Desert Warrior: Bir Kolektif Özgürlük Öyküsü
Suudi Arabistan’ın sinemalarla ilişkisinin nasıl olduğunu biliyor muydunuz? 1930’lu yıllarda sinemaların açılmasıyla insanlar salonlara akın etmeye başladı. Birçok sinema açıldı, birçok film vizyona girdi ve insanlar sinemayı sevdi. Fakat halk, sinema sevgisinin elinden alınacağının farkında değildi. 1983 yılında sinemalar dinî gerekçelerle kapatıldı ve taa 2018 yılına kadar kapalı kaldı. Buna rağmen 2006’dan itibaren Suudi Arabistan’da önemli filmler çekildi. Bunlardan biri de Suudi Arabistan’ın ilk kadın yönetmeni Haifaa al-Mansour’un ilk uzun metraj filmi Wadjda (2012) oldu. 2018’de ise sinemalar nihayet yeniden açıldı ve gösterilen ilk film de Ryan Coogler’ın yönettiği Black Panther (2018) oldu. Günümüzde ise Suudi Arabistan, film yapımlarına ciddi bütçeler ayırıyor hatta daha bu yıl izlediğimiz, benim de incelemesini yazdığım 7 Dogs filmiyle de bu alandaki iddiasını gösteriyor.
Şimdi ise karşımızda, Tabuk şehrinde İngilizce çekilmiş bir Amerikan filmi olan Desert Warrior var.
Rise of the Planet of the Apes (2011) filminin yönetmeni Rupert Wyatt’ın yönettiği Desert Warrior, Anthony Mackie, Aiysha Hart, Sami Bouajila, Sharlto Copley ve Ben Kingsley’i bir araya getiriyor. Film, 7. yüzyıl Arabistan’ında acımasız hükümdar Kisra ile evlenmek istemeyen ve babasının izinden giderek bir savaşçı olmayı hedefleyen Hind’in, ona yardım eden gizemli haydut Bandit ile birlikte özgürlük uğruna verdiği mücadeleyi anlatıyor. Görkemli atmosferiyle Lawrence of Arabia (David Lean, 1962) ve Doctor Zhivago (David Lean, 1965) gibi klasik destansı yapımları anımsatan film, Başka Sinema dağıtımıyla Mars Production tarafından vizyona girdi. Peki, bu filmin hikâyesi bize ne anlatıyor?
7. yüzyıl Arabistan’ındayız. Bölgede çeşitli kabileler ve hanedanlar hâkimiyet mücadelesi veriyor. Prenses Hind, Sasani İmparatorluğu’nun zalim hükümdarı Kisra ile evlendirilmek isteniyor. Ancak Hind bu evliliği reddederek babası, eski kral Al-Numan ile birlikte çöle kaçmayı başarıyor. Öfkeye kapılan Kisra ise prensesi yakalamak için paralı asker Al Hamerz’i ve büyük bir orduyu peşlerine gönderiyor. Çölde gizemli bir haydutla yolları kesişen Hind ve beraberindekiler, onun desteğini alıyor. Çünkü Kisra’nın kurduğu acımasız düzene karşı koyabilmenin tek yolu, birbirleriyle çatışan küçük kabileleri aynı amaç etrafında birleştirmekten geçiyor. Böylece bu savaş, yalnızca bir taht mücadelesi olmaktan çıkıp özgürlük uğruna verilen ortak bir direnişe dönüşüyor.

Desert Warrior: Bir Kolektif Özgürlük Öyküsü
Acımasız Düzene Karşı Özgürlük Savaşı
Filmin temel fikri oldukça net: Kendin ol ve özgürlüğün uğruna mücadele et. Üstelik bunu yalnızca kadınlara değil, erkeklere de hitap eden söylemiyle evrensel bir boyuta taşımayı başarıyor. Peki, çok derinlikli bir film mi? Hayır. Çok sanatsal mı? O da hayır. Ancak film, bu dünyada birbirimize ne kadar düşman olursak olalım, sorunların ancak birlikte mücadele ederek ve birbirimize sahip çıkarak aşılabileceğini söylüyor. Çünkü anlatılan mesele yalnızca bir kadının bağımsızlık mücadelesi değil; herkesin ortak mücadelesi. Bu yönüyle güçlü mesajlar verdiğini söyleyebilirim.
Hikâye açısından ise izleyiciden çok büyük beklentilere girmemesini isteyen bir yapım. Hatta anlatım diliyle 1960’lı yılların Hollywood destanlarını anımsatıyor. İtalyan oyuncuların rol aldığı, İtalya’da çekilmesine rağmen İngilizce konuşulan tarihî macera filmlerini hatırlatıyor. Ayrıca ramazan aylarında hâlâ televizyonlarda sıkça gösterilen ve Anthony Quinn’in performansıyla özdeşleşen The Message (Moustapha Akkad, 1976) filmini de çağrıştırıyor.
Karmaşık Görselliği ve Müzikleri
Desert Warrior, uçsuz bucaksız çöl manzaralarını etkileyici bir sinematografiyle yansıtıyor. Son derece ıssız ve tekinsiz bir atmosfer kurmayı başarıyor. Ancak görsel anlamda büyük bir derinlik sunduğunu söylemek zor. Kurgusu ise ritmik, dinamik ve zaman zaman oldukça hiperaktif. Ne var ki bu hızlı kurgu, özellikle bazı aksiyon sahnelerinde göz yorucu hâle geliyor. Bana kalırsa biraz daha sade bir kurgu tercih edilseymiş film daha rahat izlenebilirmiş.
Müzikleri ve ses tasarımı konusunda ise çok fazla söylenecek şey yok. Müzikler görkemli bir etki yaratıyor; ancak hikâyeyi destekleyen güçlü bir dramatik işlev üstlenemiyor. Başka bir ifadeyle, kulağa hoş geliyorlar ama anlatının duygusal yapısını derinleştirmekte yetersiz kalıyorlar.

Desert Warrior: Bir Kolektif Özgürlük Öyküsü
Oyunculukları Ne Âlemde?
Oyuncu kadrosunda beğendiğim isimler de var, beklentimin altında kalanlar da. Önce olumlu bulduklarımdan başlayayım. Jalabzeen karakterini canlandıran Sharlto Copley, o kadar acımasız ve kibirli bir performans sergiliyor ki onu izlerken gerçekten öfkelendim. Yardımcısı Al Hamerz’i oynayan Géza Röhrig ise filmin en etkileyici oyuncusu. Hatta performansıyla Sharlto Copley’yi bile geride bırakıyor. Çıkardığı sesler, bakışları ve sessizliğiyle rahatsız edici derecede etkileyici bir karakter yaratmış. Bu anlamda performansına hayran kaldım.
Şifacı rolündeki Lamis Ammar ile Hind karakterini canlandıran Aiysha Hart da oldukça başarılı. Ben Kingsley’i uzun bir aradan sonra Kisra rolünde görmek güzeldi. Performansı kötü değil ancak diğer oyuncular kadar öne çıktığını da söyleyemem. Numan Acar ise canlandırdığı karakterin babacan ve yardımsever yönünü başarılı bir şekilde yansıtıyor.
Gelelim Anthony Mackie’ye… Filmin başrolünde yer almasına rağmen bana göre kadronun en zayıf performansını sergiliyor. Haydut karakteri soğuk ve mesafeli yazılmış olsa da Mackie, karakterin iç dünyasını yeterince yansıtamıyor. Mimikleri, yüz ifadeleri ve karakterin taşıdığı intikam ile merhamet duyguları bana pek geçmedi.

Desert Warrior: Bir Kolektif Özgürlük Öyküsü
Son Yorum
Yavaş yavaş toparlayacak olursam, Suudi Arabistan’ın büyük bütçelerle hayata geçirdiği Desert Warrior, eski Hollywood destanlarını ve İngilizce çekilmiş klasik kahramanlık filmlerini özleyenler için keyifli bir seyirlik. Üstelik 2 saat 7 dakikalık süresiyle de eski epik filmlerin ruhunu taşıyor. Büyük beklentilerle değil de iyi vakit geçirmek amacıyla izlerseniz, sizi tatmin edebilecek bir yapım.
Puan: 6,5/10