Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Athena: Artık Polis Biziz

Athena: Artık Polis Biziz

Yazar: Esra Ocak

Athena: Artık Polis Biziz

İlk gösterimini 79. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve ülkemizde de Netflix’e eklenmiş olan Athena, adını Kanye West ve M.I.A için çektiği müzik videoları ile de duyurmuş Romain Gavras’ın üçüncü uzun montaj filmi. Bu yıl Altın Aslan için yarışan film Fransa’da ırkçılık ve polis şiddeti problemi üzerine kurulu olsa da ismi ile de çağrıştırdığı Yunan kültüründen doğan trajedinin bir örneği de aynı zamanda.

Adını gettolaşmış sosyal konut bölgesi Athena’dan alan film, 1 saat 40 dakikalık süresinin yaklaşık bir saatinde en küçükleri Idir polisler tarafından öldürülmüş Cezayir kökenli dört erkek kardeşten kalanların trajedisini anlatıyor.  Aralarından asker olan Abdel (Dali Benssalah) kardeşlerini ve oturdukları bölgenin gençlerini sakin kalmaya davet ederken küçük kardeş Karim (Sami Slimane) daha onun bu açıklaması bitmeden kardeşlerinin katillerini öğrenmeden rahat etmeyeceğini kanıtlıyor ve kendilerine de Athena ismini veren bu bölgenin gençleri ile birlikte polis karakolunu yağmalıyor. Polisin silahlarına, araçlarına sahip olan ve Fransız bayrağını dalgalandıran bu gençler haykıyor: “Artık polis biziz!”

Olayları perçinleyen Idir’in ölümü ve Karim’in onlara ettiği liderlik olsa da bu kaosu yaratan, dengeleri tersine çevirmeye yemin etmiş gençlerin öfkesi aslında ülkenin tümü, belki de Avrupa’nın tümünde yer alan dışlanmanın öfkesinden geliyor. Direkt bu gençlerin öfkesi ile açılan film, bu konudan habersiz bir izleyiciye çok az kavrama aralığı bıraksa da izledikten sonra ırkçılık ya da polis şiddeti üzerine bir perspektif sunmayı başarıyor.

Amacı yalnız kaos yaratmak değil, planlı davranarak hükumetin Idir’i öldüren polisleri açıklamasını sağlamak olan Karim, karakoldan elde ettiği cephane ile sosyal konutları kuşatılmış bir şehre dönüştürüp içeride savaş hazırlıklarını yaparken asker abisi Abdel konutların tahliye edilmesiyle ve elinden geldiğince Karim’i sakinleştirmekle uğraşan taraf oluyor. Bu tutumuyla Karim onu Fransız ordusuna itaat etmekle suçlasa da Abdel’in bu noktada daha ağırbaşlı olmayı deneyen, belki de ailenin kalanına zarar gelmemesi için uğraşan taraf olduğu aşikâr. O Karim ve örgütünün yolunda duramazken büyük abileri Mokhtar (Oussini Embarek) kendi işi olan uyuşturucu kaçakçılığını konutlardan uzaklaştırıp polise yakalanmamanın peşinde. Bu amaçla Karim’in elindeki silahları alıp, konutlarda kaldığı bilinen aranan suçlulardan Sebastien’i saklayarak diğer iki kardeşten daha bencil bir portre çiziyor.

Silahları abisine kaptıran ve çözümü bir polis kaçırıp şantaj yaparak kardeşinin katillerini öğrenmekte bulan Karim, bu hikayenin trajik kahramanı oluyor. Kaçırdığı polisi geri götürüp tekrar kardeşini durdurmaya çalışan Abdel Mokthar’ın yanına sığındığında, onların bulunduğu yeri ne kadar tehdit ederse etsin yakamayıp, kendi molotof kokteylinin yangınında hayatını kaybediyor. Filmin başından itibaren yaptığı her şeyi kardeşinin katillerini bulmak için yapan bu karakterin bu amaç uğruna bile onu desteklemeyen ailesine zarar verememesi filmin son yarım saatinde Abdel’i baş karakter haline getiren motivasyon oluyor. O Karim’in cesedi üzerinde feryat ederken hala kendi işini planlayan Mokhtar’ı etkisiz hale getiren Abdel, kurtarmaya geldiği kaçırılan polisi şantaj için kullanmaya başlıyor. Ve aldıkları katillerin aslında polis olmadığı yanıtı ne o ne de Karim için tatmin edici. Ne inanabiliyorlar, ne de artık bir önemi kalmış durumda. Polis ve gettonun, aynı ülke içerisinde ırkların arasına o kadar derin hendekler kazılmış ki karşı tarafa geçmeleri artık mümkün değil. Abdel’in bu noktadaki çaresizliğini telefonda öldürme süsü vermek için yaptığı atışlar, ancak aslında ellerindeki polisi öldüremeyecek biri olmasıyla gösteriyor film. Uğruna savaştığı ülkeye düşman oluyor bir saniye, bir saniye onu koruyan ve evinde onu bekleyen bir ailesi olan polisi öldürecek potansiyel bir katil oluyor, kardeşlerini gömüyor tüm bunların arasında ama bir çözüm yolu bulamıyor. İrrasyonel tek istek olarak kardeşinin katilini öğrenmek kalıyor. Ki onu da elde edemediğinde görüyoruz ki başka hiçbir amacı kalmıyor.

Filmin bu aile trajedisiyle iç içe geçmiş ırkçılık problemini çok iyi işlerken bir sonuca varmayı, ya da filmin tamamı gibi dinamik bir sonuca varmayı denerken izleyiciyi çok tatmin ettiği söylenemez. Mokthar’ın sakladığı Sebastien, Abdel tarafından bir kasayı açmakla görevlendirilmişken amacını tüm binayı patlatmak olarak değiştiriyor. Film ise kaderine teslim olmuş Abdel de binanın içindeyken patlamasıyla son buluyor. Eğer Sebastien karakteri kurguya daha iyi bağlanabilseydi kesinlikle daha tatmin olacak bir son, ancak bu haliyle biraz kopuk kalıyor.

Bir patlamayla bitmesinden de bahsetmişken, filmin görsel ve işitsel öğeleri ile size yaşatacağı o kaosun içinde olma hissinden bahsetmeden yazıyı bitirmek istemiyorum. Klip çekimlerinden gelen tecrübelerinden olsa gerek, Gavras müziği sahnelerin gerilimi ile öyle uyumlu kullanıyor ve bir yandan da çekimlerle bize şiddetin içinde dahi bulabileceğimiz sanatsal hissi yansıtıyor k film bu açıdan aynı hissi yine çok iyi yaratmış Safdie kardeşlerin Good Time filmini anımsatıyori. Bu sahnelerde gerek liderleri Karim gerek sadece anlık gördüğümüz oyuncular da çok iyi iş çıkarıyor ve bu grup olma hissinden dolan adrenalini ekrandan bize yansıtmayı başarıyorlar. Ki diğer büyük rollerde yer alan abileri Abdel ve Mokhtar da çaresizliği, öfkeyi yansıtırken gayet başarılı ve doğal bir oyunculuk sergiliyorlar. Gavras çok da deneyimli olmayan oyuncu kadrosu ile bu trajediyi olabildiğince başarılı sahneye koymayı başarıyor.

Yazıyı sonlandırırken, Fransız politikası üzerine çok bilginiz olmasa da bu filme bir şans vermenizi öneririm. Zira yarattığı atmosfer, size geçireceği öfke yalnız konuyla ilgili olanlar için değil, bir film izlerken atmosferine kendini bırakmaya hazır herkes için tatmin edici olacaktır.

 

Athena: Artık Polis Biziz

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap