Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
“Lizzie Borden baltayı kaptı,
Anasına kırk darbe çaktı.
Sonra bir baktı yaptığına,
Kırk bir darbe indirdi babasına.”
1892 yılında Massachusetts’in Fall River kentinde Andrew Borden ve ikinci eşi Abby Borden, evlerinde vahşi bir şekilde öldürüldü. Cinayetlerin faili olarak suçlanan Andrew’un öz kızı Lizzie Borden, ertesi yıl beraat etti. Hukukun çözemediği bu vaka, zaman içinde etrafında büyüyen söylentilerle birlikte Amerikan suç tarihinin efsanelerinden birine dönüştü.
Netflix’in Ryan Murphy ve Ian Brennan imzalı suç antolojisi Monster, ilk sezonunda Jeffrey Dahmer’ın, ikincisinde Erik ve Lyle Menendez kardeşlerin, üçüncüsünde ise Ed Gein’in hikayelerini anlatırken dördüncü sezonda Lizzie Borden’ı ağırlıyor. Gerçek suç vakalarını psikolojik gerilim ve toplumsal tartışmalarla harmanlayan antoloji, önceki sezonlarında olduğu gibi yine suçun kendisinden çok suçlunun dönüşümüyle ilgileniyor. Ne var ki Lizzie Borden’ın hikayesinde küçük bir pürüz var: Ortada hukuken suçluluğu kanıtlanmış bir katil bulunmuyor. Bu da Monster serisinin kurmacayla gerçek arasındaki (zaten pek de net olmayan) sınırlarını daha da belirsizleştiren bir sezonla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Kurban mı, Canavar mı?
Borden ailesi dışarıdan bakıldığında varlıklı ve saygın bir aile. Lizzie Borden ise babası Andrew Borden’ın otoritesi ve üvey annesinin zulmü altında itaatkar ve mutsuz bir genç kadın.
Lizzie’nin bu sıkışmışlığının anlatının en başından beri izleyicide empati duygusu uyandırması bir açıdan başarı olsa da bir canavarın bu denli kolay benimsenmesi, anlatının tartışmalı tercihlerinden biri. Bir katille kimi noktalarda empati kurmanın onun yaptığı kötülüklere ortak olmak anlamına gelmediği elbette malum. Fakat dizinin bu güvenli sayılabilecek ayrımı pek de gözetmediği ortada.
Dolayısıyla eleştirmen Kaiya Shunyata, ihmal edilmiş ve baskı altında büyümüş Lizzie’nin kolayca empati kurulabilen biri olarak resmedilmesinin karakterin psikolojik derinliğini azalttığını öne sürerek bu tercihi eleştiriyor. Shunyata’ya göre dizi, kusurları ve çelişkileriyle çok daha ilgi çekici olabilecek bir kadını günümüzün güçlü kadın idealine gereğinden fazla yaklaştırıyor.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Birbirinin Aynasında Üç Kadın
Farklı yüzyıllarda yaşamış, farklı toplumsal koşullarda suçla ilişkilendirilmiş diğer iki kadının, yani Aileen Wuornos ve Kanlı Kontes olarak bilinen Elizabeth Báthory’nin hikayeleri de aynı karanlık dokunun organik birer parçası olarak anlatıya ekleniyor. Lizzie Borden, bu iki ucun yalnızca kronolojik ortası değil; bu kadınların hikayelerinin birbirini nasıl beslediğini, dönüştürdüğünü ve hatta belki de zehirlediğini gösteren merkezi bir figür. Anlatılar birbirinin içine sızarken bir sahnede duyduğumuz hikaye, başka bir sahnede gördüğümüz davranışın anlamını değiştirebiliyor.
Lizzie’nin hayatına hizmetçi olarak giren Bridget Sullivan’ı canlandıran Vicky Krieps, aynı zamanda Kanlı Kontes Elizabeth Báthory olarak da karşımıza çıkıyor. Bu çift rol, dizinin anlatı oyunlarından belki de en zarifi. Hikayeyi anlatan kadınla hikayenin içindeki kadın aynı yüze sahip. Böylece iki ayrı dönem arasındaki bağ yalnızca senaryoda değil, oyuncunun varlığıyla da kuruluyor.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Öyle ki dizide Báthory’nin hikayesine yer verilmeseydi Bridget’in Lizzie üzerindeki etkisi, dolayısıyla Lizzie’nin dönüşümü anlatısı yeterince güçlü kurulamazdı. Çünkü Bridget yalnızca başka bir kadının hikayesini anlatmıyor; farkında olarak ya da olmayarak Lizzie’nin kendi hikayesini yeniden yazmasına da yardım ediyor.
Bridget’in Lizzie üzerindeki etkisi yalnızca rehberlikle sınırlı kalmıyor. Zamanla arkadaşlıkla sevgi arasındaki sınırlar belirsizleşiyor ve aşk teması öne çıkıyor. Kadınların bedenleri ve arzuları üzerinde söz sahibi olmalarının neredeyse imkansız olduğu bir dönemde iki kadının yakınlığı bile başlı başına bir başkaldırıyken, bu yakınlığın cinayetle yan yana getirilmesi anlatıyı kaçınılmaz olarak tartışmalı bir yere taşıyor.
Tabii Lizzie Borden’ın Hikayesi‘nde şiddetin işleniş biçimi de ayrı bir mesele. Elbette Monster evreninde kan, cinsellik ve vahşet sahneleri yeni değil. Ancak bu sezonda gore unsurları zaman zaman seyircinin tahammül sınırlarını zorlayacak ölçüde kullanılmış. Türün meraklıları için bu sertlik anlatının çekiciliğini artırsa da şiddetin bu denli gösterişli biçimde sunulması, dizinin eleştirdiği vahşetin cazibesine kapıldığı izlenimini veriyor.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Karanlık ve Oyunlu
Oyuncuların da dizinin yarattığı gerilimdeki payı oldukça büyük. Lizzie Borden’ı canlandıran Ella Beatty, Lizzie’nin kırılganlığı ile giderek açığa çıkan karanlık tarafı arasında etkileyici bir geçiş kuruyor. Vicky Krieps’in iki ayrı rolde yarattığı yankı ise anlatının biçimsel oyununu yalnızca ilginç bir fikir olmaktan çıkarıp müthiş bir dramatik unsura dönüştürüyor. Rebecca Hall’un Abby Borden yorumu da geleneksel edebiyatta yerini epeyce sağlamlaştırmış üvey anne mitini karikatürize etmeden ustaca taşıyor.
Sarah Paulson’ın canlandırdığı Aileen Wuornos ise Lizzie Borden’ın Hikayesi‘ne yalnızca başka bir kadın katil olarak eklenmiyor. İşlediği suçlarla geçmişte yaşadıkları arasındaki bağ, anlatının başından beri sordurduğu soruları yeniden ve daha sarsıcı bir şekilde gündeme getiriyor. İzleyen hemen herkesin takdir edeceği üzere Paulson’ın performansı da bu duygusal geçişleri taşıyacak kadar güçlü.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Canavarın Değişen Yüzleri
Bir de Monster antolojisini takip edenler için hoş bir oyuncu sürprizi var: Charlie Hunnam!
Bir önceki sezonda Amerikan suç tarihinin en ürpertici katillerinden Ed Gein’i canlandıran Hunnam, bu kez Lizzie’nin babası Andrew Borden rolünde. Önceki hikayede dehşetin bizzat kaynağı olan oyuncu, bu defa baltanın hedefindeki kişi. Bir sezondan diğerine yapılan bu küçük rol değiş tokuşu, antolojinin sezonlar arasında oyuncular ve temalar aracılığıyla kurduğu karanlık evreni tamamlaması açısından zekice.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Kurmacanın Suç Ortaklığı
Lizzie Borden’ın cinayetleri işleme biçimi başta olmak üzere Bridget’le kurduğu romantik ilişki, Borden ailesinin iç dünyasına ilişkin pek çok ayrıntı ve karakterlerin psikolojik motivasyonları büyük ölçüde senarist Ian Brennan’ın hayal gücüne dayanıyor.
Öte yandan gerçek kişilerin hayatlarını anlatan bir yapımın hayal gücüne bu denli başvurması elbette yeni değil. Fakat tarihsel belirsizliklerin bu kadar kesin anlatımlarla sunulması, gerçeğin unutulması veya çarpıtılmasıyla da sonuçlanabilir. Bu nedenle eleştirmen Shunyata’nın tarihsel olayların gereksiz yere yeniden yazıldığı yönündeki eleştirisi de yabana atılmamalı.

Monster: The Lizzie Borden Story: Kırk Bir Darbe, Sonsuz Şüphe
Gerçekte neler olduğunu bugün dahi bilmesek de mahkemenin beraat ettirdiği Lizzie Borden, popüler kültürün hafızasında hala elinde baltasıyla dolaşmakta. O meşhur İngilizce tekerlemenin sesi ise hala kulaklarda:
“Lizzie Borden took an axe
And gave her mother forty whacks.
When she saw what she had done,
She gave her father forty-one.”