Tron: Ares: Kemerlerinizi Bağlayın
Bilim kurgu sinemasının vizyoner yapımı Tron, ilk filmiyle 1982 yılında hayatımıza girmişti. Yönetmenliğini Steven Lisberger’ın üstlendiği film, bilgisayarları, programları ve oyunları merkeze alarak Kevin Flynn’ın kendini bulma sürecini ve canavarlaşan sisteme karşı mücadelesini anlatmıştı. Görselliği, estetiği ve anlatımı açısından tam anlamıyla bir görsel şölen niteliğindeydi.
2010 yılında gelen ikinci film Tron: Legacy ise Sam Flynn’in babası Kevin’ı bulmasını, daha karanlık, daha sert ve daha tempolu bir anlatımla hem baba-oğul bağlarını hem de dünyayı kurtarma mücadelesini konu almıştı.
Şimdi, 15 yıl sonra, Tron serisi yeni filmi Tron: Ares ile bugün itibarıyla sinemalarda.

Tron: Ares: Kemerlerinizi Bağlayın
Filmin yönetmeni, Kon-Tiki (2012) ile tanıdığımız, daha sonra Marco Polo (2014) dizisi ile Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales (2017), Maleficent: Mistress of Evil (2019) ve Young Woman and the Sea (2024) filmleriyle Hollywood sularında gezinen Norveçli yönetmen Joachim Rønning. Başrollerinde Jared Leto, Greta Lee, Jeff Bridges, Evan Peters, Jodie Turner-Smith ve Gillian Anderson’ın yer aldığı film; gerçek dünyaya gönderilen ileri düzey bir program olan Ares’in görevini ve insanlığın yapay zekâ ile karşılaşmasını anlatıyor. İlk iki filmden daha karanlık ve daha hızlı bir tona sahip olan Tron: Ares, bugün itibarıyla Disney dağıtımıyla vizyona giriyor. Şimdi izninizle hikâyeye doğru bir dalış yapalım.
Hikâye, Kevin Flynn’in ve ardından Sam Flynn’in kaybolmasıyla başlıyor. Kevin Flynn’in oğlu Sam Flynn’in ENCOM şirketini bıraktıktan sonra iki kardeş olan Kim kardeşlerin ENCOM’u devraldığını görüyoruz. Space Paranoids oyununun geliştirilmesi sürecinde, rakip şirket Dillinger’da ilk filmde tanıdığımız Ed Dillinger’dan sonra torunu Julian Dillinger’ın şirketin başına geçtiği belirtiliyor. Bundan sonra bizi bekleyen başka bir gelişme var: Kim kardeşlerden Eve, yarım kalan “Kalıcılık Kodu”nu bulmaya çalışıyor. Bu sırada Dillinger ailesi, son derece gelişmiş bir program olan Ares’i dünyaya getiriyor ve Ares, Kim’i ele geçirmek gibi tehlikeli bir görevi üstleniyor. Bu program, insanlığın yapay zekâ ile ilk yüzleşmesinin de bir temsili niteliğinde.

Tron: Ares: Kemerlerinizi Bağlayın
Filmin adı olan Ares, Yunan mitolojisinde savaş tanrısı anlamına geliyor. Dolayısıyla film, bize ne için ve neden savaştığımızı sorgulatan bir yön taşıyor. Bunun dışında, insanlık açısından oldukça önemli bir konuyu da ele alıyor. Klişe gibi görünse de, bugün yaşadığımız dünyada giderek daha belirgin hâle gelen bir meseleyi anlatıyor: Yapay zekâ, zannettiğimizden çok daha yakın. Öyle ki, artık yalnızca bir adım uzağımızda. Film, bu konuyu açık ve net biçimde işliyor. Fakat bunun da ötesinde, üzerine düşünülmesi gereken bir başka meseleye değiniyor: Bilgisayar, program, yapay zekâ ya da insan olun — ne olursanız olun, kalıcı bir iz bırakmanın ve iyi bir insan olmanın önemini, didaktikleşmeden anlatıyor.
İtiraf etmeliyim ki, senaryo konusunda sıfır beklentiyle girdiğim bu filmden gayet memnun ayrıldım. İnsanlığa değinen noktaları, yapay zekânın ve bilgisayarların eskisinden çok daha yakın olduğunu ve yaşamın değerini iyi aktarıyor. Bu film ikinci filmden daha iyi ama ilkinden daha iyi değil. Neden mi? Çünkü her ne kadar hikâyeyi başarıyla anlatsa da, senaryo açısından çok derin değil. Öte yandan, önceki iki filme yaptığı göndermelerle serinin ruhunu koruyor. Özellikle ilk filme yapılan göndermeler dikkat çekici. Dolayısıyla, bu filmi izlemeden önce önceki yapımları görmek mantıklı olur.
Önceki Tron filmlerinde olduğu gibi, bu filmin de “vitamininden” bahsetme zamanı: yani görselliği, müzikleri ve teknik yönü. Filmin görselliği gerçekten dengeli. Gerçek dünyanın tekinsizliğini ve bilgisayar dünyasının itaatkârlığını başarılı biçimde hissettiriyor. İlk filmin ruhunu yakalayan Vortex görselliği ise bambaşka bir nostaljik hava yaratıyor. Kamera açıları ve ışıklandırma da filme oldukça yakışmış. Aksiyon sahneleri ise oldukça hızlı — öyle ki, kendinizi bir hız trenindeymiş gibi hissediyorsunuz. Görsel açıdan tam bir aksiyon, cyberpunk ve bilim kurgu şöleni.
Trent Reznor ve Atticus Ross’un kurduğu Nine Inch Nails grubunun müzikleri, bu bombardımanın tuzu biberi olmuş. Daft Punk kadar dramatik değil ama cyberpunk melodileriyle oldukça hareketli. Müzikleri ben de gönül rahatlığıyla beğendiğimi söyleyebilirim. Ses tasarımı da gelişmiş; lazer efektleri, motosiklet sesleri ve bilgisayar tınılarıyla tempoyu artıran unsurlara sahip.

Tron: Ares: Kemerlerinizi Bağlayın
Açık konuşayım, Jared Leto ve Greta Lee’nin oyunculuklarını beğendim. Jared Leto, Ares’in karakterindeki değişimi başarılı biçimde yansıtmış. Greta Lee ise azimli, bilgili ve kararlı tavırlarıyla dikkat çekiyor. Ayrıca ilk iki filmde yer alan Jeff Bridges, bu filmde de mentor rolüyle sağlam bir performans sergilemiş. Açgözlü patron Julian Dillinger’ı canlandıran Evan Peters, annesi Elisabeth’i oynayan Gillian Anderson ve Athena rolündeki Jodie Turner-Smith de başarılı performanslar sergilemiş. Kısacası, oyunculuklar çok iyi; mükemmel olmasa da gayet tatmin edici.
Uzun lafın kısası, Tron: Ares öncekilerden bir tık daha karanlık, daha hızlı ve daha insani. Yapay zekânın ve teknolojinin insanlığa bir adım daha yaklaştığını, ayrıca “kalıcı olmaktan çok yaşamanın ve iz bırakmanın önemli olduğu” mesajını da veriyor. Göndermeleri, görselliği ve estetiğiyle gayet iyi bir devam filmi olmuş. Tron hayranları bu filmi gönül rahatlığıyla izleyebilir. Ama bir uyarım var: Kemerlerinizi bağlayın, aksi takdirde çok sarsılırsınız.
Puan: 3,5 / 5