Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleri The Winx Fate of Saga 2.Sezon İncelemesi

The Winx Fate of Saga 2.Sezon İncelemesi

Yazar: Buse Alkan

The Winx Fate of Saga 2.Sezon İncelemesi

The Winx dizisinin ikinci sezonu Netflix’te yayınlanmış bulunmakta. Winx Club hepimizin çocukluğunda izlediği çok ünlü bir çizgi film. Bu sebeple de hikayesini hepimiz oldukça iyi biliyoruz .Fakat Netflix dizisinde hikaye biraz farklı. Bu da çizgi film uyarlaması olduğu düşünüldüğünde dizinin boşluklarla dolu olmasına sebep olmuş.

Önce kısaca çizgi filmin hikayesini hatırlayalım. Baş karakterimiz Bloom bizim dünyamızda yaşayan genç bir kızdır. Bir gün Stella’yı bir devden kurtarır ve böylece peri olduğu anlaşılır. Bu sebeple de Stella tarafından Alfea’ya götürülür ve orada okula başlar. İleriki bölümlerde Bloom’un asırlar önce kaybolan peri ve prenses olduğu ortaya çıkar. Bu sebeple de baş düşmanlarıTrixie ile savaşacak Winx grubunu oluştururlar.

Orijinal hikaye böyleyken dizi biraz daha farklı olmuş. Dizide çizgi filmdeki her karakter bulunmamakta. Örneğin; Layla, Tekna, Flora gibi. Flora her ne kadar ikinci sezonda dahil olsa da aynı zamanda Terra karakterinin de orada olması bir tuhaflık yaratmış durumda. Açıkçası ben dizinin ilk çıkacağı zamanlarda oldukça heyecanlanan kesimdendim. Çünkü çocukluğumda büyük bir Winx Club hayranıydım fakat dizi beni ve benim gibi düşünenleri  hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü görmek istediğimiz karakterler, izlemek istediğimiz olaylar eksik.

İkinci sezondan bahsetmeden önce birinci sezonda neler olduğunu hatırlayalım. Daha sonra ikinci sezonda olan gelişmelere beraber bakalım.

Birinci sezonda Bloom bizim dünyamızda yaşarken fani ailesini ve evini neredeyse yakmış ve bu sebeple de kendini bir ucube gibi görmüştür. Ardından Alfea’ya ait olduğunu öğrenmiş ve oraya adapte olmaya çalışmıştır. İlk sezonda oda arkadaşlarıyla bağlarını kurmuş, kendisini keşfetmeye başlamış ve Sky ile sevgili olmuştur. Sezonun sonunda kendisi ve ailesi hakkında cevaplar aramaya başlamıştır. Bu sebeple de Bayan Dowling izin vermese de eski müdüre Rosalind’i salıvermiştir.  Ve sonunda Rosalind, Bayan Dowling’i öldürmüş ve Kraliçe Luna ile beraber Alfea’nın yönetimini ele geçirmiştir. Bu kısımdan sonra spoiler olabilir.

İkinci sezonda Bloom ve arkadaşları okulun yeni yönetiminden hiç memnun değillerdir. Bu durumu düzeltmek isterler fakat perilerin güçlerini avlayan bir kan cadısıyla karşı karşıya kalırlar. Sebastian adındaki kan cadısı Aster Dell’de öldürülen ailesini ve diğer kan cadılarını geri almak istemektedir. Bu sebeple perilerin güçlerini çalar. Karanlıklar Diyarına giden bir portal açmak ister. Winx onu durdurmayı başarır. Bu dizinin ikinci sezonunun kısa bir özetiydi. Şimdi biraz da dizinin senaryosu ve oyunculuklar hakkında konuşalım.

Dizi Britanya yapımı olarak geçiyor. Fakat aynı zamanda netflix orijinal dizisi olarak da geçiyor. Netflix orijinal dizisi olarak geçmesi sebebiyle bunu normal çizgi film senaryosuyla karşılaştırmak iyi bir sonuç vermiyor. O yüzden sadece bir netflix dizisi olarak senaryoyu incelemeliyiz. Fakat bir netflix orijinal dizisi olarak baktığımızda da senaryonun çok güçlü olduğunu söyleyemeyiz. Her ne kadar Yanıklar gibi yarattıkları fantastik canavarlar olsa da bu canavarları yeteri kadar iyi kullanabildiklerini düşünmüyorum. Dizi daha çok yarı fantastik dünyada geçen klasik bir gençlik dizisi gibi olmuş. Gençlik dizisi etkisini yaratmak için de netflix her zamanki taktiklerini kullanmış. Bu da bu diziyi daha bayat bir hale getirmiş. Bunun sebebi  de dizinin aslında oldukça hareketli ve aksiyon dolu olabilecekken basitleşmesine sebep olmuş. İşte bu yüzden çizgi filmin senaryosu ile dizinin senaryosu karşılaştırmak oldukça güç.

Oyunculuklara gelecek olursak; Bloom (Abigail Cowen)  karakteri tip olarak belki de çizgi filmdekine benzeyen en iyi karakter. Ama bu sadece dış görünüş olarak geçerli. Karakter olarak baktığımızda ben dizideki Bloom’un ergenlikten çıkamamış bir genç kız olduğunu görüyorum. Bloom liderlik, cesaret gibi özelliklere sahip olması gereken bir karakter ama dizideki Bloom daha çok kendi isteklerine önem veren ve sonradan yaptığı yanlışları düzeltmek için uğraşan biri olmuş durumda. Yaptığı yanlışları düzeltmeye çalışması iyi bir özellik olsa da herkesin en başından itibaren onu uyarması, yanlış olduğunu söylemesi ama onun buna rağmen onları dinlememesi ve başlarına sürekli sorun çıkarması beni çok rahatsız etti. Ben çizgi filmi izleyeli çok uzun bir süre geçti bu sebeple de Bloom’un çizgi filmde de bu kadar sorumsuz olup olmadığını hatırlamıyorum. Ama dizideki Bloom’un sorumsuz olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Liderlik yapmaya uygun bir karakteri yok. Bu da diziyi izlerken Bloom’un yaptığı birçok şeye kızmama ve saçma bulmama sebep oldu. Özellikle çocukluğumda bir Bloom hayranı olduğumu düşünürsek oldukça normal bence. Erkek başrolümüz Sky (Danny Griffin), en yakın arkadaşı Riven (Freddie Thorp) birinci sezonda fena bir iş çıkarmamış olsalar da ikinci sezonda kendilerini geliştirmiş gibi duruyorlar. Özellikle ikinci sezonda karakterlerinin biraz daha derinleşmesini iyi yansıtmışlar. Winx Club kızlarına gelirsek de Musa (Elisha Applebaum), Stella (Hannah Van Der Westhuysen) ve Terra (Eliot Salt) en başarılı oyunculuğu sergileyen kişiler olmuş durumda. Daha derin bir karakter yapısına sahipler ve bu derinliği içselleştirip bize yansıtmayı başarabilmişler.

Gördüğünüz gibi her ne kadar senaryo ve diziyi çizgi filmden ayrı bir şekilde incelemeye çalışsak da bunun mümkünatı yok. Çünkü her şeyden önce bu dizinin reklamı yapılırken çizgi filmin uyarlaması olduğu söylenmiş bulunmakta. Ve ben ve benim gibi seyirciler de bu diziye başlarken çizgi filmin dizisi olarak hayal etmişti. Bu da herkesi hayal kırıklığına uğrattı.

Bu bakış açısının haricinde diziye sadece bir dizi olarak baktığımda da hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü aslında her işi Aisha, Musa, Terra, Stella ve Flora yapıyor olsa da sanki her şeyi başaran Bloom gibi bir bakış açısı var dizide. Ayrıca diziyi gençlik dizisi yapmak için içine gereksiz miktarda cinsellik ve uyuşturucu sokulmuş olması beni daha da rahatsız etti. Herhangi bir dizide bunların olması hiçbir problem değil fakat bu diziyi  sırf bütün gençlik kitlesini çekmek için bu hale getirmiş olmaları ve buna rağmen senaryonun çok zayıf ve oyunculuklarında kötü olması daha üzücü olmuş.

İkinci sezonda birinci sezonda olmayan Flora karakteri bir anda ortaya çıkmakta.  Hatta kendisi Terra karakterinin kuzeni olarak gelip bir anda gruba dahil oluyor. Ve hiç kimsede onun nereden geldiğini sorgulamıyor. Fakat ben bir seyirci olarak Flora’nın bir anda çıkıp gelmesinden ve sanki yıllardır oradaymış gibi davranmasından hoşlanmadım. Çok hızlı bir hikayeye dahil oluş gerçekleştirdi.

Dizinin  görsellik olarak kalitesine baktığımızda da ortalama olduğunu söyleyebilirim. Her ne kadar Yanık adındaki canavarlar güzel yaratılmış olsa da Winx’lerin kanatları, dönüşüm süreçleri ve büyüleri pek ikna edici gözükmemekte. Sadece Aisha ve Terra karakterlerinin büyüleri daha gerçekçi görünmekte. Bunun sebebinin de yaptıkları büyülerin doğa ile alakalı olması olduğunu düşünüyorum. Onun haricinde Ejderha Alevi çok da iyi yansıtılamamış bence. Hikayeye göre Ejderha Alevi en güçlü sihir ama görüntü de bu karşılığını bulamamış.

Genel olarak bakıldığında ben umduğum heyecanı ve sihri dizide bulduğumu söyleyemem. Ama buna rağmen herkesin hala merakla neler olacağını beklediğini biliyorum çünkü bir yanımız hala bu diziyi çizgi filmiyle karşılaştırmakta. Bakalım bekleyip görmekten başka çaremiz yok. Sihirli günler.

The Winx Fate of Saga 2.Sezon İncelemesi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap