Anasayfa Listeler Wes Anderson’un Mutlaka İzlemenizi İstediği 10 Film!

Wes Anderson’un Mutlaka İzlemenizi İstediği 10 Film!

Yazar: Ceyda Güz

Wes Anderson’un Mutlaka İzlemenizi İstediği 10 Film!

Wes Anderson’ın uzun zamandır beklenen filmi The French Dispatch, 2021’in bu ayında Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini yaptı. Anderson bu başyapıtını çıkarmadan önce doğru tekniklerin öğrenilmesi için kadro ve ekibine 32 filmlik bir liste verdi. Bu listede yer alan filmlerin birçoğu Oscar adayı yönetmenin kişisel favorileri. İşte o listedeki ilk 10 film.

The Last Detail (1973) IMDb: 7.5/10

İki müstehcen (yakışıklı, kaslı, tişörtlerini unutan), sert görünümlü donanma cankurtaranı (Buddusky ve Mulhall), Meadows adındaki genç bir hırsıza Portsmouth’daki hücreye kadar eşlik etmekle görevlendirilir. Meadows aslında pek de hırsız sayılmaz, genç hatta ergenlik çağında bir çocuk. En büyük suçu amiralin karısından kırk dolar çalmaya çalışmasıydı ve bunun için sekiz yıl hapse mahkum edildi. İlk başlarda Buddusky ve Mulhall bunu ücret verdikleri bir tatil olarak görseler dahi, her an gözyaşlarına boğulan mahkum tarafından bu tatil ruhları bunalıma girer. Buddusky, Meadows’a iyi vakit geçirmesini ve hayata sarılmasını tembih eder.

Birinci ders: Hayatın size sunduğu her kartı almayın. Meadows’a içmeyi öğretir ve sevişmeyi öğrenmesi için bir seks işçisi bulur. Hikâye böyle devam ederken üçlü Portsmouth’a ulaşır ve gerçeklik ortaya çıkınca oyun aniden sona erer.

The Graduate (1967) IMDb: 8.0/10

Üniversite öğrenimini yeni bitirmiş genç Benjamin, okulu bitirmesinin ardından ailesi tarafından kahramanmışçasına karşılansa da büyük bir boşluğa düşmüştür (Her üniversitelinin okulu bitirdiğinde düştüğü “ee ne oldu yani şimdi? Ne yapmam gerek?” boşluğu). Aynı şekilde ne yapacağına dair karar veremeyen genç adam, çevresi tarafından sürekli sıkıştırılmakta, ancak onların istediği gibi yaşamayı istememektedir. Depresyonun eşiğine gelen genç adamın hayatı, şehir dışındaki evlerinde dinlendiği bir sırada babasının patronunun karısı Bayan Robinson’ı görmesiyle aniden değişir. Kısa zaman içerisinde ilginç bir ilişkiye daha başlayacak olan Benjamin hem annesini hem de kızı Elaine’i aynı anda idare etmeye çalışmaktadır. Elaine bu durumu öğrendiğinde Benjamin’i bırakmak ister fakat Ben’in duyguları farklılaşmış, annesinden değil ondan hoşlanıyormuş.

The French (1982) IMDb: 7.5/10

Bir belgesel ekibinin ilk kez Roland-Garros Fransız Açık Tenis Turnuvası’nın tenis kortu arkasını çekmesine izin verilmiş. Belgesel olarak çekilen bu film, William Klein’ı 90 yıllık turnuva tarihine tek erişimi olan kişi yapmış. Bu erişim soyunma odalarından, televizyon stüdyolarına kadar geniş bir bölümü kapsamış, ince ince her yere girmişler. O dönemin önemli ve ikonik oyuncuları Björn Borg, John McEnroe, Chris Evert, Yannick Noah ve Ivan Lendl’a yer verilmiş.

A Story from Chikamatsu (Chikamatsu Monogatari) (1954) IMDb:8/10

Japon toplumunda kadının konumu izleğinin yansımalarından biri bu filmde baş tacı edilen ‘geleneklerin’ özellikle geyşa kültürüne yönelttiği sert eleştirilere -özgeçmişinin etkisi-, kadının ailedeki konumuna yönetmenin sinemasında rastlamak mümkün. Kırılgan yüzlü kadın karakterlere odaklanan kamera yüzlerdeki çaresizliği, nefreti seyirciye bol bol hissettirmiş. Genel olarak erkeklerin yaptığı bazı şeylerin takdir edilirken, kadınların aynı şeyi yapması halinde kadının ayıplanmasını göstermiştir. Gel gör ki 1954 yapım da bu durumu anlatıyor, 2020ler de…

The Tenant (1976) IMDb: 7.7/10

Paris’te Doğu Avrupa Göçmeni olan Roman Polanski, kendisine şüphe ve hatta düpedüz düşmanlıkla bakılan bir mahallede daire kiralamak zorunda kalır ve her şey bununla birlikte başlar. Film o kadar etkileyici ki bana bile düşmanlıkla bakılıyormuş gibi hissettim. Fransız psikolojik filmi olan The Tenant’ la Roman Polanski’nin yaşadıklarını birlikte hissetmeye ne dersiniz?

The 400 Blows (1959) IMDb: 8.1/10

Yönetmen Francois Truffaut kendi ergenliğini Fransız drama filmi olarak The 400 Blow’a aktarmış. 13 yaşındaki bir çocuğun (Antoine Doinel) maceralarını anlatan bu film gerçekten çok etkileyici. Acı dolu bir drama filmi olmasıyla birlikte duyguları çok net ortaya koyabiliyor.

 The Apartment (1960) IMDb: 8.3/10

Dünyanın en sevimli ve kült filmleri arasına da girmiş olan bu Amerikan romantik komedi filmi gerçekten izlerken çok hoşuma giden filmlerden birisi oldu. Sigorta şirketinde çalışan Baxter, şirketini bazı işleri için devreder ve o sırada aşka yenik düşer. (Spoiler vermek istemiyorum…)

Au Hasard Balthazar (1966) IMDb: 7.9/10

Aslında bu film insanların bencilliklerini yansıtıyor. Çiftlikte dünyaya gelen küçük bir eşeğe önce biraz iyi muameleden sonra üstüne yıkılan yüklere vs. değiniliyor. Sahi insanlık ne kadar garip değil mi? Çok sevdiklerini söyledikleri eşyaları dahi gün geliyor hor kullanabiliyorlar, daha yakından bakarsak özellikle şu günlerde çok sevdiğimiz ormanlarımız yanıyor… İnsanlığın kalbini bulması dileğiyle.

The Big Risk (Classe Tous Risques) (1960) IMDb: 7.5/10

Abel Davos, İtalya’da aranan bir suçlu, ailesiyle birlikte Fransa’ya kaçmaya çalışıyor. Suç, romantizm ve drama karışımı olan bu film izlerken biraz kafanızı karıştırabilir ama filmin sonunda her şeyi çözümlemiş olacaksınız.

A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) (1971) IMDb:8.3/10

Stanley Kubric’in filmi olan Otomatik Portakal en bilindik filmlerdendir. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film olarak görüyorum. Psikopat bir suçlu olan Alex’i anlatan bu filmde devlet, suçluların üzerinde bir deney başlatmıştır ama işler bir tık terse dönmüştür.

Herkese iyi seyirler…

Wes Anderson’un Mutlaka İzlemenizi İstediği 10 Film!

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap