Your Honor: Suça Karışan Bir Yargıcın Hikâyesi (İnceleme)

Your Honor: Suça Karışan Bir Yargıcın Hikâyesi (İnceleme)

Adaletli ve saygın bir yargıç olan Micheal Desiato’nun oğlunu işlediği suçtan kurtarmak için verdiği mücadeleyi konu alıyor Your Honor. 6 Aralık itibariyle Showtime’da haftalık olarak yayınlanmaya başlayan dizi 10. bölümüyle final yapıp mini diziler kategorisinde yer buluyor. Breaking Bad dizisiyle adından söz ettiren Bryan Cranston yer aldığı bu yeni projesinin başrolünde de hayranlık uyandıran bir performansa imza atıyor. Hatta öyle ki daha dizi final yapmadan Your Honor performansıyla 78. Altın Küre Ödülleri’ne En İyi Erkek Oyuncu Kategorisinde aday gösteriliyor. Cranston’a Hunter Doohan, Michael Stuhlbarg, Carmen Ejogo ve Amy Landecker gibi isimler eşlik ediyor. Yönetmen koltuğunda Clark Johnson’un oturduğu dizinin yapım ve yönetim aşamasında kalabalık bir ekip yer alıyor, final bölümünün yönetmenliğini de Cranston üstlenmiş.

Cranston verdiği röportajda dizinin son bölümlerinin çekimlerinin pandemi sürecine denk geldiğini belirtiyor ve zaten bu bölümlerde pandemiye yönelik detayların dizinin senaryosuna dâhil edildiğini görüyoruz. Maske takma, sosyal mesafeye dikkat etme gibi bazı güncel yaşantıları dizide gördüğümde yanlış anladığımı düşünecek kadar şaşırdım başta; ancak dizide yaşadığımız dönemden izler görmek tarihe tanıklık etmesi açısından ilgi çekici olmuş bence.

Başrol Desiato, eşini bir cinayet sonucu kaybetmiş ve oğluna son derece bağlı bir baba, aynı zamanda mesleğinde çok başarılı ve güvenilen bir yargıç. Oğlu Adam’ın işlediği bir suç karşısında, onun hayatını kurtarmak ve suçunu örtmek için girdiği mücadeleyi izliyoruz dizide. Bir yandan yıllardır sadık olduğu adaleti dengede tutmaya çalışırken diğer yandan oğlunun hayatı ve geleceği için elinden geleni ardına koymayan bir babanın mükemmel karakter gelişimine tanıklık ediyoruz. Çoğunlukla Amerika’nın toplumsal sorunları paralelinde ilerleyen dizi, alt metinde özellikle ırkçılığa ve meşru adalete yönelik bir sistem eleştirisi barındırıyor.

İlgi çekici bir konuyu iyi oyuncu kadrosuyla işlemiş yönetmen, ancak belirtmeliyim ki heyecandan gerildiğimiz sahnelerin başarılarına karşın kurgu zaman zaman cılız kalarak sekteye uğruyor. Desiato’nun sıkıntıda kaldığı gerilim dolu sahneler o kadar basit bir şekilde çözüme kavuşuyor ki izlerken “bunun için mi bu kadar gerildik” demeden edemiyorsunuz. Final bölümüyle beraber cevapsız ve havada kalan olaylar havuzunda buluyorsunuz kendinizi. Yönetmenin sonuca bağlaması için yorumu seyirciye bıraktığı türden değil bu eksikler, hikâyede kopukluk oluşturan can sıkıcı eksikliklerden bahsediyorum. Her şeye rağmen Cranston’un oyunculuğu izlenir kılıyor diziyi. Konu etkili işlenememiş ancak Walter White severleri tatmin edecek tatta bir ‘performans dizisi’ olmuş. Diziye dair genel görüşümü spoilersız bir şekilde belirttiğime göre gelin şimdi beğenilerimi ve bana göre eksik olan yönlerini spoilerlarla rahatça ifade edebileceğim kısma geçelim. Daha önce parça parça incelemeye çalıştığım diziye bu yazımda kuş bakışı göz atmayı planlıyorum.

İlk bölümündeki kaza sekansıyla yükseklerden bir başlangıç yapan dizi bazı bölümlerde su gibi akarken, bazı bölümlerde durağanlaşıp sıkıcılaşıyor bence. Özellikle 7, 8 ve 9. bölümlerde Desiato için işler zorlaştıkça yeniden yükselişe geçen dizi, finaliyle hayal kırıklığına sebep oldu. Dizi boyunca cevap bulmaya çalıştığımız bazı sorular (örneğin Desiato’nun eşinin neden öldürüldüğü gibi) sona saklanmıştı ve olayların sonuca bağlandığı bir patlama yaşandı demek yanlış olmaz sanırım. İyi miydi bu patlama kötü müydü tartışılır ama bana göre can sıkıcıydı. Hele ki bu patlamaya rağmen cevapsız kalan olayların olması çileden çıkardı beni.

Adam annesinin babasını aldattığını öğrendi öğrenmesine ancak cinayetine bir açıklama getirilmedi ve bir yere bağlanmadı; Desire ile Dexter savaşı da sonuçsuz kaldı; Adam, Baxter ailesiyle tanışmaya gidiyordu ancak bir sonraki bölümde bu olay hiç yaşanmamış gibiydi… Lee, Kofi Jones’un kaza saatinde sınavda olduğunu kendisine gelen sınav sonuçlarıyla anladı, işinden istifa edecek kadar bu davanın peşine düşmüşken böyle önemli bir detayı tesadüfen öğrendi yani. Carlo Baxter ifadesinde Kofi Jones’le yaşadığı kavga esnasında kapının kapandığını söyledi ancak Lee bunun yalan olduğunu duruşma molası gibi kısa bir sürede ispatladı, bu detay da oldubittiye getirildi yani. Costello gerçeği öğrendikten sonra Charlie ile yaptığı konuşmadan sonra bir daha görünmedi. Dedektif Costello gerçekleri öğrenmeden önce Dexter’ın yargıcı rahatsız ettiğini fark etmişti ancak tüm ipuçlarına rağmen Desiato’ya güvenecek kadar saftı ve gerçeği bir dedektife göre oldukça geç fark etti bence.

Saymakla bitiremeyeceğim eksiklikler ve mantık hataları kurguyu mahvetmedi mi sizce de? Evet, heyecan dolu sahneler fazlasıyla gerilmemizi sağlıyordu. Özellikle Desiato’nun yargıç koltuğunda ter döktüğü ve köşeye sıkıştığı sahneler, insanları manipüle etmesi ve yalanını tek tabanca bir şekilde profesyonelce yürütmesi harikaydı ancak kurgunun zayıflığını telafi etmeye yetmedi maalesef. Michael Desiato’dan bahsedeyim biraz. Oğlunu kurtarmak için giriştiği bu suç hikâyesinde başta kimseye zarar gelmesini istemezken en sonunda Kofi Jones’u suçlu çıkaracak kadar olayın içine battı. Kaza suçunu üstlenişi ve Adam’a yaşadığı zorlukları yansıtmayışıyla artan fedakârlığı onu daha iyi anlamamızı, onunla bütünleşmemizi sağlıyordu. Hatta öyle ki yürüttüğü davada Carlo Baxter karşısında Kofi Jones’un suçlu bulunmasını isteyecek kadar bütünleştim Desiato’yla.

Adam’ın, ölümüne sebep olduğu kişinin kardeşi Fia ile aşk yaşamasını saçma ve zorlama bulduğumu önceki yazımda belirtmiştim. Genel olarak dizi boyunca Adam’ın dengesiz ve umursamaz tavırlarına sinirlenmemek elde değil zaten. Dizinin bir kaç yerinde geçen Fia’nın ebeveynleriyle dine karşı girdiği tartışmayı da alakasız buldum, bölümlerin standart süresini tamamlamak için eklenen gereksiz sekanslar olarak görüyorum bu ayrıntıları. Bunun yanında Jimmy Baxter’a hayat veren Michael Stuhlbarg de iyi iş çıkarmış bence. Dizide yargıçtan sonra en beğendiğim performans kendisine ait.

Final bölümünün son 10 dakikasına ayrı bir parantez açmak istiyorum. Dizi boyunca gördükçe “bunun altından bir şey çıkacak” diye düşündüren beyzbol topu adaleti sağlıyor nihayetinde. Dizi boyunca süregelen eksiklikler ve gariplikler son dakikalarda da hüküm sürüyor. Jimmy Baxter’ın oğlunun ölümüne Adam’ın sebep olduğunu anlamasına ve yargıcı tehdit etmesine rağmen Adam’a sarılmasına anlam veremedim mesela. Sonuç olarak Rocco Baxter’in adaleti sağlanıyor ve Kofi Jones’un ölümüne göz yuman Desiato en ağır cezayı almış oluyor böylece.

Yapımlarda dikkatimi en çok çeken noktalardan biri müzikler veya fon müziği tercihleri oluyor genelde. Your Honor’da enstrümanların kendini belli ettiği fon müzikleri gayet başarılı, olaylara gerilim katıyor. Dizide kullanılan mekânlar -mezarlık, mahkeme salonu ve binalar- estetik çekiciliğiyle görüntüyü güçlendiriyor. Ayrıca kullanılan çekim teknikleri diziye ayrı bir hava katıyor. Örneğin Carlo Baxter’ın sorgusunda kameranın Baxter ile Costello’nun etrafında dönerek çekildiği sekans aklımda yer etmiş. Oyuncunun kamera karşısında gözümüzün içine baktığı sahneler de etkileyici.

Toparlayacak olursam; dizinin konusunu ilgi çekici buldum ancak zayıf bir kurguyla işlendiğini düşünüyorum. Bryan Cranston için izleyenler aradıklarını bulmuşlardır diye tahmin ediyorum. Yüksek beklentilerle izlenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Cranston yer almasaydı bu kadar izlenen ve konuşulan bir dizi olur muydu tartışılır. Benim için 6/10’luk bir dizi ve puanımın neredeyse tamamının Cranston’ın performansına olan beğenimden geldiğini söylemeliyim.

Your Honor: Suça Karışan Bir Yargıcın Hikâyesi (İnceleme)

Zeynep Polat’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 4 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
1 Yorum
En Eski
En Yeni En Çok Oylanan
Tüm Yorumları Göster

Bahsettiğiniz eksiklikler benim de izlerken aldığım zevki azalttı maalesef :/