Percy Jackson and the Olympians 2. Sezon: Çocukluğumuza Dönüş
Rick Riordan’ın çocuk edebiyatına kazandırdığı Percy Jackson ve Olimposlular evreninin, film serisinden sonra Disney+ için hazırlanan ikinci uyarlaması olan Percy Jackson and the Olympians, 2. sezonuyla geri döndü. İlk sezonuyla büyük beğeni toplayan dizi, ikinci sezonunda da sevenlerine başarılı bir hikâye sunmayı başardı.
Bu yazıyı okurken, çocukluğumda bir Percy Jackson hayranı olduğumu göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum; zira bazı noktalarda kişisel düşüncelerim ağır basmış olabilir. Hakkında neredeyse hiç olumlu yorum yapılmayan film serisinin ardından, bu dizi projesine bizzat Rick Riordan dahil edilerek başlandı. Dizinin popüler isimler yerine, daha önce hiçbir yapımda önemli rol almamış tanınmayan çocuklarla çekilmesi kararı bence oldukça önemliydi. Disney’in belki de geçmişten bugüne en iyi yaptığı işlerden biri, dizi ve filmleri için gerçekleştirdiği bu oyuncu seçimleridir (cast). Bu dizide de söz konusu başarıya bir kez daha şahit oluyoruz.
Bir Hayranın Gözünden Hikâye ve Atmosfer
Dizinin ilk sezonu, benim gibi kitap hayranları için oldukça heyecan vericiydi. Çocukluğumuzda okuduğumuz o hikâyeyi kanlı canlı ve hayalimize çok yakın bir şekilde izlemek beni aşırı mutlu ediyor; adeta çocukluğuma, seriyi ilk okuduğum zamanlara döndüğümü hissettiriyor. İkinci sezonda da benzer hisleri tattım; kitaba oldukça sadık bir hikâye izledik. Elbette bu hisler, bazı olumsuzlukların üzerini tamamen kapatmıyor.
Kitapla dizi arasındaki en büyük farklardan biri hikâyenin mizahi yönü. Kitap, hem Percy’nin bakış açısıyla yazıldığı hem de aslında bir çocuk kitabı olduğu için mizahi yönü kuvvetli bir anlatıma sahip. Dizide ise hikâyeyi tek bir karakterin zihninden değil, dışarıdan bir gözle izlediğimiz için bu mizahi bakış açısı daha zayıf kalıyor. Daha ciddi, hayatta kalma mücadelesi hissini yaşatan bir hikâye izliyoruz ki bu da günümüz dünyasında kabul edilebilir bir tercih.
2. Sezonun Konusu
İkinci sezonun konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Zeus, Poseidon ve Hades gibi tanrıların babası olan Titanların kralı Kronos, yeniden hüküm sürmek amacıyla yarı tanrılarla iletişime geçer ve kandırabildikleriyle birlikte tanrıları Olimpos’tan indirmek için planlar yapar. Kronos’un tarafına geçen Luke, kampı koruyan ağacı, yani Thalia’yı zehirleyerek yavaş bir ölüme mahkum eder. Buradaki amaç, kampın korumasını kaldırıp orayı ele geçirmek ve yaklaşan savaşta tanrıların tarafında yer alacak yarı tanrıları yok etmektir.
Bu sırada Kıvırcık da Pan’ı ararken kaçırılır. Kahramanlarımız Percy, Annabeth, Tyson ve Clarisse; hem ağacı kurtaracak Altın Post’u bulmak hem de Kıvırcık’ı kurtarmak için risklerle dolu bir maceraya atılırlar.
Percy Jackson and the Olympians 2. Sezon: Çocukluğumuza Dönüş
“Tyson kim? İlk sezonda böyle biri yoktu,” diyebilirsiniz. Tyson, Percy’nin kardeşi olan bir Cyclops, yani tek gözlü bir devdir. Poseidon’un oğlu olduğu için o da bir yarı tanrıdır. Canavarlar Denizi kitabını okurken en sevdiğim kısımlardan biri Percy’nin Tyson ile olan ilişkisiydi. Percy, ilk başta Tyson’dan utanç duysa da onu tanıdıkça o kadar çok sever ki bu utancından dolayı pişmanlık duyar. Dizide bu hikâye kısa ama etkileyici bir şekilde işlenmiş. Percy karakterini canlandıran Walker Scobell, tüm bu hisleri izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Zaten 30’ar dakikadan oluşan 8 bölümlük bir sezonda konu bundan daha detaylı işlenemezdi.
İlk Sezona Kıyasla Gelişen Oyuncu Performansları
Oyuncuların performansları ilk sezonda haklı bir eleştiri konusu olmuştu; ancak bu sezonla birlikte çocukların kendilerini geliştirmeye başladığını görüyoruz. İlk sezona kıyasla oyunculuklar seyir deneyimini bozmuyor. Hâlâ geliştirmeleri gereken çok fazla nokta var ama şimdilik bunları göz ardı edebiliriz.
Bence Walker Scobell’den sonra en iyi performansı gösteren isim, Luke rolündeki Charlie Bushnell. Luke karakterinin arada kalmışlığını, doğru bildiğini yaparken arkadaşlarına verdiği değerle yaşadığı kafa karışıklığını ve benzeri durumları izleyiciye çok başarılı bir şekilde yansıtıyor.
Percy Jackson and the Olympians 2. Sezon: Çocukluğumuza Dönüş
Ancak Annabeth’i canlandıran Leah Sava’ Jeffries ve Clarisse’i canlandıran Dior Goodjohn için maalesef aynı şeyleri söyleyemiyorum. Dior Goodjohn yine bir nebze daha iyi olsa da, Leah Sava’ Jeffries ilk sezondan sonra üzerine hiçbir şey koyamadan devam eden tek oyuncu olabilir. Annabeth rolüne karakter olarak asla yakışmıyor.
CGI ve Uyarlama Tercihleri
Dizinin bence sınıfta kaldığı en büyük nokta CGI (Görsel Efektler). Hem canavarların görünümleri hem de diğer efektler, çocukken Disney’de izlediğimiz televizyon filmlerini andırıyor. Örneğin, bu sezonda önemli bir rolü olan Polyphemus, koyunlar ve ada tasvirleri; hem kitaptaki epikliğinden uzak hem de çok yapay duruyordu. Yine su altında geçen sahneler de bu yapaylıktan nasibini almış. Denizlerin tanrısı Poseidon’un yarı tanrı oğlu Percy Jackson’ı başrole alan bir dizide, en azından su altı sahnelerine daha fazla özen gösterilebilirdi.
Dizide en sevmediğim bir diğer nokta ise gerçek tasvirlerden uzaklaşılması. Sirenler tüm mitolojide deniz kızı görünümlü, oldukça güzel kadınlar olarak tasvir edilmişken, dizide taştan yaratıklar olarak gösteriliyor. Bunu gördüğüm an neye uğradığımı şaşırdım. Bir de bu yetmezmiş gibi, muhtemelen politik doğruculuk adı altında Zeus ve Athena hikâyeye siyahi karakterler olarak dahil edildi. Kitaba bakarsak, tanrılar medeniyet neredeyse orayı yuva beller ve oranın şartlarına uyarlar; bu hikâyede de Olimpos, New York’un üzerindedir. Bu sebeple tanrıların siyahi olabileceği ifade ediliyor ancak mitolojiden bu kadar sapılmasa mıydı diye düşünmeden edemiyorum.
Percy Jackson and the Olympians 2. Sezon: Çocukluğumuza Dönüş
2. Sezonun Genel Değerlendirmesi
Dizi hakkında gördüğüm yorumların birçoğu, çocukların çok hızlı büyüdüğü ve karakterlerin çok hızlı geliştiği yönünde. Bunlara kısaca bir cevap vermem gerekirse; kitap serisinde de hikâye aynı şekilde ilerliyor. Diziye uyarlarken tabii ki çıkarılan veya değiştirilen noktalar oluyor ama bunlar doğal. Sonuçta bunlar 12-13 yaşlarında çocuklar. Normal şartlarda bile o yaşlarda çok hızlı bir büyüme gerçekleşirken, biz burada binbir türlü zorlukla uğraşan yarı tanrılardan bahsediyoruz. Bir zahmet olgunlaşmaları ve gelişmeleri de hızlı olsun.
Genel olarak ikinci sezonu değerlendirmem gerekirse; kitap serisinde bir geçiş kitabı olarak nitelendirebileceğimiz Canavarlar Denizi, olabilecek en iyi şekilde diziye uyarlanmış. Yapılan bazı tercihler ve CGI konusunda olumsuz konuşmuş olsam da genel hatlarıyla beni tatmin eden bir sezondu. Rick Riordan’ın etkisi çok net belli oluyor; hikâyeyi kendi ana hatlarından asla koparmıyor. Umarım gelecek sezonlarda da böyle devam eder. Toplam 5 sezon sürecek bu dizi, kalan 3 sezonda da başarısını sürdürürse, bence ardından Olimpos Kahramanları’nın da diziye uyarlanması kararı alınabilir.
Başka bir yazıda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!