Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriSometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Yazar: Hüseyin Emre Yalçınkaya
Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Rachel Lambert’in Bazen Ölmeyi Düşünüyorum (Sometimes I Think About Dying, 2023) filmi; Fran (Daisy Ridley) adlı ana karakterin masa başında çalıştığı işi, günlük rutinleri, zaman zaman kendi ölümünü kurgulaması ve yıllardır çalıştığı iş yerinde, emekli olan bir çalışma arkadaşının yerine gelen Robert’la (Dave Merheje) kurduğu ilişki etrafında şekilleniyor.

Fran, içe dönük; hatta iş arkadaşınız olsaydı rahatlıkla “asosyal” diyebileceğiniz bir karakterdir. Evden işe gitmek için her gün aynı saate kurduğu alarmdan yediği yemeğe kadar belirli bir rutini vardır. Film bunları seyirciye tanıtırken, birinin günlüğüne yazdığı sıradan olayları izliyormuş hissi verir. Karakterin geçmişine dair bildiğimiz tek şey; hiç görmesek de var olduğunu bildiğimiz ailesi ve şehirde “sessiz taraf” diye adlandırılan bölgede yaşamasıdır.

Filmin başında, emekliliğini kutlayacakları bir iş arkadaşları olduğunu öğreniriz. Yıllarca o iş yerinde dirsek çürütmüş, muhtemelen aynı insanlarla çalışmış biridir. Onun için bir veda kartı hazırlanır; içine ona dair hisler yazılır. Ancak Fran’in bu karta yazacak gerçek bir şey bulamayışı, yıllarca paylaşılan bir mekânın insanlar arasında özsel hiçbir iz bırakmadığını ortaya koyar. Fran de gözetmen edasıyla iş arkadaşının sandalyesine, klavyesine bakar; onu uzaktan süzer ve ardından yalnızca mutluluklar diler.

Yabancılaşan Karakter

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Aslında buradan hareketle Fran için “yabancı” demek oldukça uygun. Marx’ın emek-sermaye düzleminden bakarsak, işçinin emeğine yabancılaşmasını ve işle kurduğu gerçek bağın kopmasını oldukça başarılı biçimde simgeliyor. Fran’in ofis hayatı, Marx’ın yabancılaşma kavramının dört boyutunu da görünür kılar: emeğin ürününden, emek sürecinin kendisinden, türsel özünden ve en kritik olarak diğer insanlardan yabancılaşma. Kübikler arasındaki anonim mesai, içi boş “Hafta sonu nasıldı?” sohbetleri ve donut kesme ritüelleri, kapitalist üretim ilişkisinin bireyi nasıl değiştirilebilir bir bileşene indirdiğini gösterir.

Sonra Robert gelir. Tanışma toplantısında söylediği “Rahatsız edici sessizlikleri severim.” cümlesiyle Fran’in içinde bulunduğu yabancılaşmış sessizliği bozar. Buradan itibaren bu zincirin nasıl kırıldığını izleriz.

Fran, hem yalnız yaşayan biri hem de içe dönük karakteri nedeniyle sosyallikten uzak biridir. Her ne kadar filmin ortasında “İşimi seviyorum.” dese de emeğine yabancılaşmıştır. İş arkadaşları gündelik sohbetlerini sürdürürken Fran uzaklara dalar ve oradaki vince odaklanır. Çünkü bazen ölmeyi düşünüyordur.

Bu “ölmeyi düşünme” hâli, aslında ölmek istemesinden değil; çoğumuzun kaygılarında yer alan ve düşünmekten kaçındığı “Acaba nasıl öleceğim?” ya da “Şöyle ölsem nasıl olurdu?” gibi düşüncelerden kaynaklanır. Fran’in ölüm fantezileri, bu yabancılaşmaya verilen patolojik, yani hastalıklı değil; neredeyse mantıksal bir yanıttır. Kendi hayatına bile bir izleyici gibi bakan bireyin tek “aktif” hayal gücü alanı, kendi ölümünü hayal etmektir.

Asıl önemli olansa Fran’in bu yabancılaşmayı kabul etmesi ve bunu bir kimlik, hatta bir konfor alanı hâline getirmesidir. Hayatı içinde giderek silikleşmiş ve bunu bir savunma mekanizması olarak benimsemiştir. Eski ve sıkıcı görünen bu yabancılaşma söylemi, aslında modern insanın içten içe kabullendiği bir silikleşme hâlidir.

Filmin Sinematografisi Hakkında

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Bununla birlikte filmin bazı zayıf noktaları da var. Sürreal sahneler bir iki tekrarın ardından sıradan gelmeye başlıyor. Fran’in emekli olan iş arkadaşını kötü bir durumda görmesiyle filmin finalindeki hediye sahnesinin, en sıradan insani temas anının önemini anlatan bir mesajla sonlanması biraz kolaya kaçılmış gibi hissettiriyor.

Film genel itibarıyla durağan planlardan oluşuyor; kamera yalnızca bazı kırılma anlarında hareket ediyor. Fran’in hayatındaki melankoliyi, tamamen sade bir sinematografiyle oldukça başarılı biçimde yansıtıyor. Sıradan ofisler, koridorlar ve pencereler; yalnızlık hissinden ziyade varoluşun zorluğunu hissettiriyor.

Filmde soluk mavi, gri ve bej tonları hâkim. Sıcak renkler yalnızca birkaç duygusal anda ortaya çıkıyor. Seçilen renk paleti, doğa ile şehir görüntülerinin yan yana sunulmasıyla birleşince seyirciye hayatın durağanlığını hissettirmekte oldukça başarılı oluyor.

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Filmde en önemli sahnelerin deniz kenarında ve ormanda geçen sürreal bölümler olduğunu söyleyebiliriz. Burada Fran’in ölümü arzulamasından çok, “İstesem ölebilirim.” düşüncesini görüyoruz. “Ölüm” kelimesinin ağırlığı kadar korkunç olmayan, aksine Fran için huzur taşıyan hayaller bunlar.

Karakterle seyirci arasında fazlasıyla mesafe var. Fran’in yüzünde neredeyse hiçbir duygu yok; belki de duygu bile yaşamıyor, yalnızca doğmuş olduğu için öylece duruyor gibi. Filmin yavaş temposu da bilinçli bir tercih olarak duruyor. 90 dakikalık süresi ise böylesine durağan bir konuya rağmen hiç sıkmıyor. Oyunculuklar olağanüstü performanslar gerektirmese de oldukça yerinde.

Sometimes I Think About Dying, izleyenlere bazen ölmeyi değilse bile hayatın rutini içinde durmayı ve “Acaba nasıl öleceğim?” diye düşünmeyi hatırlatan; konusuna rağmen tuhaf biçimde sakinleştirici bir film.

Sometimes I Think About Dying: Kabullenilmiş Yabancılaşma

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...