Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriAlpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Yazar: Şeyda Taşkıner
Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar
Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Raw (2016) ve Titane (2021) filmleriyle “body horror” türünün önde gelen isimleri arasında yer almaya başlayan yönetmen Julia Ducournau’nun üçüncü uzun metraj filmi Alpha, izleyiciyle ilk kez bu yılki Cannes Film Festivali’nde buluştuktan sonra ülkemizde de Filmekimi kapsamında gösterimlerini yaptı ve 31 Ekim Cuma günü vizyona giriyor.

Korku öğelerindense dramatik ağırlığıyla Ducournau’nun alışageldiğimiz anlatılarından oldukça farklı olan filmin başrollerini Tahar Rahim, Golshifteh Farahani ve Melissa Boros paylaşıyor. Üçlü, oyunculuk performanslarındaki yetenekleri açısından adeta film boyunca birbirleriyle yarışıyor.

Ana odağı, filmin geçtiği lokasyonda yıllardır sürdüğünü varsaydığımız, insanları mermerimsi zombilere dönüştüren ölümcül virüs üzerinden bir AIDS alegorisi olan filmde; travmatik aile bağları, bağımlılık mücadelesi, kayıp, dil bariyeri, akran zorbalığı ve ötekileştirme gibi birçok ikincil olay örgüsünün varlığı yer yer ana hikâyeyi güçlendiren katmanlar eklese de çoğunlukla anlatıyı gereksiz yerlere dağıtarak filme savruk bir yapı kazandırıyor.

Fikir son derece ilgi çekici olsa da ekrana aktarılış biçimindeki bu dağınıklık ve ana konudan sık sık sapılması, zaten yavaş olan tempoyu daha da ağırlaştırıyor ve daha ilk perdeden seyircinin ilgisini kaybettiriyor.

Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Söz konusu virüse sahip hastaların bakımıyla doğrudan sorumlu olan doktor bir annenin on üç yaşındaki kızı Alpha, bir gün salaş bir ev partisinde birçok kişi tarafından kullanılan bir iğneyle koluna isminin baş harfini dövme olarak yaptırıyor.

Bu sahneden hemen sonra, seyirci daha dövmeyi göremeden kıyafetleriyle duşun altında kusan bir Alpha ekrana geliyor. Dövmenin görüntüsüne anneyle birlikte şahit olan seyirci, haliyle Alpha’daki hastalık semptomlarını dövmenin yapıldığı iğneye bağlamaya eğilim gösterse de kızın virüsü kapıp kapmadığı film süresince bir türlü kesinlik kazanmıyor.

Dövmenin sürekli abartılı biçimde kanaması, Alpha’nın virüsü taşıdığına dair söylentilerin yayılmasına neden olunca okuldaki akranlarıyla arasında sarsıcı sahneler ekrana geliyor. Bunun birden fazla tekrarlanmasıyla sürekli aynı noktaya işaret edilmesi ise bir noktadan sonra epey gereksiz hissettiriyor ve seyirciye “E tamam, anladık.” dedirtiyor.

Filme ismini veren karakterden nedense çok daha ilgi çekici ve daha fazla odaklanılan Amin karakteri, ilk başta beklenmedik bir misafir olarak tanıtılıyor. Aslında açılış sahnesinde Alpha’nın beş yaşındaki hâliyle bir sahne paylaşan bu karakterin varlığı, yıllar geçtikçe Alpha tarafından unutulmuş oluyor ve seyircinin buna ikna olması bekleniyor. Başta aşırı doz eroinle hayatına son vermeye çalışmış olmasıyla ön plana çıkan karakterin bu virüsle mücadele ettiğini de gereksiz derecede geç bir şekilde öğreniyoruz.

Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Zaman geçtikçe virüsün hastaya verdiği acının arttığını, anne karakterinin ilgilendiği hastalardan anlıyoruz. Amin de bu acıya katlanmaktansa ölmeyi tercih ediyor. Birkaç sahnede kız kardeşinin bu duruma birden fazla kez engel olmaya çalıştığını görüyoruz; her seferinde kendi elleriyle kalp masajı yaparak Amin’i hayata döndürüyor.

Bu durum, seyirciye bazen bir insanın sevgisinin fazla gelebileceğini, istenmediği zaman boğucu olabileceğini zaten anlatıyor. Ducournau’nun bunu su sembolünü gereksiz biçimde açıklayıcı bir şekilde senaryoya yerleştirerek gözümüze sokması ise filmle ilgili tat kaçırıcı unsurlardan biri oluyor. Bir başka “E tamam, anladık!” anı yaşanıyor yani.

Bunun, artık her ne sebeptense bile isteye yapıldığı düşüncesindeyim; fakat filmdeki zaman farklarının iç içe geçmesi o kadar anlamsız ve amaca hizmet etmeyen bir şekilde uygulanıyor ki filmin kurgu aşamasında Ducournau’nun yeterli zamanı mı olmamış diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Yani özel bir sebep yokken iç içe geçen zaman dilimlerinin bir arada verilmesindeki ısrar, seyircinin durduk yere sıkılmasından başka bir işe yaramıyor. Adeta seyircinin zekâsı küçümseniyor ve aklının karışması için özel bir çaba harcanıyor; ancak yapılmak istenen şey her neyse tam olarak başarılamadığından bu da etkisiz kalıyor.

Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Benim için kuvvetli oyunculuk performansları ve Ducournau’nun yönetmenlik tarafındaki yeteneklerini yeniden hatırlatan görselliğiyle öne çıkan Alpha’nın tüm olumlu yanları, senaryodaki kafa karışıklığı yüzünden gölgede kalıyor ve genel olarak film benden geçerli bir not alamıyor.

Bu sebeple sevgili Ekranom okurlarına görmelerini tavsiye edebileceğim bir film değil. Değerli vaktinizin iki saatini ayırmayı tercih edebileceğiniz yüzlerce başka film mevcutken buna şöyle bir göz atmaya dahi değmez diye düşünüyorum.

Sonraki yazılarda görüşmek üzere!

Alpha: Taşlaşan Bedenler, Yorgun Metaforlar

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...