Eşyanın Tabiatı: Oyun İçinde Oyun İçinde Oyunculuk
Kimi oyunlar vardır, vadettiğini afişini görünce anlarsınız. Kimi oyunlar da içindekini oyun içinde belli eder, tıpkı bir matruşka gibi. Aysa Prodüksiyon’dan çıkan, Ferhat Ergün’ün kaleme aldığı ve yönettiği Eşyanın Tabiatı bu ikinci tip oyunlardan.
Mert Turak ve Aslıhan Malbora’nın sahnelediği oyunun konusu kısaca şöyle: Bir iş başvurusu için Yavuz’la görüşmeye giren Yasemin, işi almak için Yavuz’un birkaç testinden geçmelidir. En büyük test ise hangi işe girdiğini tahmin etmektir. Eğer Yasemin işi doğru bilirse, işi almaya da hak kazanacaktır. Bir iş görüşmesiyle başlayan bu birliktelik; garip ve gizemli olaylarla, sürprizlerle, akıl oyunlarıyla değişecektir.
Öncelikle, oyunculukları başarılı bulduğumu söylemeliyim. Mert Turak’ın hâlihazırda iyi bir oyuncu olduğunu bilerek gittiğim oyunda, sahnesini daha önce izlemediğim Aslıhan Malbora’nın performansı da bir o kadar keyifliydi. Özellikle birbirlerinin sınırlarını zorladıkları anlarda çok tatlı bir kimya yakaladıklarını düşünüyorum.

Eşyanın Tabiatı: Oyun İçinde Oyun İçinde Oyunculuk
Dekorda sahici bir ofis havası vardı. Küçük detaylarla iyi bir alan kurulmuştu. Arkada asılı duran “The Son of Man” tablosunun bir uyarlaması da oyunun gidişatını düşününce manidardı. Ressamın tablosu için yaptığı “Gördüğümüz her şey başka bir şeyi gizliyor; her zaman gördüğümüz şeyin gizlediği şeyi görmek istiyoruz.” yorumu, oyunun da bel kemiğini oluşturuyor diyebiliriz.
Genel itibarıyla oyun, tüm duygusal yükünü diyaloglara ve iki oyuncu arasındaki etkileşimlere bağladığı için iyi oyunculara sahip olmak bu oyunun en büyük şansı. Fakat oyundan bu iki ismi çıkardığımızda, elimizde kalanlar sürprizler dışında pek de hikâyeye dahil değil.
Sürpriz bozmadan konuşacak olursak, oyunda bir maksat problemi var. Oyun sanki sürprizler üzerinden tasarlanmış da alt metinler sonradan eklenmiş gibi bir hissiyat oluşuyor oyun bittikten sonra. Akışta bunu göz ardı edebilseniz de, ne yazık ki belli bir temele oturmayınca onlar da havada kalıyor.
Şimdi biraz bu fikrimin nedenlerini sıralamak istiyorum; fakat oyunun bütün alametifarikası sürprizler olduğu için, sürprizleri bozmamak adına buradan sonrasını oyunu izledikten sonra okumak isteyebilirsiniz.
Bir iş görüşmesi olarak başlayan oyunda, işveren olarak tanıdığımız Yavuz ilk etapta iş görüşmesine gelen Yasemin’e ve onun üzerinden biz seyircilere bir söz veriyor: Başta ne kadar saçma gelse de oyun bittikten sonra bütün olanlar çok mantıklı bir zemine oturacak.

Eşyanın Tabiatı: Oyun İçinde Oyun İçinde Oyunculuk
Finale geldiğimizde bütün soru işaretleri cevaplansa da, her şeyin “meğer”e bağlanması, bahsettiğim eklemlenme hissini yaratan durum. Meğer iş görüşmesi paravanmış, meğer Yavuz birtakım insanları öldürmek istiyormuş, meğer Yasemin polismiş, meğer Yavuz’un bahsettiği insanlar kendisiymiş, meğer Yasemin Yavuz’un kızıymış, meğer Yavuz kansermiş, meğer, meğer, meğer…
Peki ya bu “meğer”lerin bir sonucu olarak seyircide uyanması gereken his nedir? Oyun bittikten sonra açıkçası bende kalan tek düşünce, Yasemin’in annesinin haklı nedenlerle kızını bugüne kadar Yavuz’a göstermediği oldu. Sen yıllarca görmediğin kızını görmek için bir organizasyon düzenle, kızını gör, şimdiye kadar yapamadıklarınızı yapmak için küçük oyunlar kur, sonra da kızına, hayatı boyunca seans seans psikologlarla çözmeye çalışsa cebinde beş kuruşun kalmayacağı bir travma bırakarak kendini öldürt.
Aralarda anlatılan, Yavuz’a hak vermemiz istenen detaylar her ne kadar birtakım boşlukları doldursa da, genel olarak baktığımızda evrensel bir dert olan “problemli ebeveyn” arketipinden öteye geçemiyor. Kendi yaşadığı sorunları evladına travma olarak aktarmak ne yazık ki tüm insanlığın sorunu. “Eşyanın tabiatı” diyerek yazar bunu amaçladıysa doğru karar.
Oyuncuların kimyası ve özellikle Turak’ın iç titreten oyunculuğu burada oyunu kesinlikle kurtarıyor. Kızına ulaşmaya çalışan, hayatının sonundaki birinin sesindeki çaresizlik, kalbindeki sevgi, gözündeki korku — her bir his seyirciye geçiyordu.
Saki Çimen’in bestelediği müzik de finaldeki etkiyi artıran önemli bir faktör kesinlikle. Babası Mazlum Çimen de Yolcu oyununun müziklerini icra ediyordu. Baba oğul tiyatro sahnelerinde rüzgâr estiriyorlar.

Toparlayalım: Eşyanın Tabiatı, iyi oyunculuklara sahip olan, hikâyenin sürpriz faktörü o an etki etse de oyundan sonra kalan tortusunun çok da iz bırakmadığı bir oyun olarak bende kaldı. Fakat yine de izlemek isteyenlerin iyi bir Mert Turak oyunculuğu izleyeceklerini söyleyebilirim.