62. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali: Kalpten Bir Seçki
62. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali, sinemayla dolu on günün ardından kapanışını yaptı. 24 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında 104 filmi sinemaseverlerle buluşturan festivalin bu yılki mottosu “kalpten”di. Seçkide yer alan her film, kalpten anlatılmış bir hikâyenin izini sürerken; sinemanın duygusal, politik ve estetik gücünü bir kez daha hatırlattı. Bu yılın ‘kalpten’ temasıyla buluşan dikkat çekici yapımlardan bazıları şöyle:
Sahibinden Rahmet (Emre Sert & Gözde Yetişkin)
Bir gece gökten saçılan meteor parçaları… Yoksul köyün üzerine düşen “fırsat”, İrfan’ın elinde “Rahmet”e dönüşüyor; ama fiyat yükseldikçe değer duygusu düşüyor. Sert ve Yetişkin, gerçek bir olaydan yola çıkan hikâyeyi kara mizahın sızısıyla anlatıyor: açgözlülük, iktidar sarhoşluğu ve kaybın körlüğü, karakterlerin en sıradan kararlarında beliriyor. Film, taşın maddi cazibesiyle insanın manevi yoksunluğu arasındaki makası sakin bir ritimde açıyor; sessizlikler, ara planlar ve boşluk duygusu, “satın alınamayan”a bakmayı zorluyor.

Aslı İnandık ve Cem Yiğit Üzümoğlu’nun performansları, ton değişimlerini ustalıkla taşıyor. Sahibinden Rahmet, küçük bir köy anlatısından evrensel bir ahlak masalına genişlerken, “kıymet”in gerçekten ne olduğuna dair soruyu geride bırakıyor. Filmin Altın Portakal’da En İyi Senaryo ve Behlül Dal En İyi İlk Film ödüllerini alması da bu tutarlı dünyayı teyit ediyor. Bugün vizyona girdiğini hatırlatarak, bir sonraki filme geçiyorum.
Tavşan İmparatorluğu (Seyfettin Tokmak)
Tokmak’ın filmi, Musa’nın babasının baskısıyla “engelli taklidi” yapmaya zorlandığı hayattan, doğasından koparılmış yaban tavşanlarını kurtarma çabasına uzanırken, faille kurbanın yer değiştirdiği bir etik aynaya dönüşüyor. Tazı yarışlarının arka planında işleyen acımasız döngü, taşranın gündelik şiddetiyle birleşince hikâye alegorik bir keskinlik kazanıyor. Geniş planlarda kurulmuş mekân duygusu klostrofobik; Erkan Oğur’un müziği ile Claudia Becerril Bulos’un görüntüleri, masal ile gerçek arasındaki ince titreşimi taşıyor.

Tokmak, karakterlerini romantize etmiyor; sistemin küçük menfaat ağlarını, dilin ve bedenin mikro jestlerinde yakalıyor. Sonuç, hem politik hem duygusal bir yüzleşme: “kurtarmak” fiilinin yükünü kime taşıttığımızı sorgulatan bir film. Üstelik yapım, festivalde En İyi Film başta olmak üzere birçok ödülle taçlandı; bu başarı, anlatının sinemasal tutarlılığını da doğruluyor.
Erken Kış (Özcan Alper)

Özcan Alper’in “Erken Kış”ı, İstanbul’da bir banka müdürü ve bir fabrika müdürüyle, Gürcü-Ukraynalı genç bir sanatçının yaşamlarının kesiştiği bir hikâye üzerinden taşıyıcı annelik, göçmenlik ve arzunun yükünü izliyor. Taşıyıcı anne karakteriyle Lia, sınırları hem hukukta hem insanlığın vicdanında aşmak zorunda kalırken; Alper’in sakin ama gergin kurgusu, İstanbul’un gri siluetinde arzu ve yük arasındaki gerilimi açığa çıkarıyor. Kadrajlar sessiz ama yoğun; görüntü yönetimi mekanın yabancılaşmasını, karakterlerin içsel yıkımını adeta hissettiriyor. Filmdeki karakteriyle en iyi kadın oyuncu ödülü alan Leyla Tanlar’ın performansı ise ayrıca konuşulmaya değer nitelikte. Erken Kış, tüketim kültürüyle göçmen emeği arasındaki dolu boşluğa bakarken, sinema diliyle “kim birlik olur”, “kim yalnız kalır” sorularını kadrajın içine yerleştiriyor. Vizyon tarihi 28 Kasım olan bu filmi listenize ekleyin!
Parçalı Yıllar (Hasan Tolga Pulat)
1975 Türkiye’sinin ekonomik ve siyasal bunalım döneminde geçen “Parçalı Yıllar”, tiyatrocu Aytekin’in ideallerinden ödün vererek erotik filmlerde oynama kararına uzanan, aile, şöhret ve çöküş üçgeninde ilerleyen bir hikâye sunuyor. Pulat’ın yönettiği bu film, bireysel tercihler ile toplumsal çöküş arasındaki refleksi yoğun bir biçimde yakalıyor: Aytekin şöhrete ulaştıkça ailesini kurtaramıyor; bu dramatik sarmal, ülkenin kültürel yıkımıyla simetrikleşiyor.

Yetkin Dikinciler’e en iyi erkek oyuncu ödülünü getiren başrolü, bu içsel yıkımın sessiz çığlığına beden oluyor. Renk tonları ve mekan kullanımı dönemin gerilimini hissettiriyor; parçalılığın formuna dönüşmüş anlatısı, adeta kırılmış ayna gibi bize bakıyor. “Parçalı Yıllar” bir aile hikâyesinden çıkarak, kırılan ideallerin sinemasal izdüşümünü sunuyor.
Altın Portakal, bu yıl da yalnızca ödülleriyle değil, salonlardan yükselen kalp sesleriyle hatırlanacak bir festival oldu. Tutuklu belediye başkanı Muhittin Böcek’in yokluğuna ve içinde bulunduğumuz politik atmosferin gölgesine rağmen, sinemanın ve sanatın sesinin kısılamadığı bir festival yaşadık. Bu yıl “kalpten” teması, yalnızca filmlerde değil, festivalin direncinde de yankılandı. Sansürün olmadığı, festivallerin özgürce yaşandığı ve sanatçıların seslerinin hiç kısılmadığı daha nice festivallerde buluşmak dileğiyle.