Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Firestarter: Yalancı Yalancı, Sana Kimse İnanmaz

Firestarter: Yalancı Yalancı, Sana Kimse İnanmaz

Yazar: Furkan Aslan

Firestarter: Yalancı Yalancı Sana Kimse İnanmaz

Herkese merhabalar. Bugünkü yazımın konusu Stephen King tarafından 1980 yılında yazılan bilim kurgu ve korku gerilim romanı Firestarter’in 2022 uyarlaması. Öncelikle romanın ilk uyarlamasına bir göz atmakta fayda görüyorum. 1984 yılında Mark L. Lester’ın yönetmen koltuğunda oturduğu, David Keith ve Drew Barrymore’nin başrollerinde oynadığı Firestarter, yayınlandığı dönemde büyük bir kitle yarattı. Elbette bunda edebiyatın yeni buhranlı kalemi Stephen King’in etkisi oldukça fazlaydı. İki filmi seyrettiğinizde benzerliklerin sadece karakter tiplemeleri olması bence üzücü. İkinci film, sete çıktığında epey bir heves uyandırdı ancak seyredildikten sonra o hevesin yerini biraz hayal kırıklığına bıraktığını yapılan yorumlardan anlıyoruz. Yazımın bundan sonrası yeni Firestarter ile ilgili. İyi okumalar dilerim.

İkinci filmi seyrettiğinizde, X-Men evreninden bir mutantın hikâyesi yorumu yapılabilir. Ancak roman türünde değerlendirecek olursak X-Men ile alakası yok.  Film, okuma bakımından  X-Men serisinden ziyade bana, Logan filmini anımsattı diyebilirim. Bunun sebebi yönetmen Keith Thomas’ın X-Men etkisinde kalması mıdır yoksa sinematik bir yaklaşım mıdır, bu soruyu eleştirmenler soracaktır diyerek filmin evrenine giriş yapalım.

Stephen King özelinde, en iyi işi değil. Çamaşır makinesinin üzerinde daktiloyla yazdığı normal işlerden biri olabilir. (Yazma Sanatı adlı kendi kitabında geçen tabiri.) Yönetmenliğini The Vigil filminden tanıdığımız Keith Thomas yapıyor. Andy McGee karakterini küllerinden tekrar doğmaya çalışan Zac Efron, Victoria McGee karakterini Sydney Lemmon canlandırıyor. Filmi ilerleten ve bizi peşinden sürükleyen karakter Charlie McGee’yi, Ryan Klera Armstrong canlandırıyor.

Küçük Armstrong, filmde büyük oynuyor. Mimikleri, sinirlenme evresindeki kendine özgü eklemeleriyle filme dair takdir edilecek en güzel şey. Filme vereceğim genel puanım, 10 üzerinden 5.

Hikâye ve işleyiş bakımından, eksik bulduğumu söyleyebilirim. Kurgusu, gerilimi yüksek bir filme göre ağır kalmış. Hikâye eksikliğini korkunun 21.yüzyıl temsilcisi Stephen King’den kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. O, gerçek bir üstat. Eksiklik, benim nezdimde yönetmeninde. King’in eserleri Frank Darabont gibi bir sanatçının eline geçtiğinde Yeşil Yol adlı şahesere dönüşüyor.

Keith Thomas, The Vigil filminde semavi bir korkuyu işliyor. Aldığı yorumlar The Virgil ekseninde ortalama üstüydü ancak Stephen King romanına kolları sıvamak başlı başına büyük bir risk. Keith Thomas’ı gösterdiği cesaret için tebrik ederim. Ancak Firestarter bilim-kurgu temeline dayanan bir korku işi. Hareketli kurgu ve hikâye çapaları olmadan, seyirciye gözlerini perdeden ayırmaktan başka yapacağı bir şey kalmıyor.

Filmin bitmesine göstereceğiniz sabrı oyunculuklar sağlıyor. Konuyla bağımsız şahsi yorumum, fiziki olarak hiçbir benzerlikleri olmasada oyunculuk  vizyonu açısından Zac Efron’u, Hugh Jackman’ın çaylaklık dönemine benzettim. Kariyerinde tekrar yeni bir fırsat. Filmin genel anlamda hissettirdikleri ve anlattıkları bu kadar. Beklentiyi yüksek tuttuğumdan mı bilemiyorum daha iyi bir iş beklerdim.

Yazının bu kısımdan sonrası spoiler içerir. Spoilerı minimal biçimde tutmaya çalışacağım.

Film, Andy’nin küçük kızı Charlie’nin yandığını gördüğü rüyasıyla başlar. Akışın ilk dakikalarında Charlie’nin olduğu, hatta fotoğrafının olduğu sahnelerde bile kenarda yangın söndürücü görürüz. Karakter hakkındaki bilgilerin seyirci tarafından tamamlanması işine hayranım. Charlie ve ateş arasındaki bağlamı kurma işini seyirciye bırakıyor. Daha sonra gelen jenerik kısmıysa Andy ve Victoria’nın DSI tarafından alındığı sorguyla akıyor. Film evreninin geçmişi hakkında bilgiyi jenerikle seyirciye iletme fikri, güzel olmuş.

Bu ailenin bireyleri özel güçlere sahip. Andy’nin özel gücü hipnoz yeteneğidir. Victoria’nın zihin okuma, Charlie’nin ise başlangıç seviyesinde anne ve babasının gücü, kendine has olarak ise ateş gücüne sahiptir. Mutantvari özellikler ve hikâye tümüyle yorumladığında X-Men veya Logan filmlerine benzerliği yönündeki yorumları hak verilebilir buluyorum.

Düşman örgütümüz DSI’nin Charlie’yi yakalayıp onun üzerinde deneyler yapma amacı ve kötü planlarına karşılık, McGee ailesinin buna karşı koymasını izliyoruz. DSI, Rainbird adlı ajanını Charlie’yi yakalaması için görevlendirir. Kahramanlarımız, Rainbird’den kaçmaya çalışır.

Hikâye ilerleyişinin durağanlığı ve sahnelerin gereğinden fazla uzunluğu odaklanmayı zorlayan en büyük unsurlardan. Durağanlığın ardından gelen ani aksiyon algının seçiciliğini zorluyor.

Bakınız, Andy ve Charlie DSI’den kaçarlarken sığındıkları bir çiftlik evinde geceyi geçirirler. Andy uyanır, ev sahibinin televizyonda kendilerinin kaçak olduğunun söylendiği haberleri izlediğini görür. Adam polisleri çoktan aramıştır. Filmin ana olayı burada başlıyor ve algının seçiciliğini nasıl zorladığını anlatacağım.

Andy, haberlerin doğru olmadığına adamı ikna eder, polisler  gelir, adam dışarı çıkarak polislere yanıldığını söyler, polisler  evi aramak isterlerken, Rainbird tarafından öldürülür ve Andy can haliyle Rainbird’ı hipnoz eder ki Charlie’nin nereye kaçtığını göremesin. Charlie kaçar, Andy yakalanır. Filmin ateşleyici ikinci unsuru budur. Bu durum maksimum 5 dakikalık bir sahnede aniden seyirciye yükleniyor. Bu kısmı bilerek uzun tuttum ki hikâye durağanken aksiyonun bir anda fazla yüklenmesini aktarmak istedim. Ardından Charlie kendi mağarasına yani hikâyenin başlangıçtaki karakteriyle, değişim yaşayacağı ana giriyor. Çarpıcı bir an beklerken, yine havada kalan bir sahne seyrediyoruz.

Bir filmin ilerleyen sahneleri, (flashbackler dahil), sekanslarla bağlantı göstermelidir. Bu bağlantının kalitesine göre, hayatın olağan akışına uygunluk olgusu belirir. Bu da yönetmenin kabiliyetleriyle doğru orantılıdır. Ancak Keith Thomas için bu olgunun gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Hayal gücü, önemini bir kez daha belirtiyor. Özellikle filmin son sahnesi bunun ispatı niteliğinde. Spoiler vermeyeceğim, izlediğinizde sizde fark edeceksiniz. Az önce anlattığım sahnelerin yoğunluğuyla benzer bir durum söz konusu.

Başlangıç ve gelişme sekanslarına aykırı bir son var. Gerçekten ters köşe, ancak kağıt üzerinde. Filmin öyküsüne karşıt bir sonla bitiyor ama karşıtlığın tadından ziyade hikâyeyi hayatın doğal akışından ayrılışını seyrediyoruz. Eğer Stephen Usta, romanın bu versiyonunu izlerse İskoç Viskisinde kaybolacağına eminim.

 

Firestarter: Yalancı Yalancı Sana Kimse İnanmaz

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap