Barry Lyndon: Yükselirken Düşmek
Barry Lyndon, yükselmek isteyen bir adamın hikâyesi gibi başlıyor. Ancak zaman geçtikçe insanın ne uğruna yükseldiğini, yükselirken neleri kaybettiğini ve sonunda elinde ne kaldığını sorgulatan bir yapıta dönüşüyor.
Ryan O’Neal’ın canlandırdığı Barry, ne tam anlamıyla sevilmesi gereken ne de bütünüyle nefret edilmesi gereken bir karakter. Bazen ona acıyor, bazen yaptıklarına öfkeleniyor, bazen de kendi sonunu kendi elleriyle hazırladığını görüp yalnızca onu izlemekle yetiniyoruz. Çünkü Barry’nin en büyük düşmanı, karşısına çıkan insanlar değil, kendi hırsı. Daha fazlasını istemesi ve sahip olduklarıyla yetinememesi, zamanla hayatındaki her şeyi etkileyen bir soruna dönüşüyor.

Barry Lyndon: Yükselirken Düşmek
Saygınlık, Sınıf ve Ait Olma İsteği
Film boyunca sınıf atlamanın, saygınlık kazanmanın ve toplumda bir yer edinmenin ne kadar yüzeysel olabileceğini görüyoruz. İnsanların birbirlerine verdikleri değer, çoğu zaman kim olduklarından çok neye sahip olduklarına bağlı. Soyadı, unvanı, parası ve çevresi olan biri saygı görürken bunlardan yoksun olanın aynı saygıyı kazanması pek mümkün değil. Değişen insanlar değil, onların başkalarının gözündeki değerleri. Barry de bu düzenin içinde kendine bir yer edinmeye çalışırken ait olmak istediği dünyanın kurallarına giderek daha fazla bağımlı hâle geliyor.
Barry’nin yükselme çabası, bir noktadan sonra yalnızca daha iyi bir hayat yaşama isteği olmaktan çıkıyor. Başkalarının gözünde değerli olmak, saygınlık kazanmak ve kendini kanıtlamak, onun için giderek daha önemli hâle geliyor. Ancak ulaştığı her yeni konum, ona aradığı huzuru getirmek yerine yeni sorunlar doğuruyor. Sahip olduklarını koruma isteği, zamanla onları elde etme arzusunun önüne geçiyor. Böylece yükselmek için attığı adımlar, onu mutluluğa yaklaştırmak yerine kendi sonuna biraz daha yaklaştırıyor.

Barry Lyndon: Yükselirken Düşmek
Görüntülerin Ardındaki Soğuk Dünya
Filmin en etkileyici taraflarından biri de bunları anlatmak için büyük sözlere ihtiyaç duymaması. Kubrick, kamerasını karakterlerine çeviriyor ve onları oldukları gibi izlememizi sağlıyor. Bazen tek bir bakış, uzun bir diyalogdan çok daha fazlasını anlatabiliyor. Karakterlerin sessizlikleri, birbirlerine karşı davranışları ve aynı ortamda bulunmalarına rağmen aralarındaki mesafe, filmin dünyasını anlamamız için yeterli oluyor.
Görüntüler ise başlı başına bir sanat eseri. Her kare, sanki yıllar önce bir ressam tarafından yapılmış ve tesadüfen hareket etmeye başlamış gibi. Doğal ışık kullanımı, mumlarla aydınlatılan sahneler ve kusursuz kompozisyonlar filmin atmosferini bambaşka bir noktaya taşıyor. Ancak bu güzelliğin altında oldukça acımasız bir dünya var. Her şey güzel görünüyor ama bu güzelliğin içinde mutluluk bulmak pek mümkün değil. Görsel açıdan bu kadar zarif olan bir dünyanın insan ilişkileri açısından bu kadar soğuk ve acımasız olması, filmin etkisini daha da artırıyor.

Barry Lyndon: Yükselirken Düşmek
Zamanın Karşısında Anlamını Yitiren Çabalar
Filmin müzikleri de bu hissi tamamlıyor. Görüntülerin zarafetiyle hikâyenin hüznü arasındaki tezat, Barry’nin hayatını daha da trajik kılıyor. İzlediğimiz şey yalnızca bir adamın yükselişi ve düşüşü değil, zamanın karşısında anlamını yitiren bütün çabalarımız. İnsan hayatı boyunca bir şeyler kazanmak için uğraşıyor, ancak kazandıklarının ne kadarının gerçekten önemli olduğunu çoğu zaman sorgulamıyor.
Üç saate yaklaşan süresine rağmen film acele etmiyor. Karakterlerini tanımamıza, yaptıkları seçimlerin sonuçlarını görmemize ve olayların doğal akışında ilerlemesine izin veriyor. Bu anlatım biçimi herkese hitap etmeyebilir. Bazı sahnelerin uzunluğu ve hikâyenin yavaş ilerlemesi, sabırsız izleyiciler için zorlayıcı olabilir. Ancak Kubrick’in kurduğu dünyaya kendinizi bıraktığınızda filmin neden bu kadar özel olduğunu anlamak zor değil. Çünkü burada önemli olan yalnızca ne olduğu değil, olayların karakterleri nasıl değiştirdiği ve onları hangi noktaya sürüklediği.

Barry Lyndon: Yükselirken Düşmek
Sonunda Geriye Ne Kalıyor?
Barry Lyndon, insanın sahip olmak istedikleriyle gerçekten ihtiyaç duydukları arasındaki uçurumu anlatıyor. Daha fazlasını istiyoruz, daha yükseğe çıkmak istiyoruz ve bazen bütün bunları yaparken zaten sahip olduğumuz şeyleri fark edemiyoruz. Başkalarının gözünde değer kazanmak uğruna kendi mutluluğumuzu ve ilişkilerimizi gözden çıkarabiliyoruz. Sonunda ulaştığımız yerin, uğruna kaybettiklerimize değip değmediğini düşünmek içinse çoğu zaman çok geç oluyor.

Barry Lyndon: Yükselirken Düşmek
Bazı insanlar hayata yenilir. Bazılarıysa kendi hayatlarına yenilir.