Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriEternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Yazar: İpek Turgay Tan
Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk
Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Başrollerini Miles Teller, Elizabeth Olsen ve Callum Turner’ın paylaştığı Eternity’yi basın gösteriminde izledim. Senaryosu Patrick Cunnane ve David Freyne’e ait; yönetmenlik koltuğunda ise Freyne’i görüyoruz. Film, 28 Kasım Cuma günü vizyona giriyor.

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Öncelikle şunu söylemeliyim: Filmi gerçekten çok beğendim. Özellikle 2000’lerin romantik ve romantik-komedi estetiğini hatırlatan atmosferi, seyirciyi o yılların duygusal samimiyetine geri taşıyor. Eternity, klasik bir aşk üçgeni anlatısından çok daha fazlasını vaat ediyor; Joanne (Elizabeth Olsen) karakterini, hayatının aşkı ile geçmişinin aşkı arasında yalnızca duygusal değil, varoluşsal bir seçimle sınayan bir hikâye kuruyor.

Filmin konusu kısaca şöyle: Ruhların sonsuz kaderlerine karar vermek için yalnızca bir haftalarının olduğu bir ahirette Joan, hayatını birlikte inşa ettiği adam ile yıllar önce kaybettiği ve onu sonsuzluk boyunca bekleyen ilk aşkı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.

Film, bizi yaşama ve ölüme dair ipuçlarını daha en başından sezdiren bir sahneyle açıyor. Arabada atışa atışa torunlarının cinsiyet belirleme partisine giden yaşlı Joanne ve Larry ile tanışıyoruz. Yakınlık, alışkanlık ve birlikte geçirilen bir ömrün ağırlığı; aralarındaki diyaloglarda küçük ama keskin detaylarla ortaya çıkıyor. Partide Joanne’in 67 yıl önce kaybettiği ilk kocası Luka’nın fotoğrafının ortaya çıkması, Larry’nin boğazına krakerin takılması… ve ölüm. Yönetmen bu sahnede melodramı abartmadan dramatik kırılmayı tek bir nefes alma ya da alamama anına sıkıştırıyor.

Öteki Dünya Merkezi, insanların sonsuza dek yaşayacakları “Sonsuzluk”u seçmeden önce yaklaşık bir hafta boyunca konakladıkları, 1960’lar estetiğiyle tasarlanmış bir havaalanı–tren istasyonu arası hibrit bir mekân. Esasında burası seyahatname ruhu taşıyan bir katalog: her köşesi başka bir tarihsel dönem, başka bir alternatif hayat fikri. Sadece gördüklerimiz bile onlarca seçenekten oluşuyor; kataloğun kendisiyse neredeyse sınırsız. Film boyunca bu “reklam panoları” biçiminde karşımıza çıkan mikro dünyalar, ince mizahı ve görsel zekâsıyla bile başlı başına ikinci bir izlemeyi hak ediyor. Filmin prodüksiyon tasarımı abartısız, gerçekçi ve bir o kadar da bilim-kurgu izleri taşırken, film olma niteliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Filmin esprileri, karakter tasarımları ve öteki dünya betimlemeleri yüzde bir tebessüm bırakıyor.

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Oyunculuk performansları ise oldukça başarılı. Elizabeth Olsen, Miles Teller ve Callum Turner karakterlerinin hakkını sonuna kadar veriyorlar.

Joan’ın karar sürecine eşlik eden iki Ahiret Koordinatörü (Da’Vine Joy Randolph ve John Early) filmin temposuna nefes aldırıyor. Bu AK’ler hem sistemi açıklayan rehberler hem de dramatik yoğunluğu dengeleyen mizahi figürler. Burada Freyne’in ince bir eleştirisi de devreye giriyor: “Satış” mentalitesi ahirette bile sürüyorsa, kapitalizmin sınırı tam olarak nerede başlıyor? İroni şu ki, karakterlerin sonsuzluk için ruhsal bir yolculuk yapmasını beklerken onlara uzatılan şey yalnızca özenle pazarlanmış yaşam katalogları. Neyse ki bu Ahiret Koordinatörlerinin aşka inancı hâlâ tam. Ebediyette para kaygısının olmaması, tercih ettiğin yolun ötekilerden değil senden yana anlamlı olması; yönetmenin hayata dair söylediğini bir kez daha pekiştiriyor.

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Merkezin tasarımı özellikle etkileyici. Devasa analog tabelalar, eski tip hostes–memur karışımı çalışanlar, karton maket gibi görünen tren vagonları… Tüm bu yapaylığın içinde kurulan estetik uyumsuzluk filmin konseptine çok yakışıyor. Gündüz–gece geçişlerinde birbirinin üzerine kapanan perdeler gibi detaylar, ahiretin sürreal ve aynı zamanda düzenlenmiş yapısını güçlü biçimde yansıtıyor. “Sonsuzluk”u seçmenin içsel ağırlığına karşılık mekânın absürt bir konfor sunması ironiyi daha da keskinleştiriyor. Zaman zaman The Truman Show, zaman zaman The Notebook atmosferini anımsatan Eternity, mizansenini sadece gözleri doldurmak için değil, duygusal evrenini taşırmak için kullanıyor.

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Yapının altındaki dramatik çatışma, Joan’ın ölümüyle başlıyor. Kalabalığın arasında ilk kocası Luke’u (Callum Turner) gördüğü anda film duygusal düğümünü kuruyor. Luke ve Joan’ın hikâyesi bitmiş bir ilişki ya da kâğıt üzerindeki bir boşanma değil; yarım kalmış bir hayat. Luke Kore Savaşı’nda öldüğünde hâlâ Joan’a aşıktı ve kendi sonsuzluğunu seçmek yerine onu beklemeyi tercih etti. Tam 67 yıl boyunca. Seçim yapmayanlar Hub’da kalabiliyor ancak bir işe girme zorunluluğu var. Luke da bu süreçte Joan’ın yeniden gelişini bekleyerek barmenlik yapmış. Ve herkes onu “mükemmellik” etiketiyle var ediyor.

Buna karşın Larry tamamen başka bir dünya. Mükemmel değil; Joan’ın çocuklarının babası, hayat arkadaşı… Belki olağanüstü biri değil ama hayatını adadığı o rutin samimiyeti taşıyor: küçük şikâyetleri olan, cana yakın, sevdiği kadın için sürekli bir şeyleri yoluna sokmaya çalışan “iyi adam”. Film, saf nostaljiye sığınmadan şu soruyu sertçe ortaya koyuyor:
Sonsuzluğu gençlikteki büyük aşkla mı, yoksa ömrünü seninle inşa etmiş insanla mı yaşayacaksın?
Çünkü bir kez seçtiğinde geri dönüş yok.

Sonsuzluk’un içerisinde arşiv tünelleri de var. Belki de filmin en duygusal ânı bu tünelde yaşanıyor. Joan’ın seçimini etkileyen, hayatının film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesine sebep olan bu arşiv odası da filmin en etkileyici detaylarından biri.

Filmin senaryosu Joan’ın yapacağı seçimi tahmin edilebilir kılıyor -fakat bunu olumsuz anlamda söylemiyorum. Eternity her ne kadar ölüm sonrası bir düzlemi anlatıyor olsa da Joan’ın kararı öylesine dünyaya ait, öylesine insanca ki… O an ne olacağını biliyor olmak değil, bunun gerçekten gerçekleşmesini istemek gözlerinizi dolduran şey. Ben de tam bu noktada, tahmin ettiğim ve içten içe arzuladığım seçimin sahnede vücut bulmasıyla gözyaşlarıma engel olamadım. Eternity yalnızca iyi ve kalbimizi ısıtan bir hikâye değil; aynı zamanda sinemaya duyduğumuz o eski özlemi, hatta “sinemanın geri dönüşü” hissini yeniden hatırlatan bir film. Türün meraklılarının kaçırmaması gereken, salona girerken ne beklediğinizi bildiğiniz ama çıkarken içinizde bambaşka bir şeyle baş başa kaldığınız türden.

Eternity: Büyülü Sonsuz Aşk

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...