Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriKaranlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Yazar: Ömer Acıoğlu
Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Bugün, İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğim 4. yarışma filmini sizlere takdim ediyorum. Bu seferki filmimiz, toplum açısından tanıdık gelecek bir hikâyeyi anlatıyor. Birbirinden gizli işler çeviren ve her bireyin kendi kriziyle uğraştığı bir ailenin hikâyesi: İşte karşımızda Karanlıkta Islık Çalanlar. Yönetmenliğini Pınar Yorgancıoğlu’nun üstlendiği; başrollerini Müfit Kayacan, İnci Sefa Cingöz ve uzunca bir süredir karşımıza çıkmayan Hülya Gülşen Irmak’ın paylaştığı bu film, kendi krizleriyle meşgul olan ailenin hayatını ve çıkmazlarını anlatıyor. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale adayı olarak yarışan bu filmin yapımcılığını İndiBindi Film, İkinciyeni Film, Gece Kuşu Film ve Rosa Film ortaklaşa üstleniyor. O hâlde hepimize tanıdık geleceğini düşündüğüm hikâyeyi anlatma vakti.

Karanlıkta Islık Çalanlar

Karanlıkta Islık Çalanlar

“Biz”den “Ben” Olmaya Doğru

Doğa Tarihi Müzesi’nin emekli müdürü Melih, sivil hayata beceriksizce uyum sağlamaya çalışıyor. Ablasının evini boşaltırken yaşadığı doğaüstü bir karşılaşmanın ardından, masum orta yaş bunalımı büyük bir varoluşsal krize dönüşüyor. Ailesinde teselli arıyor ancak onlar da kendi krizleriyle meşguller; hayal kırıklığıyla dolu bir hayata sıkışıp kalmış hırslı bir hemşire olan karısı Suzan, kimseye anlatamayacağı bir dolandırıcılığın kurbanı oluyor. Bu arada, oyun bağımlısı ve işsiz olan yazar, gizlice Türkiye’den ABD’ye kaçma planları yapıyor. Melih hayatının anlamını ararken ve Suzan bir çıkış yolu bulmaya çalışırken; Toprak ise hiçbir yere varamazken geçmişin hayaletleri tarafından rahatsız ediliyor.

Bu film, hem insani hem de toplumsal yönden oldukça kapsamlı ve tanıdık bir hikâye anlatıyor. Bir kere bu filmdeki en enteresan unsur, herkesin birbirinden bir şeyler gizlediği ancak yine de birlikte yaşamaya çalıştığı bir aileyi anlatması. Gerek ekonomik koşullardan gerekse toplumsal yalnızlığımızdan dolayı hepimizin gitgide kendi kabuğuna çekildiğini ve “biz” olmaktan çıkıp “ben” olmaya doğru gittiğimizi de anlatıyor. Bunu da oldukça fantastik ve biraz da kara komik bir dille ekrana yansıtıyor. Hikâyeyi bir mahalle samimiyetinde, bir aile sıcaklığında; bazen tatlı bazen ise acı bir dille izleyiciye aktarıyor. İşin içine bir de Ankara’nın soğukluğu eklenince hikâye daha enteresan sulara yelken açıyor.

Kendi yorumumu katacak olursam; bu yapım, hiç beklemediğim ve anlayamayacağımı düşündüğüm fakat hikâyesi ile diyalogları sayesinde çok empati kurabildiğim bir film oldu. Seyrederken büyük keyif aldım desem yalan söylemiş olmam; senaryosu oldukça tatlı ve güzel işlenmiş. Ayrıca filmdeki kumru detayı ve mockumentary (sahte belgesel) tarzıyla hayali veya ölmüş insanlarla röportaj yapılması apayrı bir zekâ ürünü; yürekten kutlarım. Dinozor teması ise hem insanın köklerini düşündürtmek hem de belki geri kalmışlığı temsil etmek adına iyi bir detay sunuyor.

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Görsel Anlatım ve Baskın Sesler

Görselliği mükemmel olmasa da hikâye anlatımını desteklemeyi başarmış. Başarmış diyorum çünkü film, uzak planlarla komik ve gizemli bir anlatım sunarken yakın planlarla da karakterlerin yaşadıklarına ayna tutmayı bilmiş. Kurgu ve ölçek geçişleri ise filmin en dikkat çekici unsurlarından biri olarak göze çarpıyor. Müzik kullanımının biraz az olduğunu itiraf etmeliyim; bu durum muhtemelen filmin hikâyesine ve temasına hizmet etmesi amacıyla tercih edilmiş. Bu filmde ses kullanımı bence daha baskın; karakterlerin ses tonları, kumru sesi, arka plandaki insanların konuşmaları ve telsiz gibi hem mekanik hem de doğal sesler oldukça ilgi çekici olmuş.

Karakterlerin Sağlam Alt Metinleri

Oyuncular arasında en çok beğendiğim isim Hülya Gülşen Irmak oldu. Pandemi döneminde “Ferhunde Hanımlar” dizisinde seyrettiğim ve bugüne dek nispeten az filmde rol alan Irmak’ın; bir eş, bir anne ve bir kadın olarak yaşadığı hayal kırıklıklarını, şaşkınlığını ve çabalarını alt metinler ve gözleriyle bu kadar iyi yansıttığını başka hiçbir yerde görmedim. Bunun dışında Müfit Kayacan da oldukça sıra dışı bir role bürünmüş; kendisi bu filmde kapitalizm karşıtlığını ve başka gezegenlerle kurduğu bağı bence çok iyi temsil ediyor. Karakterin Doğa Tarihi Müzesi’nde çalışması ve onu kısmen dondurulmuş dinozorların arasında görüyor olmamız bir yana, dünyada olup biten her şeye kafa tutacak kadar da hafif geveze bir yapısı var. İnci Sefa Cingöz’ün ise yazdığı kitabı dünyaya duyurmak isterken önce Türkiye’den, sonra da dünyadan çekip gitme arzusuyla gitgide kendi kabuğuna çekilen bir karakteri canlandırırken; samimiyeti, çabaları ve mimikleriyle çok iyi bir performans sergilediğini düşünüyorum. Diğer oyuncuları da sevdim; örneğin, kitabın kurgusal karakteri rolündeki İlda Özgürel, depresifliği ve hayata bakış açısını çok iyi yansıtmış. Ayşenil Şamlıoğlu her zamanki gibi nazik ve bu nezaketiyle hepimizi paramparça ediyor; Berkan Şal da astronomi yazarı rolüne tam anlamıyla bürünmüş.

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Son Yorumlar

Uzun lafın kısası, bu film bana bambaşka bir deneyim yaşatacak kadar ilginç bir dram oldu. Toplum olarak yaşadığımız zorluklar, işsizliğimiz ve umutsuzluğumuzla gitgide kendi karanlığımıza çekildiğimizi ancak o karanlıkta bile ıslık çalacak kadar hayata tutunduğumuzu bence çok iyi anlatmış. Ben bu filmi sevdim, sizin de izlemenizi tavsiye ediyorum.

Karanlıkta Islık Çalanlar: Kendi Kabuğumuzda Yaşıyoruz

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...