Billionaires’ Bunker: Sığınak Kimi Neyden Koruyor
Billionaires’ Bunker, 8 bölümden oluşan İspanyol yapımı bir Netflix dizisi. Yaratıcıları Álex Pina ve Esther Martínez Lobato olan dizinin başrollerinde Miren Ibarguren, Pau Simón ve Alícia Falcó yer alıyor. Aynı zamanda geniş bir oyuncu kadrosuna sahip olan bu dizi, dünyanın sonunu getirecek bir savaş tehdidi öncesi bazı milyarderlerin yeraltına inşa edilen bir sığınağa girmesiyle başlıyor. Nükleer patlama sebebiyle bir süre daha dışarı çıkamayacak olan bu grup burada yeni bir hayata adım atıyor.
Billionaires’ Bunker, sığınakla ilgili büyük bir sırrı ilk bölümde seyirciyle paylaşarak kurguyu bunun üzerine oluşturuyor. Bu biraz beklenmedik bir durum gibi görünse de olayları hem sığınaktaki grubun gözünden hem de onları oraya toplayan grubun gözünden görmek, izleyiciyi çift taraflı bir dinamiğin içine çekiyor. Bir taraftan gerçeğin açığa çıkmasını isterken diğer taraftan da olayları nereye kadar kontrol edebileceklerini merak ederek diziyi takip ediyorsunuz.

Başrollerden Pau Simón’un canlandırdığı Max karakteri, Alícia Falcó’nun canlandırdığı Asia’nın ablasının ölümüne sebep olduktan sonra ikili ilk kez bu sığınakta yüzleşiyor. Diziye duygusal bir başlangıç sağlayan bu karşılaşma, ilerleyen bölümlerde sığınaktaki durumu sorgulayan ve araştıran yapılarıyla iki karakteri ortak hâline getiriyor. Oyunculuk performansları hayranlık uyandırmasa da hayat verdikleri karakterlerin altından kalkmalarına yetiyor.
Dizideki kostüm seçimlerine baktığımızda sığınak çalışanlarının tek tip ve aynı renk, sığınak misafirlerinin de kendi içlerinde tek tip ve aynı renk kıyafetlerle tercih edilmesi, oluşturulmak istenen bir düzen mesajını seyirciye veriyor; seyirciyi bilimkurgu temasında aşina olduğumuz havaya da sokuyor.
Ancak Billionaires’ Bunker’ı diğer post-apokaliptik bilimkurgu dizilerinden ayıran şöyle bir farklılık var: Sığınakta kalanların hepsi milyarder olduğu için ilkel bir yaşam savaşı sürdürmeye aşina değiller. Normalde bu tarz bilimkurgu dizi veya filmlerinde hayatta kalmak için verilen bir savaş olur, yaşanabilir bir yer olup olmadığı araştırılır. Yani bir mücadele vardır. Ancak burada öyle bir karmaşa yok. Herkes, her şeyin kendiliğinden geçmesini bekliyor gibi görünüyor. İnsanların en temel içgüdüsünün hayatta kalmak olduğunu düşünecek olursak bu fazla rahatlık hâli, aktarılan konuya olan inandırıcılığı zayıflatıyor. “İnsan hiç mi şüpheye düşmez?” sorusunu sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

Sığınakta geçirilen bu süreçte dizi, bir noktada dışarıdaki nükleer patlama ve insanlığın yok oluşu noktasından uzaklaşıyor ve sığınakta kalan kişilerin ikili ilişkilerine yöneliyor. Bu sırada kişilerin aralarındaki ilişki ağı oldukça karışıyor. Sığınağa dışarıdan yeni bir kişi katılamayacağı için var olan kişiler arasında kartlar yeniden dağıtılıyor.
Yaşanan olayları dışarıdan izleyen birisi için, kapalı bir alanda uzun süre kalacağını düşünen kişilerin nasıl bir seçim yapacaklarına dair bir sosyal deney niteliği de taşıyor aslında. Bu süreç esnasında herkes yaşamak isteyip yaşayamadığı ikinci bir hayat için adım atıyor ve bu durumun ortaya nasıl bir kaos getirdiğini izliyoruz. Ve bir süre sadece bu ilişkiler üzerinden dizinin ritmi ilerletilmeye çalışılıyor. Bu boşluk güzel bir aşkla doldurulmayınca daha da sıkıcı bir hâle geliyor.
Konu, ilişkilere bu kadar derin girince bilimkurgu temasına olan inandırıcılık zayıflıyor. Dolu dolu bilimkurgu izlemek isteyen bir kişi bu dizi bittiğinde tatmin olmayacaktır. Belki de bu arada kalmış hâl, dizinin yeteri kadar yukarı taşınmamasına sebep olmuş olabilir.

Dizinin gidişatına baktığımızda, sığınaktakilerin dışarısı için verdikleri gerçek bir mücadele olmadığı için tempoyu yukarıda tutmak elbette ki kolay değil. Ancak konuya küçük oyunlar katarak her bölüm sonu sizleri bir sonraki bölüme taşımayı başarıyor. Bütün sırlar açığa çıktı sandığımız anlardan sonra yeni bir bilinmeyenle karşılaşıyoruz. Bunlar çok büyük gizemler olmasa da dizinin temposunun düşmemesi adına etkili olduklarını söyleyebiliriz.
Yaşanan bütün maceranın sonunda bir tarafta dışarıyla bağlantıyı gizli bir şekilde yürütmeye çalışan sığınak ekibi, diğer taraftaysa dışarıda onları ne beklediğini bilmeseler de oraya çıkmayı planlayan Max ve Asia ikilisi yer alıyor. Onların gerçeklerle karşılaşmasından endişeli ekip bir yandan onları durdurmaya çalışırken diğer yandan dışarıyla olan bağlantıyı kontrol altında tutmaya çabalıyor. Tabii bu sırada durumlar kontrolden çıkıyor ve biz planların nasıl da karıştığına şahitlik ediyoruz. Dizi çok kritik bir noktada sonlanıyor. Bu da bizi dizinin devamının geleceğiyle ilgili büyük bir beklentiye sokuyor.
Bana göre dizi, ilişkiler konusunda sınıfta kalsa da bilimkurgu tarafından yüksek beklentisi olmayanların tercih edebileceği bir seçenek olabilir. Gizemler yavaş yavaş açığa çıktıkça eminim sizler için de seyir zevki artacaktır.