Ana sayfa » Cruella: Nostalji Yolunda Bir Moda Yürüyüşü (İnceleme)

Cruella: Nostalji Yolunda Bir Moda Yürüyüşü (İnceleme)

Yazar: Sadık Dişli

Cruella: Nostalji Yolunda Bir Moda Yürüyüşü (İnceleme)

2021 yapımı olan Disney yapımı Cruella filminin yönetmenlik koltuğunda daha önce ‘’I, Tonya’’ filmiyle de aşina olduğumuz Craig Gillespie oturuyor. Başrolleri Emma Stone ve Emma Thompson paylaşıyor; Joel Fry, Paul Walter Hauser, John McCrea ve Mark Strong oyuncu kadrosunda görebileceğimiz diğer isimler. Filmin müziklerini de ‘’Whiplash’’ ve ‘’Moonlight’’ filmlerinden tanıdığımız Nicholas Britell besteliyor.

Çocukluğumuzda mutlaka 101 Dalmaçyalı serisinin animasyonuna denk gelmişizdir. Dalmaçyalılardan giysi yapmak isteyen Cruella de Vil isimli karakter zihinlerimizde yarısı siyah yarısı da beyaz saçlarıyla yer etmiş, Disney’in ikonik kötülerinden biri haline gelmişti. Bu film ise zihinlerimizdeki bu olguyu yerle yeksan etme eğiliminde. Son yıllarda sıklıkla gördüğümüz Disney’in ‘’live-action remake’’ filmlerinin yeni parçası Cruella, tıpkı bir diğer Disney yapımı Maleficent’da olduğu gibi kötü karakterimizin bilmediğimiz öyküsünü masalsı muhteşem anlatımı ve punk süsleriyle bizlere ulaştırıyor. Yazımın bu girizgahının ardından da sabırsızlığımın bana verdiği heyecan ile belirtmek isterim ki Cruella beklentilerin üstünde, ağızlarda eriyen çikolata gibi bir haz veren leziz bir yapım.

Maleficent’ın aksine Cruella çok daha cesur bir yapım; adeta Disney’in standartlarında bir ‘’Joker’’ versiyonu, diğer Disney tekrar yapımlarının aksine orjinal bir hikaye. Her ne kadar 101 Dalmaçyalı’nın öyküsünden farklı bir yorum olsa da, Cruella’nın çocukluğumuzda bizi ürküten o davranışlarının geçmişindeki yaşadığı travmalar olduğunu bu filmle beraber anlayabiliyoruz. Cruella bu filmle beraber insani bir yönünü elde ediyor, izleyicinin seviyesine iniyor, yüzeysel bir kötü olmak yerine bizler ile duygusal bir bağ oluşturabiliyor. Cruella kendi öyküsünü tamamladığında biz onu onu tanımış oluyoruz, olduğu haliyle bu moda dehası deliyi kabullenebiliyoruz.

Filmimiz; bütünüyle korumayı başardığı, izleyiciyi yormayan haraketli ve cıvıl cıvıl temposuyla ilk dakikadan açılışını yapıyor ve bizi Estella ile tanıştırıyor. Bu sevimli, sevgi ve şefkatle yetiştirilmiş çocuk dünyaya yarısı beyaz diğer yarısı da siyah, diğer insanlardan farklı saçları ile gelmiş. Onun zorbalığa katlanmaya çalıştığını ve diğer kişiliği Cruella’yı yer yer ortaya çıkardığını görüyoruz. Sonunda da yaşıtlarıyla uyum sağlayamayan Estella okuldan atılıyor. Annesi, daha küçüklüğünden bir moda tasarımcısı olmak isteyen ve bu tutkusuyla yanıp tutuşan Estella’yı Londra’ya götürüyor.

Hikayemiz, Estella ve annesi Catherine’nin daha sonradan öğreneceğimiz Baroness’e ait ‘’Hellman Hall’’e gidişi ile başlıyor.  Annesi her ne kadar Estella’ya bir arkadaşına gittiğini söylese ve aile yadigarı olarak taşıdığı kolyeyi ona verse de, aslında bundan daha fazlasını izleyeceğimizi biliyoruz. Çünkü bu ‘’Hall’’, 101 Dalmaçyalı’ya güzel bir dokundurma ve aynı zamanda Cruella’nın da yuvası. Estella bu ihtişamlı yerde dalmaçyalılardan kaçmaya çalışırken dalmaçyalıların annesini uçurumdan düşürmesiyle kendi annesini öldürdüğünü zannederek yıllar boyu onu esir alacak bir suçluluk duygusuna giriyor, bu öyküsünde kaçarken arkadaşları Jasper ve Horace ile tanışıyor ve hayatını hırsızlık yaparak geçindirmeye başlıyor. Estella, hırsızlık yaparken bile modaya olan aşkından ödün vermiyor ve onun tasarladıkları giysilerle soygun yapıyorlar.

Filmde Estella’nın Cruella kişiliğine geçmemeye çalışmasını ancak buna yenik düştüğünü görüyoruz. Jasper’ın ona ayarlamış olduğu giyim mağazasındaki temizlikçi görevinden basamakları tırmanarak Cruella kişiliğine geçiş yapıp Baroness’i devirmeye çalışmasını görüyoruz. Emma Stone, Estella ve Cruella gibi birbirine tamamen zıt karakterleri sanki farklı iki tane aktris canlandırıyormuş gibi muhteşem bir performans sergilemiş. Mağazadaki hiyerarşiyi izleyiciye tek sekans ile aktaran görüntü yönetmeni Nicolas Karakatsanis’e de burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Kendisinin yarattığı 70lerin punk izleri taşıyan dönemin Londra’sı ve elde ettiği ihtişamlı, aynı zamanda duru görüntüler film boyunca gözlerimize bir festival yaşatıyor. Kendisinin alacakaranlık mavisini taşıyan bazı sahneleri nefes kesici. Filmin anlattığı hikayeden çok daha fazlasını izleyiciye verebilmesinin en önemli etmeni de bizzat Karakatsanis olmuş.

Öykümüzün diğer ana etmeni Baroness ise döneminin en güçlü moda ikonu, adım attığı her yerin en güçlü insanı, kendisinden başka kimseyi önemsemeyen akıl almaz bir narsist ve Cruella’nın da annesi, onun hikayesinin en temel ögesi. Emma Thompson aslında daha önce birçok kez gördüğümüz ve alışkın olduğumuz bu çeşit bir karaktere öyle bir hayat veriyor ki oyunculuk dediğimiz işten çok daha fazlasını gerçekleştiriyor. Thompson bu filmde Baroness’i canlandırmıyor adeta kendisi bir Baroness olmuş. Filmde yer yer onun gücünden etkileniyoruz, onun narsistliğinden iğreniyoruz ve ondan nefret ediyoruz. Onun kendisine olan hayranlığı da, onu Cruella’dan farklı kılan en temel etmen oluyor. Şefkatle büyüyen Estella kendisinden başkalarına da değer verebiliyor, her ne kadar deli olsa da aile kavramının ne olduğunu biliyor ve şekillendirebiliyor. Baroness’in Estella’ya yaptıkları, Cruella’nın temelini oluşturuyor. Ondan her ne kadar nefret etsek de Cruella’yı yüzeysel bir kötü olmaktan çıkaran da bizzat Baroness oluyor. Onların bu ilişkisi, filmin de genel olarak teması akıllara Devil Wears Prada filmini getiriyor.

Filmin soundtrack listesi Beatles coverlarından Deep Purple parçalarına kadar bizi dönem içerisinde tutan, filmle bütünleşen ve adeta kulaklarımızın pasını silen bir kolaj. Nicholas Britell’in de muhteşem soundtrackleri ile beraber film günler sonra bile atmosferini bizim zihinlerimizde canlı tutmayı başarabiliyor. Özellikle Cruella’nın gerçek annesinin Baroness olduğunu öğrendikten sonra çeşmenin yanına gittiği ve onu büyüten annesini andığı sahnede arkada çalan ‘’I’m Cruella’’ kesinlikle defalarca dinlenmeye değecek, nostalji ögeleri de taşıyan bir çalışma.

Filmin prodüksiyonu ve kostümleri ise adeta kendisini aşmış durumda. Bir süre sonra bir film izlemek yerine kendimizi adeta Londra’nın içerisinde, bazen giysi tasarlarken, bazen Cruella’nın çılgın dünyasında buluyoruz. Cruella’nın Baroness’e misilleme olarak yaptığı elbise ve sokak şovları, hali hazırda yediden yetmişe hitap eden bu filmde modaya karşı bir ilgisi bulunmayan insanlara bile vay canına dedirtecek kadar ihtişamlı. Filmi izleyenler ise hangi sahneden bahsettiğimi anlamıştır bile; Cruella’nın bir çöp konteynerinin diğer çöp kumaşlar eşliğinden çıktığı ve aslında hepsinin uzunca bir elbise olduğunu gördüğümüz sahne salondaki her seyircinin ‘’vaaay’’ demesine sebep oldu. Standart bir hikaye anlatırken insanları böyle etkileyebilmek ve filme kenetleyebilmek gerçekten de çok büyük bir başarı.

Subjektif olarak söyleyebileceğim, Cruella’nın benim bugüne kadar gördüğüm en iyi Disney live-action remake’i olması. Eskiden zaten anlatılmış bir hikayeyi pahalı bir prodüksiyon ile tekrar anlatmak yerine Cruella bizlere daha önce izlemediğimiz orijinal bir hikaye sunuyor. Sınırların dışına çıkıyor, kendine yeni yollar çiziyor, farklı temaları harmanlıyor ve izleyiciyle iletişime geçiyor. Live-action olsa bile masalsılığını kaybetmiyor, bize nostaljik bir hava estiriyor.

Filmi izledikten sonra şöyle bir geriye dönüş yaptığımızda, aslında olay örgüsü klişe bir hikaye olmasına rağmen Cruella; muazzam prodüksiyonu, ödül törenlerinde adından bolca söz ettirecek muhteşem kostümleri, Nicholas Britell’in yer yer dokunaklı yer yer heyecan verici zerafet taşıyan müzikleriyle, başta Emma Stone ve Emma Thompson olmak üzere filme kenetlendiren muhteşem oyunculuklarıyla bizim beklentilerimizi aşıyor, bize vadettiğinin çok daha fazlasını sunuyor. Bazen böyle filmler karşımıza çıkıveriyor ve bizlere neden sinemayı sevdiğimizi hatırlatıyor, neden filmden sonra hevesle yazı yazdığımızı da. Yazıda da bahsettiğim gibi birçok duyguyu bir arada yaşayıp, filmin keyifli bir seyirlikten çıkmasını istiyorsanız Cruella tam olarak size göre bir film olacak. Çünkü bazı filmler bir film olmaktan daha fazlası olabiliyor, zihinlerdeki güzel bir hatıra gibi.

Cruella: Nostalji Yolunda Bir Moda Yürüyüşü (İnceleme)

Sadık Dişli’nin Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap