Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleriThe Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Yazar: Tolga Taşan
The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

The Bear, ilk çıktığı andan itibaren televizyon tarihine adını yazdırmayı başaran bir dizi olarak beş yıllık serüvenini sonlandırdı. Acısı, tatlısı, burukluğu ve bazen de ekşiliğiyle gerçek bir şefin spesiyeli olan dizimiz, sezonlar boyunca yaptığı birikimi boşa çıkarmamış. Şefler, seyirciye muhteşem bir veda yemeği hazırlamış.

Geçtiğimiz sezon, önceki sezonlarda biriken hesaplaşmaların yüzleşmeye dönüşmesi adına önemli bir adım atan Bear ekibi, nihayet ulaştıkları noktayı korumaya çalıştıkları yeni bir yol çizmeye başladı. Bu nedenle sezonun ilk bölümleri daha çok empati ve iletişim üzerine kurulu ilerliyor.

Diziyi henüz izlemediyseniz, öncelikle her sezonun kendine özgü bir ruhu olduğunu söylemek isterim. Her biri bir fine dining tabağı gibi servis edilen bölümler, özenle hazırlanmış bir menü misali deneyimin süresi bile hesaplanarak tasarlanmış.

Tüm bölümler yayımlanmışken binge watch yapma şansınız varsa sezon sezon izlemenin daha iyi bir deneyim sunduğunu düşünüyorum.

Dizinin tüm bölümleri FX’te yayımlandı; bu nedenle Disney+’ta da yer alıyor.

Fakat uyarmam lazım: Yüksek dozda travma içeriyor.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Bu Sezon Empati Sezonu

Carmy’nin iyi bir şef olduğunu yeniden hatırlamak için çıktığı yolculuk, sonunda hem onu hem de çevresindekileri yeni bir rotaya sokmayı başardı diyebiliriz. Bear ekibi, her ne kadar travmalarla yaşamaya ve kendini sabote etmenin bir yolunu bulmaya alışmış olsa da artık kartlarını açık oynamaya başlıyor. Bunun temelinde de Carmy’nin geçen sezon finalinde yardım istemek için dürüstçe attığı adımla başlayan dönüşüm yatıyor.

Sydney ve Richie için büyük bir sürpriz olan Carmy’nin restoranı bırakma kararı ve ardından ikiliye ortaklık teklif etmesiyle geçen sezona veda etmiştik. Bu sezon ise kaptanlık görevini Sydney’in devraldığını, Carmy’nin ise daha çok destek rolünde kaldığını görüyoruz. Ekibin henüz haberdar olmadığı ortaklık meselesi ise üçlü arasında patlamaya hazır bir bomba gibi duran bir gerginlik yaratıyor.

Sydney için hayallerinin bu kadar yakın olması, hatta adeta altın tepsiyle önüne sunulması, düşündüğü kadar sevindirici olmuyor. Önceki tecrübelerinden kalan ağır hayal kırıklıklarının da etkisiyle, yüzündeki maskeyi ve ördüğü duvarları indirmeden süreci dikkatle yönetmeye çalışıyor. Üstelik ilk gününde, omuzlarına bir anda yüklenen sorumluluklarla mücadele ederken Chicago da tarihinin en büyük fırtınalarından biriyle karşı karşıya kalıyor.

Richie ise, geçen sezon bıraktığımız yerden, Gary filminde Mikey ile olan geçmişini düşündüğü bir günün sonunda yaşadığı trafik kazasıyla sezona başlıyor. Neyse ki filmin sonunda gördüğümüz kazanın çok ciddi olmadığı kısa sürede anlaşılıyor da, geçmiş travmalar henüz kapanmaya başlamışken diziye yeni bir travma katmanı daha eklenmiyor.

Richie’nin hikâyesi aslında geçen sezon büyük ölçüde tamamlanmıştı. Geçmişiyle barıştı, ailesini korudu, liderlik ve organizasyon becerilerini zirveye taşıdı. Bu sezon ise artık ekibin ihtiyaç duyduğu çapa, bir abi figürü olarak yerini sağlamlaştırıyor.

Restoranda ise durum beklendiği üzere yine kaotik. Batmak üzere olan bir işletmede yaşanabilecek bütün sorunlara ek olarak, sezon adeta su alan bir gemi gibi başlıyor. Çalışanlar yorgun, gelecekten umutsuz ve bir sonraki rotalarını düşünmeye başlamış durumda. Ekip bir taraftan fırtınanın getirdiği yıkımla mücadele ederken diğer taraftan kendi kişisel sorunlarını çözmeye çalışıyor.

Fakat tüm bunların ortasında artık yıkıma teslim olmuş, vazgeçmiş bir Carmy yok. Bu sezonun en sevdiğim taraflarından biri de buydu. Şimdiye kadar bütün sorunlarından kaçarak, yeni kaoslar yaratarak ya da sürekli bir şeyleri suçlayarak çözüm arayan; fakat iletişim kuramadığı için bunların hiçbirini gerçekten çözemeyen Carmy’nin yerini daha sağduyulu, anlamaya çalışan ve dünyaya yalnızca kendi gözünden değil, başkalarının ayakkabılarını giyerek de bakabilen bir Carmy alıyor.

Dizi de bu değişimi ödüllendiriyor. Ancak hem Bear ekibi hem de seyirci bu dönüşüme haklı olarak temkinli yaklaşıyor.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Tüm Defterler Kapanıyor

Sekiz bölümden oluşan sezonun ilk üç bölümü; 20, 25 ve 23 dakikalık süreleriyle hikâyenin temelini kuruyor. Bir bakıma sezon sonunda yaşayacağımız katarsise hazırlık niteliğindeki bu kaos bombardımanı, önceki sezonların da kısa bir özeti gibi.

Restoran dağılıyor, depoda eksikler var, ekip kendi içinde güvensizlik de dâhil olmak üzere sayısız problem yaşıyor.

Dördüncü bölümde ise çözümler yavaş yavaş görünmeye başlıyor.

Daha bölümün başında sezonlardır beklediğimiz dürüst ve anlayışlı Carmy-Richie sohbeti bizi karşılıyor. İki taraf da kendi yüzleşmelerini yaşamış ve artık hayata daha gerçekçi bir yerden bakabiliyor.

Richie, her ne kadar istemese de Carmy’nin geleceğini konuşmaya başlıyor ve ona belki de hayatının tavsiyesini veriyor:

“Başka insanları ve başka şeyleri düşünmen gereken bir iş yapmak senin için daha iyi olur. Takım oyuncusu ol, tamam mı? İnsan ol. Birine nasıl olduğunu sor. İyi olduklarını söyle. Bilmiyorum.”

Bu konuşmanın ardından kısa bir sessizlik oluyor. Sonra Carmy ilk adımı atıyor:

“Sen nasılsın?”

Richie ise ilk kez tüm samimiyetiyle cevap veriyor:

“Zorlanıyorum.”

Bu sahne, ikili için inanılmaz bir karakter gelişimi anı. Sade, dürüst ve etkileyici. Biraz daha dertleştikten sonra bu kez Richie, Carmy’den konuşması için fikir istiyor. Carmy’nin verdiği yanıt da tam olarak bu dönüşümün özeti niteliğinde:

“Sadece dürüst olman lazım. Saçma sapan alıntılar okuma. Herkesle dürüst ol. Gerçek ol, tutkulu ol. İnsanları gaza getirir.”

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Bu konuşmanın ardından Carmy, kız kardeşi Sugar’ın yanına gidiyor. Sugar’ın yaşadığı sıkıntı ise tüm ailenin ortak yarası olan “anne problemi”. Geçtiğimiz sezonlarda anneleri Donna’nın, Carmy’de birebir karşılığını bulan manik-depresif ve yıkıcı yönünü görmüştük. Bu sezonda ise yoğun iş temposu içinde Sugar’ın yeni doğan bebeğini emanet edebileceği kimse yok. Elindeki tek çözüm, bir taraftan işleri yürütmeye çalışırken diğer taraftan tek kulaklıkla evdeki sesleri dinlemek.

Carmy ile dertleşirken bunun nedenini de Sugar’ın ağzından duyuyoruz. Carmy ona:

“Kötü bir şey olmasını mı bekliyorsun?”

diye soruyor.

Sugar’ın cevabı ise yıllardır taşıdığı yükü tek cümlede özetliyor:

“Hayır. Bu bir dürtü. Dinlemem gerekiyor. Şu an dinlemeden duramıyorum ve sanki kötü bir şey yapmasını istiyormuşum gibi hissediyorum. Anlıyor musun?”

Bu, baş etmesi son derece zor bir sorun. İkisi için de annelerine bir şans daha vermek, ellerindeki tek ebeveyn figürünü de tamamen kaybetme riskini beraberinde getiriyor. Yine de konuşmanın sonunda yalnızca bakışarak sessiz bir anlaşmaya varıyorlar. Kötü ihtimalleri düşünmeyecekler. Her şey yoluna girecek.

Konuşmanın ardından Carmy, Sugar’a kulaklığı bir süre onun yerine takabileceğini söylüyor. Belki de uzun zamandır ilk kez gerçekten yük paylaşmayı teklif ediyor.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Sydney ile Richie’nin üzerindeki akşam servisi baskısı ise saatler ilerledikçe daha da artıyor. Sydney, bu işin altından kalkabilmek için yetersiz malzeme, eksik ekipman ve sınırlı servis imkânıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu nedenle tabaklarını son anda değiştirmek, hatta porsiyonları küçültmek zorunda kalıyor. Richie ise Bear’ın ruhunu koruyabilmek adına her misafiri en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyor. İkisi de mükemmeliyet için çabalayan ve ilk büyük sınavlarına hazırlanan restoran ortakları gibi hissediliyor.

Sydney ise önceki sezonlardaki idealizminin son kırıntılarını korumaya çalışıyor. İyi işler yapma inancı yıpranmış; Carmy ile mutfakta sürekli çatışmaktan ve hep savunmada kalmaktan yorulmuş durumda. Carmy sonunda bunun da farkına varıyor ve desteğini yalnızca sözle değil, davranışlarıyla da göstermeye başlıyor.

Yine de Sydney’nin gerçekten huzura kavuşabilmesi için bu geceyi başarıyla tamamlaması gerekiyor. Ancak o da biliyor ki bu restoranda her şey kusursuz gitse bile, bütün emekleri yerle bir edecek yeni bir kriz her an kapıda olabilir.

Tüm bu yaşananlar ve Bear’ın sezonlar boyunca işlediği problemlerin en net tespitini ise Richie’nin konuşma hazırlığı sırasında fikir aldığı Jessica yapıyor:

“Yap gitsin. Geciktikçe daha kötü olacak. Doğru, kolay değil. Tavanda delik var diyebilirsin ya da restoranı su bastı. Fırtına yüzünden trafik kilitlendi. Üniformamız yok. Ya da… burada çalışan herkesin kişilik bozukluğu var.”

Sezonun bana göre taşıyıcı kolonu olan dördüncü bölüm, baştan sona izlemekten büyük keyif aldığım bir deneyimdi.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Son bölümlere doğru artık restoran içindeki roller tamamen benimsenmiş durumda. Herkes, kaderini yaşamayı bekliyor. Fakat bir Bear klasiği olarak rezervasyonlar yine sarkıyor. Mutfakta ve restoranda neredeyse mutlak bir sessizlik hâkim.

Dizinin gerilim unsurunu bundan daha etkili kullandığı anlar elbette var. Ancak finale yakışan bu bekleyiş, karakterlerin yüzlerindeki gerginlik ve korkuyla birleşince son derece çarpıcı bir atmosfer yaratıyor. Bazen en kötü ihtimal bile belirsizlikten daha fazla rahatlatır insanı. Çünkü en azından bir sonraki adımını planlayabilirsin. Oysa beklemek… İşte o bekleyiş, The Bear‘ın gerçekliği seyirciye ne kadar incelikli bir şekilde hissettirebildiğinin en güçlü kanıtlarından biri.

Müşterilerin restorana adım atmasıyla birlikte başlayan kaos da aynı etkiyi yaratıyor.

Bu nedenle yedinci bölümün 52 dakikalık süresi, insanın nasıl geçtiğini anlamadığı bir hızla akıp gidiyor. Bölüm, seyirciyi oradan oraya savuran bir roller coaster yolculuğunu andırıyor. Masalar yetersiz, servis aksıyor, yemekler sürekli sürprizlerle karşılaşıyor ve misafir akını bir an olsun durmuyor.

Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi her fırtınanın da sonu var. Önemli olan, fırtına dinene kadar ayakta kalabilmek. Bunu başarabilirsen, o fırtınanın ardından gelen sessizlik bile ödüle dönüşüyor.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Dizinin son bölümleri adeta bir festival havasında geçiyor. Ekibin birbirine bir makinenin dişlileri gibi uyum sağlaması, krizleri yönetme biçimleri ve kurdukları iletişim, ilk sezondan bu yana kat ettikleri yolu düşündüğümüzde son derece tatmin edici. Restoranın yalnızca yemek sunan bir mekân değil, başlı başına bir deneyimin parçası hâline gelmesi de bunun önemli bir ayağını oluşturuyor. Hatta dizinin, seyirciyi küçük bir görev aracılığıyla mutfağın görünmez bir çalışanına dönüştürmesi bile bu deneyimi güçlendiriyor.

Bu diziyi neden bu kadar sevdiğimi anlatırken hep yapısından, bölüm tasarımlarından, kurduğu gerilimden ve hikâyesinin etkileyiciliğinden söz ediyorum. Fakat sanırım bugüne kadar en önemli ayrıntıyı gözden kaçırmışım.

O kaosun içinde insanların yüzünde oluşan gülümsemeyi görmenin verdiği tatmin…

Asıl mesele bu.

Bölümün sonlarına doğru Sydney’nin, savaş kazanmış bir komutan edasıyla misafirlerin arasından yürürken insanların ne kadar keyif aldığını fark ettiği an, bana göre dizinin neden bu kadar iyi olduğunun en net cevabı.

Bütün krizler atlatılmıştır.

Fırtına dinmiştir.

Mürettebat hayattadır.

Üstelik savaş büyük bir zaferle kazanılmıştır.

Yarın yeni bir savaş başlayacaktır. Ama o an önemli olan tek şey, dostlarınla birlikte restoranın arka kapısında paydos sigaranı yakıp derin bir nefes alabilmektir.

İşte The Bear‘ın en iyi yaptığı şey de tam olarak bu.

Yalnızca büyük zaferleri değil, zafere giden tüm engebeli yolları ve o zaferlerden sonra yaşanan küçük sessizlikleri anlatmak.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Diziye Son Övgüler

Açıkçası dizinin bize böyle bir final hazırlamış olması beni inanılmaz rahatlattı. İyisiyle kötüsüyle bütün karakterlerle kurduğumuz bağın, beş sezon boyunca birlikte büyüttüğümüz bu hikâyenin kötü bir tercihle yerle bir edilmesi de mümkündü. Bizi yas ve duygusal boşluklarla dolu bir finale mahkûm etmedikleri için gerçekten teşekkür ediyorum.

Bu kadar duygusal yatırım yaptığın bir hikâyenin karşılığını alabilmek gerçekten çok iyi hissettiriyor.

Sekizinci bölüm de tam olarak bunun için tasarlanmış gibi. Güneşli bir gün, yeni başlangıçlar… Bir önceki günün bütün olumsuzlukları artık geride kalmış. Yaşananlar, arkadaşlarınla dönüp konuşabileceğin güzel anılara dönüşmüş.

Aslında dizi bizi daha ilk bölümden itibaren buna hazırlıyordu. Carmy yolunu her kaybettiğinde ya da yolu gereğinden fazla önemseyip yol arkadaşlarını ezip geçtiğinde, geçmişin hayaletleri peşini bırakmadığında yaşanan yıkımlar hep hikâyenin merkezindeydi. Bu yüzden mutlu bir finale olan inancım zamanla yerini “Acaba?” sorusuna bırakmıştı.

Aslında geriye dönüp baktığımda dizinin bütün bu yumuşamasının, karakterlerin nihayet birbirini dinlemeye başlamasının arka planında Ebraheim tarafından ortaya atılmış ve ilmek ilmek işlenmiş bir fikir de var: Beef’in franchise olma ihtimali. Sezonun ortasında bir öneri olarak masaya gelen bu fikir uzun süre havada asılı kalıyor, ne tam reddediliyor ne de sahipleniliyor. Çünkü Mikey’nin hatırası bir yana, Bearlar henüz birbirleriyle düzgün konuşamazken böyle büyük bir kararı birlikte alabilecek durumda değiller. Asıl değişim, ekip bütün bu fırtınayı atlatıp birbirini dinlemeyi, gerçekten insan olmayı öğrendikten sonra geliyor; o zaman önlerindeki bu ihtimale daha sakin, daha berrak bakabiliyorlar. Yine de bu hâlâ sadece bir olasılık, kesinleşmiş bir kurtuluş değil. Dizi de bunu büyük bir kutlamayla değil, sakin bir umutla bırakıyor ortaya.

Son bölümde ise elimizde; güzel anılar, idealler, hayaller ve beş sezon boyunca sabırla örülmüş koca bir anlatı kalıyor.

Dizide yer alan bütün oyuncular ve kamera arkasındaki teknik ekip, beş sezon boyunca muazzam bir emek ürünü ortaya koydular.

Jeremy Allen White, Ayo Edebiri, Ebon Moss-Bachrach, Liza Colón-Zayas, Abby Elliott, Lionel Boyce, Oliver Platti, Will Poulter ve Jamie Lee Curtis’in her biri ayrı ayrı muazzam performanslar sergiliyor. Bu ekibin önümüzdeki ödül sezonunda adından sıkça söz ettireceğini düşünüyorum.

Başta The Bear’ın yaratıcısı Christopher Storer olmak üzere bütün yazarlar ve yönetmenler artık radarımda. Bundan sonra ne üretirlerse mutlaka takip edeceğim.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar'ın Son Akşam Yemeği

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Toparlayalım

The Bear, iyi ki hayatımıza girmiş.

Birbirinin kopyası hâline gelmiş, giderek daha sentetik hissettiren işler arasında gerçek anlamda nefes aldıran bir yapım oldu.

Beş sezon boyunca bize yalnızca mutfağı anlatmadı; travmayı, aileyi, yas tutmayı, iletişim kurmayı, affetmeyi ve en önemlisi değişebilmenin mümkün olduğunu anlattı.

Belki de dizinin en büyük başarısı burada yatıyor.

Karakterlerini hiçbir zaman kusursuz insanlar olarak sunmuyor. Tam aksine, onların en kırılgan, en bencil ve en öfkeli hâllerini gösteriyor. Sonra da bizi, bu insanların gerçekten değişebilme ihtimaline inandırıyor.

İşte bu yüzden finali bu kadar etkileyici.

Çünkü kazanan yalnızca restoran olmuyor. (Gerçi günün sonunda hiç kar etmediler ama…)

Kazanan; konuşmayı öğrenen insanlar, birbirini dinlemeyi öğrenen kardeşler ve sonunda yardım istemenin zayıflık olmadığını anlayan karakterler oluyor.

The Bear, uzun yıllar boyunca değerini koruyacak ve televizyon tarihinin en önemli dizilerinden biri olarak anılacaktır.

Umarım bu ekibin yeni projelerini de izleme fırsatı buluruz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

The Bear 5. Sezon: Berzattolar’ın Son Akşam Yemeği

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...