını çok beğendim ancak diziye yön veren hikayesini beğenmedim. Tamamen bir karmaşa söz konusu. Nicelik olarak en büyük 3 din izleri taşıyor, üstüne Budizm esintileri var ve yetmiyor Freud kırpıntıları. Tüm bunların sentezi biri. Verdiği tüm öğütler ve seansların bizi götürdüğü nokta çok da iyi değil. Her şey içi içe geçmiş durumda. İlk 3 bölümü izlediğimde bu hafif mistik tat ayrı bir lezzet katmıştı ancak ilerleyen bölümlerde bunun dozunun abartıldığını düşünüyorum.

Sezon boyunca en çıldırdığım ve “Oha abi bu diziyi böyle bir anlatıma, mesaja bağlamak mükemmel kafa!” dediğim bir sahne var. Eylül’e bir akşam yemeği için büyük para teklif eden adamın gece sonunda başka bir istek için para teklifinde bulunduğu sahne. Gerçekten inanılmazdı. Çok hoşuma gitti. Ayrıca Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” filmine gönderme yapılan ve lunaparktaki yüzleşeme sayılabilecek sahneleri de çok özenle yazılmış ve oynanmış. Ayrıca sahne tasarımlarına da bayıldım.

Eylül’ün annesinin sadece bahsi varken merak ediyordum kendisini ama diziye dahil oluşu ve yarattığı etki pek sarsıcı olmadı. Bunun nedeni karakterin yaratılışı mı oyunculuk mu bilmiyorum ama ben pek de tatmin olmadım. Aynı sıkıntıyı Hande Hanım’ın Eylül ve Bulut dışındaki diğer havarilerinde de yaşadım. Bir türlü bağ kuramadım ve onların sahnelerinde dikkatim dağıldı.

Dikkatimi ekrana toplayan iki karakterden biri kesinlikle Kartal. Çünkü bu aşırı karakterin aşırılığı hoşuma gitti. Türk yapımlarında uzun süredir aşırı ve genel tiplemeler dışında bir karakter izlememiştim. Kartal’a hayat veren Umut Kurt da adeta rolüyle bütünleşmiş, oyunculuğun hakkını vermiş. Başta biraz kasıntı oynuyor gibi gelmişti ancak ilerleyen bölümlerde bu böyle devam etmedi. Diğer bir sevdiğim karakter ise şaşırtıcı bir şekilde bakkalın oğlu oldu. Dizideki karakterlerin içinde bulunduğu kesim, inanışları, yaşayışları hep aynı bu ilk sezonda da böyleydi ancak bakkalın oğlu bunu bozdu ve tüm bu olanların kendi içinde bulunduğu çemberden nasıl göründüğünü gerek bakışlarıyla, gerek tırsmalarıyla, gerek de babasıyla olan sürtüşmelerinde ortaya koydu.

Ben sezon finalinden pek de memnun kalmadım. Çünkü ilk sezondan gram ilerleyemedik. Daha çok belirsizlikle kafamız daha çok karıştı sadece. Bu sezon Eylül’ün arafta kalmasını ve araftayken gördüğü rüyaları izledik sanki. Gelecek sezonda da araftan çıkış konu alınacak büyük ihtimalle. Gelecek sezonu merakla bekliyorum.

Çıplak II: Rüyalar Dualar ve Günahlar (2 Sezon Sonu İncelemesi)

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap