Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleri Dahmer – Monster: Bir Seri Katilin Hikâyesi

Dahmer – Monster: Bir Seri Katilin Hikâyesi

Yazar: Senanur Pehlivan

Dahmer – Monster: Bir Seri Katilin Hikâyesi

American Horror Story’nin yaratıcısından Ryan Murphy’nin yeni dizisi Dahmer 21 Eylül’de Netflix’te yayınlandı. 17 kişiyi öldüren nekrofili, yamyamlık gibi fantezileri olan seri katil ve tecavüzcünün hayatını anlatan dizi yayınlandıktan bir hafta sonra 75 ülkede en çok izlenen dizi oldu.

Dizi katilin hayatını detaylıca ele alırken kurbanları ve kurban yakınlarının yaşadığı zorlu durumları da yansıtarak trajedinin büyüklüğünü görmemize yardımcı oluyor. Ayrıca dönemin toplum yapısındaki ırkçılığı ve beraberinde ele aldığı diğer birçok sosyal konu ile olayları geniş perspektifte görüp yorumlamamızı katkı sağlıyor.

Olayları bize zamanda atlamalar yaşatarak anlatan dizi, ilk bölümde Canavarın yakalanma anını anlatarak psikopatlığını bize hikâyeyi anlatmadan gösteriyor. Sonraki bölümlerde Jeffrey’nin çocukluğuna inerek tüm detayları derinlemesine işlerken karakter analizini büyüyen çocuğun bir psikopat olduğu bilinci ile yapmamızı istiyor. Kötü bir çocukluk dönemi yaşamış olduğunu gözlemleyerek yaptığı şeylerin bununla ilgili olmadığını görüyoruz. Onlarca insanı sırf fantezileri uğruna katletmeyi seçen Jeff, şeytani dürtülerle hareket ediyor.

Hikâyesinden bahsedecek olursak; Jeff Dahmer, 1960 yılında Ohio’da anne ve babanın bir türlü anlaşmadığı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Hamileyken içilen ilaçların fetüse zararının henüz bilinmediği dönemde annesi hamilelik zamanında günde 26 adet ilaç içmekteydi. Doğum sonrasında ise depresyonu devam eden annenin Jeff ile ilgilenmemesinin yanı sıra Jeff’in babasının da işkolik olmasından dolayı çocuğuna vakit ayırmadığını görüyoruz. İhmal edilmiş ve yalnız bir çocukluk yaşayan Jeff kendi kurallarını oluştururken iyilik, kötülük gibi duyguları anlamaktan da yoksun; sadece kendi arzuları doğrultusunda hareket eden biri olarak büyüyor.

İşinde hayvanlar üstünde deney yapan Jeff’in babası Lionel, deneyleri Jeff’e anlatarak fark etmediği kötülüğün tohumlarını aşılıyor. Bir gün evlerinin alt katında ölen bir kunduz ile Jeff’e deneyleri göstererek onunla ortak bir ilgi alanı yaratmaya çalışıyor. Ayrıca farklı bir hobi edinemeyen çocuğu için sonunda sevdiği bir şeyi bulduklarından hoşnut olduğunu dile getiriyor. Jeff sonrasında civarda bulduğu ölü hayvanlar üstünde sık sık babasından öğrendiği gibi deneyler yapıyor ve leşlerini parçalamaya başlıyor.

1977 yılında hiç anlaşamayan annesi ve babası Jeffrey lise sondayken boşanıyor. Evi terk eden babasının ardından annesi de kardeşini alarak ayrılıyor ve Jeffrey bütün bir yaz boyunca koca evde tek başına kalıyor. Yalnızlık döneminde alkole sarılan Jeff ciddi miktarda alkol tüketmeye başlıyor. Öyle ki bazen hayali insanlar ile konuşmaya başlıyor.

Aynı yaz döneminde Jeff otostop çeken bir genci arabaya alıyor ve evine bira içmeye davet ediyor. Jeff’in çocuğu öpmesi ile çocuğun evden gitmeye çalışması ile sinir krizine gire Jeff, çocuğun kafasına dambıl ile vuruyor. Oracıkta ölen çocuk için üzülmüş gibi gözükse de cesedini kimse bulmasın diye parçalara ayırıp, kemiklerini fırında yakarak kül haline getiriyor ve evinin etrafına bu külleri saçıyor. Polis sorgusunda bunu Steven’in (otostopçunun) varlığını hep etrafında hissetmek için yaptığını söylüyor.

Aradaki dönemde askere ve üniversiteye giderek iki kurumdan da atılan Jeff 9 yıl boyunca cinayet işlemiyor. Askerden döndükten sonra babaannesiyle yaşamaya başlıyor ve askerde öğrendiği ilaç bilgileri ile gece kulüplerinde tanıştığı çocukları fantezilerini gerçekleştirebilmek için bayıltıyor. Bir gün yanlışlıkla ilaçlı olan içki bardağını içmesi ile birlikte ilaç etkisinde yanındaki kişiyi öldürmüş olarak uyanıyor. Ardından yıllar boyunca süren sıralı cinayetlerini işlemeye başlıyor. Babaannesinin evine getirdiği kurbanlarını bayıltıyor ve bodrum katında cesetlerle ilgili fantezilerini gerçekleştirmeye devam ederek onları parçalıyor.

Bodrumdan yayılan kokunun ölen hayvanlardan geldiğini söyleyen Jeff, babaannesinin rahatsız olması ile birlikte evden taşınıyor. Sonraki cinayet mahalli olarak Milkauwee’de siyahi mahallesinde bir ev seçiyor ve oraya taşınıyor. Kurbanlarını genelde siyahi ve asya kökenli insanlardan seçmesi nefret cinayeti gibi gözükse de aslında durum farklı. Dizide dönemin toplumunda siyahilerin ve asyalıların polisler tarafından dinlenmediği ve dikkate alınmadığı gösteriliyor. Yani dış görünüşlerini beğendiği kurbanlarını aynı zamanda yakalanma ihtimalinin düşük olduğu kişilerden seçiyor.

Dizi bize Jeff’in yan komşusu Glenda Cleveland’ın hikâyesini de uzun bir şekilde anlatıyor. Evden gelen kokulardan ve seslerden şüphelenip sürekli olarak polisi arasa da hiçbir şey elde edemiyor. Polis bir kere bile gelip Jeff’in evini kontrol etmiyor. Kimse tarafından dinlenmemesinden ötürü katledilen onca insan için büyük bir acı çekiyor. Özellikle Jeff’in kurbanlarından biri olan 14 yaşında Konerak için büyük bir yas tutuyor. Konerak, Jeff tarafından lobotomi yapıldıktan sonra yarı baygın bir halde Jeff’in dairesinden kaçmayı başardığında Glenda onu görüyor ve polisi arıyor. Polis çocuğu tekrar kadının tüm ısrarlarına rağmen sorgusuz sualsiz Jeff’e yani katiline teslim ediyor. Sonrasında ortaya çıkan gerçekler yaşanan acı ve polis kuvvetlerine olan öfke de artıyor. Dizide gerçekten farklı olarak Cleveland ile anlatılan durum aslında tüm komşuların yaşadıklarının derlenmesi ile oluşturulmuş. Cleveland gerçekte Jeff’in yan komşusu değilmiş ve Konerak’ı kurtarmaya çalışması dışında diğer şikayetler farklı komşulardan geliyormuş.

Dizide değinmek istediğim bir farklı konu ise kurbanlardan biri olan işitme engelli Tony Hughes’un anlatış şekliydi. Tony katilinden hoşlanan biri olarak gösterilmiş ve neredeyse ilişki yaşamış gibi anlatılmış. Bu işin realitesi bu bile olsa dizinin anlatım dili sebebiyle kurban-katil ilişkini romantikleştirmeye çalışılması olarak görülebilir. Ancak aslında dizi psikopat olan birinin duygu ve empati besleyemeyeceği gibi ilk fırsatta olmasa da sonraki fırsatlarda aklındaki sapık planı uygulayabileceğini sağlam bir şekilde yansıtmak istemiş.

Oyunculuklara gelecek olursak American Horror Story dizisinde de farklı katilleri canlandırmış olan Evan Peters, Dahmer rolünü çok ustaca oynamış. Soğukkanlılığı, boş bakışları, konuşması ile katilin görünüş ve hareketlerini neredeyse birebir kopyaladığını söyleyebiliriz. Jeff’in babası Lionel Dahmer rolünü oynayan Richard Jenkins da mükemmel bir oyunculuk sergilemiş. Tüm cast ekibinin projeyi ne kadar ciddiye aldıkları oyunculuklar açısından gösterdikleri muazzam performanslar sergilemelerinden anlaşılıyor. Çekimlerin ve müziklerin de korku filmi atmosferine uygun olarak çarpıcı olduğunu söylemeliyim. Dizi tüm detaylara değinmek istediği için 10 bölüm çekilmiş ancak biraz uzun olduğunu belirtmeliyim. Komşularının anlatıldığı bölümlerde kısaltmalara gidilebilirmiş.

Dahmer’ın kurbanlarından biri olan Errol Lindsey’in kuzeni kurban yakınları olarak diziden memnun olmadıklarını ve tekrar tekrar travma edici nitelikte olduğu söylemiş. Bizler için bile izlemesi zor olan dizinin kurban yakınlarına ne derece acı verici olduğunu tahmin etmek zor değil. Dizinin gerekli izinler alınmadan çekilmiş olma ihtimali düşük. Ama tanıtımını yayın tarihinden yalnızca 1 hafta önce yaparak yapımcıların işin son dakika duyulmasını istemiş gibi hareket ettikleri görülüyor.

Büyük bir emek ile çekilmiş dizi Dahmer gibi bir şeytanı dünyaya duyururken kurbanlarına da saygı gösterisinde bulunuyor. Ancak bu diziyi izlemek sağlam bir psikolojiyi gerektiriyor.

İyi seyirler.

 

Dahmer – Monster: Bir Seri Katilin Hikâyesi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap