Ana sayfa » Köstebek Ajan: Casusluğun Yaşı Olmaz (İKSV Özel)

Köstebek Ajan: Casusluğun Yaşı Olmaz (İKSV Özel)

Yazar: Eslem Saraçoğlu

Köstebek Ajan: Casusluğun Yaşı Olmaz (İKSV Özel)

Bir zamanlar İnterpol’de çalışan Rómulo adındaki özel bir dedektifin huzurevini incelemek üzere 83 yaşındaki Sergio’yu görevlendirmesi üzerine şekillenen Köstebek Ajan filmi, “En İyi Belgesel” ve “En İyi Uluslararası Film” kategorilerinde 2021 Oscar adayları arasındaki yerini aldı. İlk gösterimini 2020 Sundance Film Festivali’nde yapan film Şili, ABD, Almanya, Hollanda ve İspanya ortak yapımı, yönetmen koltuğunda ise birçok film festivalinde “En İyi Kadın Yönetmen” adaylığı bulunan Şilili Maite Alberdi’yi görüyoruz.

Filme başlarken aklımda önyargı içeren tek bir soru vardı: Bir insan 80 yaşından sonra ne kadar başarılı bir ajan olabilir ki? Rómulo’nun neden bu kadar yaşlı birisine iş vermek istediğini de merak etmiyor değildim. Üstelik film kurgu değil belgesel yani gerçekten böyle bir şey gerçekleşmiş. Bir süre izledikten sonra bütün bu sorular kaybolup gidiyor.

Annesinin huzurevinde kötü muamelelere maruz kaldığından şüphelenen bir kız, bu durumu kontrol etmesi için dedektife başvuruyor bunun üzerine Rómulo gazeteye ilan veriyor: “Yaşlı erkek aranıyor! 80-90 yaş aralığında, bağımsız kendi ayakları üstünde durabilen ve teknolojiyle arası iyi” O yaşta hayatta olan, haberi okuyabilen, kalkıp iş başvurusuna gelebilen kaç kişi olabilir ki demeyin amcalar koştur koştur gelmiş. Çeşitli mülakat görüntüleri izliyoruz, bu bir dedektif filmi demek için bir sürü yöntem kullanmışlar, arada sırada arka fondan gelen esrarengiz ses tonları, dosyalar, tepe ışıkları, mantar panolar ve renk tonu olarak mental çabayı, bilgeliği ifade eden sarı tonlarını kullanmış olmaları daha ilk başta dikkatimi çeken noktalardan oldu. Aynı zamanda bu filmin gerilim dolu bir sırrı çözme hikayesi değil de pembe panter havasında bir dedektif hikayesi olacağının sinyallerini de ilk dakikalardan alıyoruz.

Sergio teknolojik aletleri öğrenirken casus gözlüğünü deniyor, gözlükle baktığı kısımda çekim ekibini kameralarla beraber görüyoruz. Gözden kaçmış olması mümkün değil yani bilerek yapılmış bir durum ancak bunun amacını anlamış değilim. İki tür açıklaması olabilir, ya belgesel türünde bir film olunca karşıda kamerayla çeken birisinin olmasını doğal buldular ya da bu ekip zaten huzurevinde çekim yapacak olan ekip o yüzden hep beraber aynı odada hazırlık yapıyorlar gibi göstermek istediler ancak buradaki problem o kameranın gerçekten bizim izlediğimiz filmi çekiyor olması. Yakın çekimlerde odada başka birisi olduğunu görmüyoruz bir anda odada çekim ekibini görünce sanki çekim ekibi ifşa olmuş gibi durmuş. Böyle yazınca anlaşılır oldu mu emin değilim ama izlediyseniz veya izlediğinizde eminim ne dediğimi çok net anlayacaksınız. Festival filmlerinde böyle alışılmışın dışında hareketler genelde hoş karşılanıyor hatta o filmi daha da yükseklere çıkartıyor ama bu sefer ki bana filmi profesyonellikten uzaklaştıran bir hataymış gibi hissettirdi. Bazıları içinse bu sahne filmi son derece samimi bir hale getirmiş olabilir. Mesela film biraz daha ilerledikten sonra huzurevindeki insanları rahat gözetleyebilmek için “huzurevinde film çekiyoruz” yalanını kullanıp her yere ses cihazları, kameralar yerleştiriyorlar o noktadan itibaren sahneyi çeken kameralar, boom vesaire ekranda gözükse de izleyiciye tuhaf gelmeyecektir çünkü o mekânda izlediğimiz filmin içinde çekilen bir film olduğunu biliyoruz.

Hemen sonraki sahnede ise Marta kendisine doğru gelen bir ekip çalışanıyla konuşmaya başlıyor. Karşısındaki adam hareket halindeyken kadın sabit kameranın içine bakarak sanki o adamla konuşuyormuş gibi yapıyor. Sinemada doğallığı bozmamak adına kameranın direk içine bakıp konuşulmaz, genelde kamera ortama tanık olan bir göz gibidir. Burada kadını direk karşısındaki kişinin gözünden vermeye çalışmışlar bu yöntemde bir yanlışlık yok ancak karşısındaki kişi kadına doğru yürümekte olan birisi ise kadının sabit kameraya konuşması devamlılığa aykırıdır. Belki orada kameranın arkasında bir kişi daha var ve kadın gelen adamla değil kameranın arkasındaki adamla konuşuyor ama bize kameranın arkasındaki adamı değil de yürüyen adamı gösterirseniz akıllar ister istemez karışır. Marjinal olsun diye bu tarz akıl karışıklıklarına yer vermemek lazım. Beni rahatsız eden iki sahnenin üst üste oluşu filme bakış açımı biraz negatifleştirmiş olsa da izlemeye devam…

Film huzurevi sahnelerine geçtikten sonra doğal akışında devam ediyor, içinizi ısıtan sımsıcak görüntülerden oluşan bir yapım olmuş. Bunun yanı sıra şefkat kadar yalnızlığa da vurgu yapılmış. Marta’nın sürekli annesine gitmeye çalışması, huzurevinden birilerinin onunla annesiymiş gibi konuşması aslında birbirlerine aile olmaktan başka çareleri kalmadığını gösteriyor. Terk edilen yaşlıların kendi çocuklarını göremedikçe unutmaya yüz tutuşları insanın içine oturuyor.

Kuruluş yıldönümü partisine bayıldım. Berta’nın Sergio’ya sürekli burası çok güzel sakın gitme demesi, The Platters-Only You eşliğinde dans etmeleri, kral-kraliçe sahneleri falan çok hoşuma gitti. Sergio’nun herkesin hikayesine ister istemez ortak oluşu, onları düşünmeye başlaması çok güzel ve içtendi. En sonunda Sergio’nun dayanamayıp annesini merak edip dedektif tutan bir kızın bu kadar merak ediyorsa annesini bizzat gelip ziyaret etmesi gerektiğini, tek problemin yalnız kalmış olduğu ve ilgiye ihtiyaç duyduğunu söylemesi içimi rahatlattı.

Genel değerlendirmeye gelirsek öncelikle güçlü bir olay örgüsü yok, ama ben bu filmi neden izledim demiyorum çünkü hikâyenin akışı güçlü olmasa da gerçekçi ve verdiği mesajlar bakımından oldukça değerli. Asıl mesele ise bu belgeselin tam olarak nasıl bir belgesel olduğunu çözememiş olmam. Bu konuda pek açıklayıcı olmamışlar haliyle aklım karıştı ve bazı sahneleri anlamlandıramadım, neresi kurguydu neresi gerçekti belirsiz. Oyuncular bizzat hikâyeyi yaşamış olan kişiler, yani sanırım bu belgesel yaşanmış bir olayı bizlere anlatmıyor, biz bu hikâyeye direk yaşanırken tanık oluyoruz. Aslında sosyal deney gibi diyebiliriz, Sergio gerçekten bu iş için seçilmiş ama asıl amaç filmi çekmekmiş. Huzurevinde karşımıza çıkan insanlar gerçekten o huzurevinde yaşayan insanlarmış ve yönetmen de, yapımcı da bizim gibi sonradan bu karakterleri tanımış. Bu şekilde düşününce yerine oturmayan bazı şeyler var, eğer bütün görüntüler filmin kamerasıyla çekiliyorduysa Sergio neden gizli kameralar kullandı? Çünkü biz zaten gizli kameranın gösterdiği sahneleri normal kamerayla da izledik. Sergio’nun ekstradan o kameralarla çekim yapmayı öğrenmesi, normal kamerayla çekilen yerleri kendi de çekmesi benim aklımı karıştırdı. İlk başta film zaten belgesel gibi değil gayet kurgulanmış film gibiydi, iş başvurusuna gelen insanlar, mülakat görüntüleri, Sergio’nun eğitimi sanki ilk yaşanan doğal an değil de tekrarı çekilmiş an gibiydi.

Yönetmen Maite Alberdi, Şili’de intihar oranlarının büyük çoğunluğunu yaşlıların oluşturduğunu ve bunun temel nedeninin de yalnızlık olduğunu öğreniyor. Bu konu üzerine dedektif Rómulo ile görüşmeye gidiyor ve Köstebek Ajan projesi ortaya çıkıyor. Yani belgeselin çıkış noktası yaşlıların yalnızlıklarına tanık olmakmış. Hatta filmin çekimleri pandemiden önce bitmiş ve hemen sonrasında çıkan virüs ile sadece yaşlıların değil neredeyse bütün insanların asosyalleştiğini, belli bir yere kapalı kaldığını ve yalnızlaştığını görmeye başladık şimdi düşününce huzurevindeki insanlarla daha çok empati kurabiliyoruzdur bence. Yönetmen Alberdi’de şu an olsa yine aynı konuyu aynı şekilde çekerdim diye yorumunu yapmış.

Bu açıklamalardan sonra filmin gerçekten sosyal deney gibi bir belgesel olduğunu anlıyoruz, herkes için daha açıklayıcı halde kurgulanabilirdi. Mesela başta annesini merak eden bir kız çocuk değil de yönetmenin huzurevini merak edip böyle bir projeye başladığını görebilirdik. O zaman izleyici içinde daha anlamlı olurdu. Eğer en başta projeyi yeterince açıklamadan kız çocuğun merakından ilerlemeyi tercih ettiysek de bir çeşit kurgunun içerisine girmiş oluyoruz ve kameraları görmemeliyiz diye düşünüyorum. Başta yapmış oldukları bu tutarsızlıklar ve yeterince açıklama yapılmamış olması beni rahatsız eden nokta oldu. Ortada güzel bir proje var, çıkış noktası da verdiği mesajda çok önemli ve her şeyden önce gerçek. En azından filmin sonunda açıklayıcı görüntüler veya sonuç mesajı görebilirdik. Bakalım Oscar’dan nasıl bir sonuçla dönecekler, yolları açık olsun!

Köstebek Ajan: Casusluğun Yaşı Olmaz (İKSV Özel)

Eslem Saraçoğlu’nun Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap