Doing Life: Bir İnsanı Geçmişiyle Yargılamak Ne Kadar Adil?
Bazı filmler vardır, bittikten sonra aklınızda büyük olaylar ya da şaşırtıcı bir final kalmaz. Daha çok karakterleri, onların yaşadıkları ve size düşündürdükleri kalır. Tyler Perry‘nin senarist ve yönetmen koltuğuna oturduğu, başrollerinde de Jay Reeves ve Naomi Baker’ın yer aldığı Doing Life benim için böyle bir film oldu. Uzun zamandır önyargıları ve ikinci şansı bu kadar güzel işleyen bir hikaye izlememiştim.
Film bir hapishanede başlıyor. Görevli olarak çalışan Anika, o gün çıkan büyük bir isyanın ortasında kalıyor. Mahkumlar iki görevliyi yaralıyor ve Anika da cinsel saldırı tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Üstelik yaklaşık beş aylık hamile. Tam bu sırada Carousel, kendi hayatını tehlikeye atarak onu koruyor. Ağır yaralanmayı göze alıyor ama Anika’yı diğer mahkumlara teslim etmiyor.
Çünkü o ana kadar Carousel’in geçmişini bilmiyoruz. Neden hapishanede olduğunu, nasıl bir çocukluk geçirdiğini ya da nasıl biri olduğunu henüz öğrenmedik. Sadece herkesin şiddete başvurduğu bir ortamda, onun başka bir insanı korumayı seçtiğini görüyoruz.
Sonrasında Carousel’in hikayesini öğrendikçe karaktere bakışımız da derinleşiyor.

Doing Life: Bir İnsanı Geçmişiyle Yargılamak Ne Kadar Adil
Geçmişin Gölgesinde Bir Hayat
Henüz 14 yaşındayken bir market soygununa karışmış ve market sahibini yaralamış. Babası hayatında yok, annesini küçük yaşta kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüş. Yanlış arkadaşlar edinmiş, yanlış bir karar vermiş. Ancak çocuk olmasına rağmen yetişkin olarak yargılanmış ve 15 yıl hapis cezasına çarptırılmış.
Elbette bir insanı yaralamak ciddi bir suç. Bunu görmezden gelmek mümkün değil. Fakat burada insan ister istemez başka bir şeyi sorguluyor: On dört yaşındaki bir çocuğun yaptığı hata, bütün gençliğine mal olmalı mı?
Hepimiz çocukken yanlış kararlar verebiliriz. Kimi zaman yanlış arkadaşlar seçeriz, kimi zaman kötü alışkanlıklar ediniriz. Bazen de yaptığımız şeyin sonuçlarını anlayamayacak kadar küçük olabiliriz. Carousel’in yaptığı hatanın bir bedeli olmalıydı ama çocuk yaşta yetişkin olarak yargılanması ve hayatının en güzel yıllarını hapishanede geçirmesi bana adil gelmedi.
Üstelik Carousel, hapishanede geçirdiği yılları yalnızca cezasının bitmesini bekleyerek geçirmemiş. Kitap okumuş, kendisini geliştirmiş, resim yapmış. Hatta kendi savunmasını hazırlayarak şartlı tahliye edilmeyi başarmış.
Özgürlüğüne kavuştuğunda ise çöp toplama işinde çalışmaya başlıyor.
Bence Carousel’in en sevdiğim özelliklerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Yoksul olmaktan ya da yaptığı işten utanmıyor. Hayatını yeniden kurmaya çalışırken kendisini olduğundan farklı göstermeye ihtiyaç duymuyor.
Anika’yı randevuya davet ettiğinde bunu çok daha iyi görüyoruz. Beş dolarlık, patlamış mısırın ücretsiz olduğu bir sinemaya götürmek istiyor. Onun için romantik bir akşam, pahalı bir restoranda yemek yemek değil; bir fabrikanın çatısında kola içip gökyüzünden geçen uçakları izlemek.
Tabii o romantik planı mahveden sıçanları da unutmamak gerekiyor!
Bu sahneler bana oldukça samimi geldi. Carousel’in elinde fazla bir şey yok ama sahip olduğu küçük şeylerden mutluluk çıkarmayı biliyor. Belki de yıllarca özgürlüğünden mahrum kalmış biri için bunun değeri çok daha büyük.
Anika’nın hayatı ise hiç kolay değil.
Hapishanedeki olaylardan sonra görevinden ayrılmış ve bir benzinlikte çalışmaya başlamış. Küçük kızı Mia’ya ve hasta annesine bakıyor. Bir tarafta faturalar, diğer tarafta geçim sıkıntısı var. Bütün bunların arasında kendisine ait tek bir hayal kuruyor: Hemşirelik okuluna gitmek.
Bunun için ihtiyacı olan para 8.000 dolar.
Bazıları için çok büyük görünmeyebilecek bu miktar, Anika için ulaşılması neredeyse imkânsız bir hedef. Çünkü kazandığı para ancak ailesinin günlük ihtiyaçlarına yetiyor.
Anika’nın iki kız kardeşi Tirana ve Lisa ise kuaför işletiyor. Üç kızını tek başına büyütebilmek için yıllarca fabrikada çalışan anneleri artık solunum cihazına bağlı yaşıyor. Geçmişte yaptığı yanlış tercihlerin kızlarının hayatında tekrarlanmasını istemeyen anne, onların iyi ve özellikle zengin erkeklerle birlikte olmasını arzuluyor.
Ancak burada filmin en önemli çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor.

Doing Life: Bir İnsanı Geçmişiyle Yargılamak Ne Kadar Adil
Önyargılar, İkinci Şans ve Gerçek Sevgi
İyi bir insan olmakla zengin olmak aynı şey değil.
Anika’nın annesi için Carousel, ne kadar iyi davranırsa davransın eski bir mahkum. Onu sürekli geçmişiyle yargılıyor, aşağılıyor ve kızının hayatından uzaklaşmasını istiyor.
Oysa Carousel, Anika’nın küçük kızı Mia’yı kendi çocuğu gibi seviyor. Anika’nın hayatındaki sorumluluklardan kaçmıyor. Hatta kendisini istemeyen annesine bile ihtiyaç duyduğu anda yardım ediyor.
Beni etkileyen sahnelerden biri de buydu.
Anika’nın annesi bir gün düşüp altını ıslattığında Carousel ona yardım ediyor. Fakat bunu yaparken kadının utanmasını istemediği için kendi gözlerini bir havluyla bağlıyor.
Küçücük bir ayrıntı ama bence çok şey anlatıyor.
Çünkü Carousel, kendisini defalarca aşağılayan bir kadını en savunmasız anında bile rencide etmiyor. Onun mahremiyetine ve gururuna saygı gösteriyor.
İşte bu sahneden sonra anne de Carousel hakkında yanıldığını kabul ediyor. Anika’ya onun kendisini gerçekten sevdiğini söylüyor. Hatta kızının yaşadığı sevgiyi kıskandığını itiraf ediyor.
Ve aynı gün hayatını kaybediyor.
Bu sahnenin etkileyici tarafı yalnızca annenin ölümü değil. Hayatının sonuna geldiğinde, yıllardır taşıdığı önyargının yanlış olduğunu anlaması. Ne yazık ki bunu telafi etmek için fazla zamanı kalmıyor.

Doing Life: Bir İnsanı Geçmişiyle Yargılamak Ne Kadar Adil
Finale Doğru
Filmde dikkatimi çeken bir başka konu da insanların dışarıdan göründükleri kadar dürüst olmayabilecekleri.
Carousel, geçmişinde suç işlemiş biri olmasına rağmen yeni hayatında çalışarak ayakta durmaya uğraşıyor. Buna karşılık Tirana’nın, avukatla iş birliği yaparak annesine ait parayı aldığını fakat ona vermediğini filmin sonunda öğreniyoruz.
Bir tarafta geçmişi yüzünden sürekli yargılanan bir adam, diğer tarafta kendi annesinin hakkını saklayan bir evlat var.
Bu karşıtlık, filmin önyargılar üzerine kurduğu hikayeyi daha da anlamlı hale getiriyor.
Carousel’in resimleriyle ilgili bölüm de karakterin başka bir yönünü gösteriyor. Çöp toplarken bir galerinin vitrininde, hapishanedeyken yaptığı ve elinden alınan resmini görüyor. Galeri sahibiyle konuşarak eserinin üzerindeki haklarını savunuyor.
Çünkü Carousel yalnızca özgür olmak istemiyor. Emeğinin de karşılığını almak istiyor.
Ve finalde bu mücadelenin Anika’nın hayaliyle birleştiğini görüyoruz.
Carousel galeriden 8.000 dolarını istiyor. Kalan parasını da almaya geleceğini söylüyor. Ardından Anika’ya onu hiç bırakmayacağını, birlikte yeni bir hayat kuracaklarını ve ilk iş olarak onu okula yazdıracaklarını anlatıyor.
Bence Doing Life’ın en güzel taraflarından biri bu final.
Carousel, Anika’nın hayatını kendi istediği gibi değiştirmeye çalışmıyor. Onun zaten kurduğu hayali gerçekleştirmesine yardım ediyor.
Üstelik Anika’nın hayali lüks bir ev, pahalı bir araba ya da zengin bir hayat değil. Eğitim almak, hemşire olmak ve kendi ayakları üzerinde durabilmek.
Carousel de ona tam olarak bunun için destek oluyor.
Doing Life, karakterlerinin geçmişini anlatırken gereksiz bir duygu sömürüsüne başvurmuyor. Özellikle Carousel’in çocukluğunu ve hapishanede geçirdiği yılları doğal biçimde öğreniyoruz. Onu sevmemiz için sürekli ne kadar acı çektiğinin hatırlatılmasına ihtiyaç duyulmuyor. Davranışları zaten karakteri hakkında yeterince şey söylüyor.
Elbette geçmişte işlediği suç yok sayılamaz. Market sahibinin yaşadıkları da bu hikayenin bir parçası. Ancak bir insanın hayatı boyunca yalnızca en kötü hatasıyla tanımlanması da doğru değil.
Bence filmin asıl anlatmak istediği şey bu.
İnsanların başına neler geldiğini, hangi şartlarda büyüdüklerini, nasıl kararlar verdiklerini bilmeden onları yargılamak çok kolay. Zor olan ise geçmişteki hatayı inkâr etmeden, karşımızdaki insanın bugün kim olduğunu görebilmek.
Carousel’in hikayesi bana ikinci şansın ne kadar değerli olduğunu hatırlattı.
Ama bundan da önemlisi, bazen bir insanın değiştiğini görebilmek için önce bizim önyargılarımızdan vazgeçmemiz gerektiğini düşündürdü.
Doing Life, Uzun zamandır izlediğim en samimi, en etkileyici önyargı ve ikinci şans hikayelerinden biriydi.